Harika bir manzara gördüm rüyamda. Akşamdı, parlak bir ay olmalıydı gökyüzünde, zira deniz parlıyordu. Bir köprünün üzerinde yürüyorduk. Şimdi düşününce hafiften Prag'a benziyor gibi geldi. Köprü taştandı. Kimse yoktu bizden başka. Belki bir iki kişi. Sessizdi ve sadece denizin sesi duyuluyordu. Denize bakıyordum. Hafif dalgalar kumsala vuruyordu. Kumsalda bıraktığı ıslak izler parlıyordu. Bazı izleri siliyor, yerine yenilerini bırakıyordu. Ve çok güzel gözüküyordu! Canım deli gibi denize girmek istiyordu. Resmen çekici bir görüntüsü vardı. Sesi bile insanı cezbediyordu.
"Denize girsek güzel olurdu." dedim.
"İstersen girelim." dedi.
"Hayır." dedim. Çünkü görüntüsüne, sesine rağmen girmek istediğim bir deniz dolmadığını farkettim. Tuzluydu. Ve ben içebileceğim bir denizin içinde yüzmek istiyordum. Karşımdaki denizin öyle olmadığını bilmek beni baya üzdü. Çünkü girsek güzel olabilirdi.
27 Şubat 2011 Pazar
4 Şubat 2011 Cuma
Breaking The Waves
Anladım ki Lars Von Trier'i hakkaten seviyorum. Filmlerindeki bölüm geçişleri seviyorum ve tabii ki seçtiği konuları da seviyorum. Kesinlikle din ile ilgili çeşitli düşüncelere sahip biri. Ve de sanırım din adamlarından korkuyor. Bir de daha önce bahsettim sanırım ama tipi de çok sempatik.
Diğer önemli bir nokta da, Emily Watson... Her filmini izledim diyemem ama genel olarak kendisi hakkında iyi bir oyuncu olduğuna dair bir fikir vardı. Ama bu filmi izledikten sonra cidden hayran oldum. Gülümseyişi harika. Utanışı, delirişi, cesareti... Gerçekten harika bir oyuncuymuş. En azından Breaking The Waves'de öyleydi. Yüzünün, hareketlerinin sevimliliği yetmezmiş gibi o aksanı da insanı cezbediyor.
Imdb'den 7.8 almış. Bence 8 alır. Hatta Emily Watson 9 bile alır!
Ayrıca geçişlerideki kullanılan görüntüleri ve müzikleri de çok sevdim. David Bowie, Deep Purple, Jethro Tull, Leonard Cohen...
Bir filmden daha ne istenir ki...
3 Şubat 2011 Perşembe
Memories of Murder
Öncelikle öğrendim ki, sadece Türklere ait olduğunu düşündüğüm bir el hareketi tamamen aynı manada ve aynı şekilde Koreliler tarafından da kullanılıyormuş. Bu beni eğlendirdi. Ama film hakkındaki tek düşüncem bu değil tabii ki...
Kore, Çin, Japon, Tayvan... Kesinlikle yaptıkları filmleri seviyorum, zaten bundan daha önce bahsetmiştim. Memories of Murder'ı da beğendiğim filmler arasına koyabilirim ama bence, gene bir artistlik yaparak fikrimi açıklamak istiyorum, biraz fazla yüzeysel kalmış. Yani son sahnelerdeki hal ve tavırları baştan verebilselermiş daha hoş olabilirmiş. Bir de film müziklerinden aklımda çok bir şey kalmadı ve ben bunu da bir eksiklik olarak görmekteyim. Bu aralar film müziklerinin gayet önemli olduğunu düşünmekteyim. Saçma bir konu bile, bence uygun müziklerle izlenilesi kıvama gelebilir.
Her neyse... Sonuç olarak fena bir film değildi. Aslında 7 alması türlerine göre biraz başarısız olduğunu gösterebilir. Neticede bir Kim Ki-Duk filmi gibi değil :)
In the Mouth of Madness
Nereden, nasıl bulduğumu hatırlayamayacak kadar eski bir zamanda yükledim In the Mouth of Madness'ı.
Dün de izledim. Aslında konu itibari ile Masters of Horror tadını verebiliyor. Basit bir yaratık ya da cehennemden gelen iblis filmlerinden değil. Ama belki eski olduğundan (1994), belki de doğru oyuncuların seçilmemesinden kaynaklı olarak (ohh ohh artistliğe gel yine! Ah, geri döndüm bebek!!) yeterli etkiyi bırakamadı. Halbuki düşününce, gerçekten konu olarak başarılı, giriş gelişme güzel... Maalesef sonuç iyi verilmemiş. İnsanın ağzında belirsiz bir tat bırakıyor. "Boşuna mı izledim?" yoksa "Lan nasıl oldu bu şimdi?!" gibi sorulara sebep oluyor. Ama John Carpenter'a saygı duyuyorum, basit bir cama basit bir elin tıklatmasını bile ürpertici bir şekilde verebiliyor.
Imdb 7 vermiş. Bence bir korku filmi için iyi bir not. The Thing 8.2 almış. Fikir versin diye belirttim.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)