Resmen beynimin sızıntılarından, paçavralarından örülmüş rüyalar görüyorum. Bu seferkinin belli bir gidişatı, giriş gelişme sonucu yok. En azından benim hatırladığım parçaları pek devam eden türden değil. Gene de sadece beynim hakkında, benim hakkında bir fikriniz olsun diye yazıyorum.
Kaan'la Tekken turnuvasına katılıyoruz. Yaklaşık bir yirmi kişi bir odaya geçmişiz ekrana bakıyoruz. Güzel bir hatun kimlerin dövüş yapacağını ayarlıyor. Kaan oynuyor mu hatırlamıyorum ama benim ismim yok listede ve şikayet etmiyorum. Zira o odadaki herkesin azıma s.çacağından eminim. Bir tanesi dövüşte belindeki shotgun ı çıkarıyor, karşısındakini vurup öldürüyor. Onu gördükten sonra oynamaya hiç hevesim kalmıyor.
Bir başka sahnede Tekken'de son günlerde kastığım Leo adındaki karakterim. Ve sanırım şu Manhattan köprüsü var ya ya da işte oradaki çelik köprülerden biri, onun tepesine tırmanmaktayım. Çünkü Lili'yle (Tekken'deki diğer bir karakter) kapışıyorum. Bir ara aşağıya bakıyorum ve o kadar yüksekteyim ki fena oluyorum. Ellerimden asılmış tırmanmaya çalışıyorum. Ama aşağısı çok korkunç. Lili'nin yanına vardığım da bu kısımla hatırladıklarım bitiyor.
Bitirme grubundan Özge var bu sefer. Bana bir mail atmış. Mail da bitirme ile ilgili herşeyi yaptığından hatta betonarme ödevini bile bitirdiğinden bahsediyor. Bir de üstüne başka yapacak herhangi bir şey olup olmadığını soruyor. O kadar deli oluyorum ki... Nasıl yetiştirdi lan, diye düşünüyorum. Ben bir s.kim yapamadım, karı herşeyi bitirmiş, diyorum. Ondan uyanıp rüya olduğunu anlayınca ayrı bir rahatladım.
Bir diğeri, bir barın önünde, dışarıdayım. Sanırım sigara içiyorum ama emin değilim. Sonra dışarıya tanıdığım iki kız çıkıyor. Bir tanesini gerçekten tanıyorum ama yüzü gittikçe silikleştiğinden bir fikrim yok artık. Ama diğer kız, onu gerçekte tanımıyorum ama rüyamda o kızı tanıyorum ve o kızdan baya hoşlanıyorum. Hatta buna hafif cinsel bir çekimde diyebiliriz. Baya beğendiğim bir kız. Tanıyoruz birbirimizi. Beni çağırıyorlar. Gidiyorum yanlarına. Bir kaç muhabbet falan ediyoruz. İçkilerden, içerideki ortamdan falan konuşuyoruz. Sonra beraber içeri giriyoruz. Ben kızın çok hoş olduğunu düşünüyorum. Bardan çıkıyorum tek başıma. Eve gidicem, sarhoş olmamışım, bu nedenle de tadım yok. Tam caddeye çıkıp gidecekken arkamdan gene ikisi çağırıyor. Nereye gidiyorsun, diyorlar. İçkim bitti, gidiyorum, diyorum. Bizim bir şişe şarabımız var, içer misin, diye soruyorlar. Tereddüt ediyorum, zira ayıp olur diye düşünüyorum. Ayıp olur ya, diyorum. Saçmalama, diyor benim beğendiğim kız. Onlara katılıyorum. Şarabın tadı biraz fazla buruk. Kötü şarapmış, diyor beğendiğim kız. Eh, diyorum, fena değil. Gene ayıp olmasın diye öyle söylüyorum. İçimden bunu yerine soğuk bir bira ne güzel olurdu diyorum. O arada bir başkasını görüyorum. Sanırım liseden Can. Geliyor, muhabbet falan ediyoruz. Sonra içkiye ortak olmak istiyor. Uyuz oluyorum. Sorun içkiyi onunla paylaşmak değil. Sorun benim olmayan bir içkiyi benim arkadaşımla paylaşmak zorunda kalmaları. Ona uyuz olarak da bu rüyadan uyanıyorum.
Bunların hepsi tek bir gecede görüldü. Her uyandığım da ayrı bir dumur yaşadım. Gerçekten düşünce parçalarımın oluşturduğu çamurumsu bir suyun içinde yüzüyorum. Ve bazen bu midemi bulandırıyor. Gore rüyaları bunlara tercih ederim!
27 Aralık 2010 Pazartesi
10 Aralık 2010 Cuma
Rüya (Toplu Cinnet)
Akşam olmuş, hava kararmış ve biz birkaç arkadaş ve yanımda erkek arkadaşım ile (tanımadığım bir insan kendisi) dışarıdayız.
Arkadaşlarla çalışmaya karar vermişiz ve sanki Zincirlikuyu'nun oradaki metrobüs durağına benzeyen bir yerdeyiz. Gideceğimiz yere nasıl gideceğimizi konuşuyoruz.
Konuştuğum kişilerden bazısını tanıyorum. Biri bu dönem aldığım deprem dersinde grup arkadaşım. Çalışacağımız yere nasıl gideceğimizi soruyorum. Yürüyerek gidilir, diyor. Öndekileri takip edeceğiz. Tamam, diyorum. Yanımda erkek arkadaşım yürümeye başlıyoruz. Bir süre sonra kalabalıktan ayrı düşüyoruz ve ben etrafıma bakınıyorum. Neredeler, diye soruyorum yanımda ki kıza (deprem dersinden arkadaşım). Gelirler, diyor. Biz gidelim.
Girişi büfe gibi olan bir yere giriyoruz. Koridor uzun. Sonuna doğru solda bir kapı görüyoruz ve içeri giriyoruz. Herkes gelmiş, çalışmaya başlamış. Bizde katılıyoruz ve çalışmaya başlıyoruz.
Sahne değişiyor. Ben içecek birşeyler almak için yerimden kalkıyorum. Bir kızla bir oğlanın arasına girmek zorunda kalıyorum. O arada kız bir laf söylüyor. Ne söylediğini hatırlamıyorum ama hareket ediyor, eziyor ya da sataşıyor. Üçünden biri ya da ortaya karışık bir şey. Gülüyorum ve omuz silkip yerime geri dönüyorum. Erkek arkadaşım güldüğümü görüyor ve ne olduğunu soruyor. Kızdan ve erkek arkadaşından ve bana dediklerinen bahsedip gülüyorum. Önemsemiyorum. Sallamıyorum, hatta erkek arkadaşıma anlatmamın tek sebebi de beraber gülüp geçmek için.
Ama bir anda erkek arkadaşım elindeki sigara paketini o çocuğa doğru atıyor. Paket çocuğun kafasına çarpıyor ve dönüp erkek arkadaşıma bakıyor. Sevgilimi hiç böyle görmemişim. O kadar korkuyorum ki hemen koluna sarılıyorum. Haydi, artık gidelim, çalışmayacağım, diyorum. Ama O kesinlikle beni duymuyor. Gözlerini yaklaşmakta olan çocuğa dikmiş halde.
Çocuk geliyor, insanlar aralarına giriyor. Ben deli gibi sevgilimin kolunu sıkıyor ve devamlı tekrar ediyorum, yapma ,lütfen, gidelim!
Bir şekilde fırsat buluyorum, aralarına dalıyorum ve sevgilimin kucağına atlıyorum. Beni tutmak zorunda kaldığı için dikkati dağılıyor. Sarılıyor bana. Ellerimi saçlarına daldırıp çekiyorum, yeter artık, gidelim, diyorum. Ağlamama iki var.
Bana bakıyor, sonra tekrar çocuğa bakıyor. Bakışlarını tekrar bana çevirdiğinde gülümsüyor. Tamam, gidelim, diyor.
Kapıdan çıkıyoruz. Kızın teki yanımdan geçerken omuz atıyor. Ama hiçbir şekilde tepki vermiyorum. Verirsem gene patlak verecek çünkü. Ve o an için tek istediğim oradan s.ktir olup gitmek. Korkuyorum çünkü. Deli gib korkuyorum. Bu yüzden arkama bakmadan kapıdan çıkıyorum.
Tek bir an görüyorum sevgilimin gözlerindeki bakışı. Tek bir an yakalıyorum ve anlıyorum ki artık bunu durduracak gücüm yok.
Bir anda kuduz köpekler gibi birbirlerine giriyorlar. Bağırışlar, çağırışlar... Ben ise keçiye dönmüşüm, kıpırdayamıyorum bile. İnsanların ayırmak için aralarına dalışını izliyorum sadece. Sonra farkediyorum ki ayırmak için dalmamışlar. Kavga etmek için dalmışlar. Yumruklar, tekmeler, çığlıklar...
Kendime geliyorum ve koşarak büfeye doğru gidiyorum. Yardım edin, lütfen, ayırın onları, diye bağırıyorum. İki üç oğlan buluyorum. Kollarından tutup odaya doğru götürüyorum. Lütfen yardım edin! Birbirlerini yiyorlar!
O kadar yavaş yürüyorlar ki sanki... Ömrümden ömür gidiyor.
Kafalarını sola doğru çeviriyorlar ve bakışları değişiyor. Şaşkınlık, korku ve iğrenme.
Odaya bakıyorum ve yerde yatan iki beden görüyorum. Biri benim sevgilime ait biri de kavga ettiği çocuğa. İkisininde kolları vücutlarından ayrılmış, omuzlarının aşağısı kanlı boşluklar. İkisininde kafası geriye doğru bakıyor, gözleri ve ağızları açık. Daha sonra odanın içinde başka vücut parçaları görüyorum. O odanın içindeki herkese ait olan ama yerlerinden çok uzakta olan kollar, bacaklar, gövdeler...
Daha karşımdaki manzarayı sindiremeden yanımdaki çocukların da değiştiğini farkediyorum. Bakışları değişiyor. Artık korku ya da iğrenme yok. Açlık var sanki. Ete olan bir açlık değil ama. Acıya ve çığlıklara olan bir açlık.
Koşmaya başlıyorum. Kendimi dışarı atıyorum. Yürüdüğümüz bütün yolu koşarak geçiyorum. Metrobüs durağı gibi olan yere geliyorum. Gecenin bir vakti olmasına rağmen çok kalabalık. Biri bana doğru koşuyor. Herhangi bir kelime söyleyemeden üzerime atılıyor ve ısırmaya çalışıyor. Bir başkası geliyor ve kolumu koparmaya çalışıyor. İlerledikçe kalabalığın arasına karışıyorum ve kalabalık beni parçalamaya çalışıyor. Aklıma dünyanın sonu senaryolarından biri geliyor. Cehennemin kapısının açıldığını düşünüyorum. Herkes deliriyor, cinnet geçiriyor ve tek amacı acı tattırmak oluyor.
Etrafımı çevirenlerin sayısı o kadar fazlaki... Herkes üstüme çullanıyor. O zaman anlıyorum ki kurtulamayacağım. Ölüyorum, diye düşünüyorum ve uyanıyorum.
Arkadaşlarla çalışmaya karar vermişiz ve sanki Zincirlikuyu'nun oradaki metrobüs durağına benzeyen bir yerdeyiz. Gideceğimiz yere nasıl gideceğimizi konuşuyoruz.
Konuştuğum kişilerden bazısını tanıyorum. Biri bu dönem aldığım deprem dersinde grup arkadaşım. Çalışacağımız yere nasıl gideceğimizi soruyorum. Yürüyerek gidilir, diyor. Öndekileri takip edeceğiz. Tamam, diyorum. Yanımda erkek arkadaşım yürümeye başlıyoruz. Bir süre sonra kalabalıktan ayrı düşüyoruz ve ben etrafıma bakınıyorum. Neredeler, diye soruyorum yanımda ki kıza (deprem dersinden arkadaşım). Gelirler, diyor. Biz gidelim.
Girişi büfe gibi olan bir yere giriyoruz. Koridor uzun. Sonuna doğru solda bir kapı görüyoruz ve içeri giriyoruz. Herkes gelmiş, çalışmaya başlamış. Bizde katılıyoruz ve çalışmaya başlıyoruz.
Sahne değişiyor. Ben içecek birşeyler almak için yerimden kalkıyorum. Bir kızla bir oğlanın arasına girmek zorunda kalıyorum. O arada kız bir laf söylüyor. Ne söylediğini hatırlamıyorum ama hareket ediyor, eziyor ya da sataşıyor. Üçünden biri ya da ortaya karışık bir şey. Gülüyorum ve omuz silkip yerime geri dönüyorum. Erkek arkadaşım güldüğümü görüyor ve ne olduğunu soruyor. Kızdan ve erkek arkadaşından ve bana dediklerinen bahsedip gülüyorum. Önemsemiyorum. Sallamıyorum, hatta erkek arkadaşıma anlatmamın tek sebebi de beraber gülüp geçmek için.
Ama bir anda erkek arkadaşım elindeki sigara paketini o çocuğa doğru atıyor. Paket çocuğun kafasına çarpıyor ve dönüp erkek arkadaşıma bakıyor. Sevgilimi hiç böyle görmemişim. O kadar korkuyorum ki hemen koluna sarılıyorum. Haydi, artık gidelim, çalışmayacağım, diyorum. Ama O kesinlikle beni duymuyor. Gözlerini yaklaşmakta olan çocuğa dikmiş halde.
Çocuk geliyor, insanlar aralarına giriyor. Ben deli gibi sevgilimin kolunu sıkıyor ve devamlı tekrar ediyorum, yapma ,lütfen, gidelim!
Bir şekilde fırsat buluyorum, aralarına dalıyorum ve sevgilimin kucağına atlıyorum. Beni tutmak zorunda kaldığı için dikkati dağılıyor. Sarılıyor bana. Ellerimi saçlarına daldırıp çekiyorum, yeter artık, gidelim, diyorum. Ağlamama iki var.
Bana bakıyor, sonra tekrar çocuğa bakıyor. Bakışlarını tekrar bana çevirdiğinde gülümsüyor. Tamam, gidelim, diyor.
Kapıdan çıkıyoruz. Kızın teki yanımdan geçerken omuz atıyor. Ama hiçbir şekilde tepki vermiyorum. Verirsem gene patlak verecek çünkü. Ve o an için tek istediğim oradan s.ktir olup gitmek. Korkuyorum çünkü. Deli gib korkuyorum. Bu yüzden arkama bakmadan kapıdan çıkıyorum.
Tek bir an görüyorum sevgilimin gözlerindeki bakışı. Tek bir an yakalıyorum ve anlıyorum ki artık bunu durduracak gücüm yok.
Bir anda kuduz köpekler gibi birbirlerine giriyorlar. Bağırışlar, çağırışlar... Ben ise keçiye dönmüşüm, kıpırdayamıyorum bile. İnsanların ayırmak için aralarına dalışını izliyorum sadece. Sonra farkediyorum ki ayırmak için dalmamışlar. Kavga etmek için dalmışlar. Yumruklar, tekmeler, çığlıklar...
Kendime geliyorum ve koşarak büfeye doğru gidiyorum. Yardım edin, lütfen, ayırın onları, diye bağırıyorum. İki üç oğlan buluyorum. Kollarından tutup odaya doğru götürüyorum. Lütfen yardım edin! Birbirlerini yiyorlar!
O kadar yavaş yürüyorlar ki sanki... Ömrümden ömür gidiyor.
Kafalarını sola doğru çeviriyorlar ve bakışları değişiyor. Şaşkınlık, korku ve iğrenme.
Odaya bakıyorum ve yerde yatan iki beden görüyorum. Biri benim sevgilime ait biri de kavga ettiği çocuğa. İkisininde kolları vücutlarından ayrılmış, omuzlarının aşağısı kanlı boşluklar. İkisininde kafası geriye doğru bakıyor, gözleri ve ağızları açık. Daha sonra odanın içinde başka vücut parçaları görüyorum. O odanın içindeki herkese ait olan ama yerlerinden çok uzakta olan kollar, bacaklar, gövdeler...
Daha karşımdaki manzarayı sindiremeden yanımdaki çocukların da değiştiğini farkediyorum. Bakışları değişiyor. Artık korku ya da iğrenme yok. Açlık var sanki. Ete olan bir açlık değil ama. Acıya ve çığlıklara olan bir açlık.
Koşmaya başlıyorum. Kendimi dışarı atıyorum. Yürüdüğümüz bütün yolu koşarak geçiyorum. Metrobüs durağı gibi olan yere geliyorum. Gecenin bir vakti olmasına rağmen çok kalabalık. Biri bana doğru koşuyor. Herhangi bir kelime söyleyemeden üzerime atılıyor ve ısırmaya çalışıyor. Bir başkası geliyor ve kolumu koparmaya çalışıyor. İlerledikçe kalabalığın arasına karışıyorum ve kalabalık beni parçalamaya çalışıyor. Aklıma dünyanın sonu senaryolarından biri geliyor. Cehennemin kapısının açıldığını düşünüyorum. Herkes deliriyor, cinnet geçiriyor ve tek amacı acı tattırmak oluyor.
Etrafımı çevirenlerin sayısı o kadar fazlaki... Herkes üstüme çullanıyor. O zaman anlıyorum ki kurtulamayacağım. Ölüyorum, diye düşünüyorum ve uyanıyorum.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)