13 Şubat 2010 Cumartesi

Sızıntı

Vıcık vıcık duvarları olan, vıcık vıcık, kıvrımlı koridorda yürüdü. Üstünde MDB yazan kapıyı tıklattı. Girmesine izin verilince ürkekçe kapıdan geçti.
"Efendim, DDB'de sızıntı tespit ettik."
Ciddi koltuğunda oturan ciddi kadın hızla ayağa kalktı. Yaptığı hareketin sonucu olarak kırışan üniformasını düzeltti. Aldığı haberi sindirmek için zaman kazanma hareketiydi aslında. Ciddi tavrından ödün vermeyerek sordu.
"Ne kadarlık bir sızıntı?"
"Yüzde elli yedi olarak ölçüldü."
Ciddi kadın kafasını salladı ciddiyetle. Kadının yanında ayakta dikilen üniformalı kadın takımı da ciddiyetle kafasını salladı.
"Nerden çıktı ki şimdi bu?" dedi ciddi kadın. Hiddetlendi. Herşeyin yolunda olduğunu düşündüğü bir sırada böyle bir haber almış olmak iyi değildi.
"Sızıntı giderilebilir mi?" diye sordu.
Haberi getiren üniformalı kadın yüzünü buruşturdu.
"Desteğe ihtiyaçları olabilir, efendim." dedi.
"B.k! Nerden çıktı ki?!"
Haberi getiren ürkek kadın öksürdü.
"Sanırım, efendim, bizim bölümün yoğun çalışmaya hazırlığı fazla bir yüklemeye neden oldu."
Ciddi üniformalı kadının gözleri alev alev yandı bir an.
"Bu da ne demek oluyor?"
Yanındakilerden biri haberciyi korumak adına söze karıştı.
"Yani, sorunlar üzerinde yeteri kadar ayar yapılmamasından kaynaklanıyor olabilir, efendim."
"Öyle mi düşünüyorsun?" ciddi kadın, bu konuşmacıyı, ürkek haberciye nazaran daha ciddiye aldı. Bir süre durumu kafasında tarttı. Vardığı sonuç içine sinince paylaştı.
"Halledilemeyecek bir konu değil." dedi kendine güvenle. "Daha öncede oldu ve halledildi. Bunun da çok farklı olmadığı kanısındayım."
Yanındaki ciddi kadın takımı onaylarcasına homurdandılar.
Ürkek haberci titredi. İstemsizce kafasını salladı.
MDB odasındaki her ciddi kafa, aynı anda, ürkek haberciye döndü. Kocaman olmuş gözler onu dışladı. Ciddi kadın bir adım geri çekilerek sordu.
"Sızıntıya maruz kaldın mı?"
Ürkek kadın iyice küçüldüğünü hissetti. Sahip olduğu son mantıklı düşünceleri bir ara toplayarak cevap verdi.
"Sanırım, efendim." dudakları titredi. "Üzgünüm, efendim."
Ciddi kadın gözlerini ayırmadan baktı bir süre.
"Sorun değil." dedi ciddiyetle. "Halledilebilir."
Haberci hayır anlamında kafasını salladı.
"Hiçbir şey düzeltilemez." dedi. "Kapılıp gidiyoruz." Titredi.
"Bu saçmalık." diye gürledi ciddi kadın. "Bunu sende biliyorsun." Karşısındaki ürkek haberciye bir zamanlar sahip olduğu gerçekleri hatırlatmaya çalıştı.
Yanındaki ciddi kadın takımı umutsuzdu. Gerçekçiydi.
"Efendim, o artık çaresiz." dediler.
Ciddi kadın yüzünü buruşturdu.
"Bu kadar çabuk etkilenmesi kötü oldu." dedi.
Yanındakiler onayladı.
Ciddi kadın, geçen her saniye ile büzülen haberciye baktı. Ürkek haberci gözlerini yere dikmişti.
"Yüzüme bakabilir misin?" dedi ciddi kadın.
Haberci kafasını hayır anlamında salladı.
Üniformalı ciddi kadın başını öne eğdi.
"Eğer bakabilseydin belki bir şansın olabilirdi." dedi. Seri bir hareketle belindeki silahı çekti. Ürkek haberci daha ne olduğunu anlayamadan binlerce minik parçaya, parçacığa bölündü. Vıcık vıcık duvarların arasından vıcık vıcık, kıvrımlı koridorda uçuşarak kayboldu.
"Bu işi denge ile halledeceğiz. "dedi ciddi kadın. "Ne onlar bizim sınırımızı geçecekler ne de biz onların."
Yanındakiler onayladılar.
"Halledilecek." dedi üniformalı kadın. "Daha öncede oldu ve geçti. Önemli olan bizim sağlıklı kalmamız." Döndü, ciddi koltuğuna oturdu.
"DDB'yi bağla bana." dedi telefonun öbür ucundakine. Karşıdan sesi duyunca ciddiyetle konuştu.
"Tarafsız bölgede oturum talep ediyorum. Sızıntı ve etkilerini görüşmek adına."
Karşıdaki sesi dinledi ve yanındakilere gülümsedi.