Alışveriş merkezindeyim. Dolanıyor, bakınıyorum. Bir anda alışveirş merkezine bir şey çarpıyor. Ufak bir meteor mu yoksa bir uzay gemisi mi hatırlamıyorum ama çarpıtığı yerden hastalık yayılıyor ve bende o hastalığa yakalanıyorum. Bulaşıcı bir hastalıkmış ve benimde onu olabildiğince fazla insana yaymam gerekiyormuş. Sanırım o hastalık yapmam gereken şeyin onu yaymak olduğunu söylüyor. Ya da belki de doğru olan insanlığın o hastalıpa yakalanması.
Hangisi olduğu önemli değil, neticede ben alışveriş merkezinde deli gibi koşarak hastalığı yaymaya çalışıyorum. Askerler olayın farkında ve hastalığı kapmış olanları öldürüyorlar. Peşimde üç askerin olduğunu hatırlıyorum. Alışveriş merkezinden çıkıyorum ve sahne değişiyor.
Fabrika gibi bir yerdeyim. Temiz insanlara hastalığın bulaştığı bir fabrika. Fabrikayı dolaşıyorum. Bir sistem yapmışlar; devasa bir dil yapmışlar, yakaladıları bütün insanlara bir şekilde bağlı. O devasa dile elimi sürüyorum. Herhangi bir ıslaklık hissetmiyorum. Dolayısıyla da herhangi bir iğrenme.
Yapmam gerekeni yapıyorum, doğru olanı yapıyorum ve binlerce insana aynı anda hastalığı bulaştırıyorum. Elimi o dile defalarca sürerek. Ve uyanıyorum.