29 Ekim 2020 Perşembe

Disclosure ve Üzen Boys Don't Cry Detayı

Belgesel, kendi naçizane görüşüme göre, insanlık için en faydalı sinema formatı. En basit konudan en karmaşık konuya kadar, insanı aydınlatma gücüne sahip başka bir yöntem olduğunu düşünmüyorum. Göz ve kulağımıza aynı anda hitap ederek pek çok bilgiyi aklımıza kolayca yerleştirmemize yardımcı oluyor. Bir konuda hakkında kendinizi yetersiz hissediyorsanız hemen ilgili bir belgesel izleyin. İyi bir belgesel olmasa bile sizi daha derine inmek konusunda teşvik edeceği, şüphe duyduğunuz şeyleri doğrulamak için sizi dürteceği bir gerçek. Ama bir de güzel bir belgesel bulursanız... Tadından yenmez... Tükettiğiniz gibi başkalarına da bu aydınlatıcı virüsü bulaştırmak için can atarsınız... 

Salgın zamanını düşünürsek tatsız bir benzetme sanki ama ne yapalım, içimize işlediği su götürmez bir gerçek.

Disclosure da izledikten sonra beni düşünmeye iten, paylaşma ihtiyacı hissettiren bir belgesel. Özellikle son zamanlarda, dünyaca tanınan yazarların dahil olduğu trans bireyler konusu sosyal medya gündemine oturmuşken, sinema tarihinde trans bireyler ile ilgili bir belgesel bulmuş olmak beni çok mutlu etti. 

27 Ekim 2020 Salı

Yan Komşum Bir Keçi

Tabii, Bayan Kene olarak yan komşumun bir keçi olmasını çok garip karşılamayabilirsiniz. Ama garip... 

Halen bir bacağını aktif bir şekilde kullanamayan biri olarak, koltukta tek bir yere oturabiliyorum. Oturduğum yer öyle bir hal aldı ki Bayan Kene'nin kıçından başka bir kıç değse alarmlar çalmaya başlayabilir. Birbirimizi o kadar kanıksadık. 

Oturduğum tarafta, evden çıkamadığım bu süreç zarfında gerçek dış dünyayı seyretmemi sağlayan bir adet pencere bulunmakta. Böylece yağmurun yağıp yağmadığından, havanın soğumaya başlayıp başlamadığına kadar pek çok hava durumu olayına ilk elden tanık olabiliyorum. Ayrıca ev sahibimizin günlük tavuk besleme rutinini de takip edebiliyorum. Bazen bu rutin, pür dikkat bir vaziyette televizyon izlerken ya da laptop ile farklı bir dünyaya bağlanmışken beni yanı başımdaki gerçek hayata öyle ani döndürüyor ki yüreğim ağzıma geliyor. Ama alıştım. Hem ara ara insanın kalp atışını hızlandırması da iyi bir şey. Gençleştirir...

25 Ekim 2020 Pazar

Bir Akşam Gezmesi 3/3 (Kısa Hikaye)

Beyaz ışığın altında renklerini kaybeden otların arasında bir çift siyah göz görüyorum. Yüreğimden bir çığlık fırlamak için ağzıma doğru ilerlerken gözlerim biraz daha detay arıyor ve siyah gözlerin altında ince bir burun görüyor. Sivri bir suratın gerisinde ışığın rengini bozduğu dikenleri algılıyor gözlerim. Çığlığı gerisin geri yutuyorum. Bize dikkatli bir şekilde bakan kirpinin verdiği rahatlık bütün vücudumu sarıyor. 

Benim gevşeyen vücuduma nazaran Sonya’nın vücudu hala gergin ama benim rahatlamış olmam onu da sakinleştiriyor. Zira tüylü kuyruğunu yelpaze misali sallamaya başlıyor.

Az önce yükselen adrenaline, beynimden akan korku filmi sahnelerine ve bir kirpi yüzünden çığlık atmama ramak kalmasına gülüyorum. 

23 Ekim 2020 Cuma

Bir Akşam Gezmesi 2/3 (Kısa Hikaye)

Kimlik ve mekan karmaşasına o kadar dalmışım ki Sonya’nın son bir kaç gündür “uğraması şart” olan bölgeyi yürüyüp geçmişim. Ama Sonya tabii ki unutmamış. Gerilen tasmanın ucunda, bütün vücudu ile ileri doğru uzanarak, akşamın son durağına uğramaya çalışıyor. 

Normal şartlarda bu boyut kapısından hızlı bir şekilde geçer ve evimize gireriz. Maalesef bu hızlı geçişimiz birkaç gündür saçma bir toprak yığını tarafından sekteye uğruyor. Sonya’nın da bu durumdan rahatsız olmasını beklerdim, zira köpekler de karanlıkta çok iyi göremiyor. Ama aldığı kokular onu o kadar eğlendiriyor olmalı ki içinde bulunduğumuz karanlık umrunda olmuyor. Birkaç gün önce sevgili köpeğim aklını başından alan bu toprak yığınını farketti. Hayvanları eğlendiren şeylere aklım ermiyor. Sonya’ya bu zamana kadar çeşitli toplar, çekiştirme oyuncakları, kemirme zımbırtıları almama rağmen köpeğimi, bu alelade yığılmış toprak yığını kadar eğlendiremedim. O nedenle son birkaç akşamdır yaptığım gibi kendi haline bırakıyorum. O’nu neyin mutlu ettiğinin farkında ise onunla mutlu olmaya da hakkı vardır. Biraz eşeliyor, kırık kulaklarını dikip dikkatli bir şekilde kokluyor ve sanki oradan bir avın çıktığını görür gibi kovalama hamlesi yaparak ritüelini tamamlıyor. Bu zamana kadar gerçekten kovalamaya değer bir şeyin çıktığını ne gördüm ne de duydum. Ama Sonya bu işten o kadar zevk alıyor ki her akşam aynı heyecanla ile o toprak yığınına sürüklüyor beni.

21 Ekim 2020 Çarşamba

Bir Akşam Gezmesi 1/3 (Kısa Hikaye)

Kimbilir kaç defa bu yolu yürürken aynı şeyleri düşündüm.

Hayal kurmak denemez buna çünkü insan neden bir yabancı tarafından gecenin bir vakti izlendiğini ve evine döndüğünde de o yabancının sinsice eve girip onu uykusunda gözetlediği hayalini kurar ki? Ya da buna hayal diyen insanın akıl sağlığı konusunda iyi şeyler söylenebilir mi?

O yüzden hayal kurmuyorum, sadece aklımdan geçiriyorum. Özellikle de böyle gecelerde... Bulutlar gökyüzüne dağılmış, en ufak ışık kırıntısının bile geçmesine izin vermez, zifiri karanlığın elle tutulacak kadar yoğun hissedildiği gecelerde...

18 Ekim 2020 Pazar

Beautiful Boy

Bulunduğum şartlar altında bloguma giriş yapamadığım için, bu yazıyı GoogleDocs’da yazıyorum.

Bulunduğum şartlara gelirsek;

Sol bacağımdaki alçıdan dolayı ev içerisinde tekerlekli çalışma sandalyesine oturarak hareket ediyorum ve tahmin edersiniz ki sandalyede, bir bacağı ileri doğru sabit bir şekilde oturarak çok da fazla hareket kabiliyetine sahip olamazsınız. Bu nedenle tuvaletim gelinceye kadar küçük evim haline gelen L koltuğumuzun L’sine oturmadan önce gün içerisinde kullanacağım bütün alet edevatı yanıma almam gerekiyor. Gel gör ki, diz üstü bilgisayarımı bu gün ki alınacaklar listesine eklememişim. Ve şarj aletimi de eklememişim. Bir kağıda yazarak kaydettiğim mail şifresine ihtiyacımın olacağını düşünmediğimden kağıdın bulunduğu cüzdanımı da listeye ekleme gereği duymamışım. Ve bütün bunlara erişimimi sağlayacak olan çok sevgili Bay Nerd’de gece mesaisine başlamadan önce kısa bir uykuya yattı.

Gördüğünüz gibi, bulunduğum şartlar altında GoogleDocs’a yazacak kadar içimde istek olduğu için hep beraber şükretmeliyiz!

Peki Bayan Kene’yi bu kadar yazma aşkı ile dolduran hadise ne oldu? 

Doğum Günü Heyecanının Sıkıntılı Sonucu

 Ehe, Yaşasın Doğum Günü! başlıklı yazımın artık trajik bir havası var. 

Bay Nerd ile başbaşa yemek kutlaması ile bitmesi gereken gece, bacağımda bir alçı ile eve dönmemiz ile sonuçlanarak Yaşasın Doğum Günü! yazımı biraz hüzünlü bir şekilde anmama sebep oldu. 

Heyecanımın sonucuna bakıyorum şu anda, yattığım yerden. O da bana bakıyor, siyah cırt cırtlı bantların arkasından şişmiş derisi ile. 

3 hafta sonra gideceğim muayenenin türlü türlü sonuçlarını kuruyorum kafamda ve beni korkutmaya devam ediyorlar ama bir yandan da içimde böyle bir şeyi tecrübe etmenin garip bir tatmini de var. Hala Bay Nerd'e "Şu rampadan da kayayım sonra gideriz." lafım içimi burkuyor. 

O son adımı atmayacaktın Bayan Kene!

8 Ekim 2020 Perşembe

Yaşasın Doğum Günü!

RadyoBeyin'in sürprizinin ne kadar hoşuma gittiğini anlatamam!

Yazılarımın gittikçe daha şizofrenik bir hal aldığı da gözümden kaçmıyor. Yani demek ki gidişatın farkındayım, yani demek ki durum daha o kadar ciddi değil. O zaman, hala bilinçli bir vaziyette olduğumu belirttikten sonra konumuza geri dönebiliriz. 

Doğum günleri benim için önemli. Sadece kendi doğum günümden bahsetmiyorum. O kadar bencil ve şımarık bir insan değilim. Sadece, kendi radyo kanalından kendi doğum gününe şarkı gönderecek kadar şımarık bir insanım. Her neyse... 

Sevdiğim insanların da doğum günleri benim için önemli. Bunun kutlamanın heyecanı, sürprizi ya da parti aşkı ile hiç alakası yok. Daha soyut bir seviyede önem taşıyor. 

RadyoBeyin'den Doğum Günü Kutlaması!

RadyoBeyin, siz çok sevgili takipçilerinin değerini bilen, sizi yakından takip edip, gündemlerinizden haberdar olan, içinizdeki ses tadındaki bir radyo kanalı olarak, değerli üyesi Bayan Kene'nin doğum gününü içten bir şekilde kutluyor!

RadyoBeyin'e ses veren, RadyoBeyin'in bu zamanlara ulaşmasını sağlayan kurucu üyesi Bayan Kene'nin dünyaya geldiği bu özel gün için RadyoBeyin'de özel bir şarkı seçti!

Zeki Müren'den geliyor, Yıldızların Altında!

Yok, pardon, o Dominantlar Kraliçesi'nin şarkısıydı... 

Ufak bir teknik arıza yaşıyoruz,  sevgili dinleyiciler, bizimle kalın...

Evet, giderildi mi? Arşivden buldunuz mu? Hı hı... 

Öhöm, RadyoBeyin'e tekrar hoşgeldiniz! 

Sevgili Bayan Kene, bizim için ne kadar değerli bir üye olduğunuzu tekrar belirtir ve lafı fazla uzatmadan sizin için özel olarak seçtiğimiz şarkının beyninizde sabahlara kadar çalmasını dileriz!

David Bowie'den geliyor, Moonage Daydream!

"I'm an alligator, I'm a mama-papa coming for you

I'm the space invader, I'll be a rock 'n' rollin' bitch for you"

İyi ki doğdun Bayan Kene...

5 Ekim 2020 Pazartesi

İçimdeki Ekim Aşkı Bambaşka

Ekim'e girdik ve resmen serinledik! 

Eylül bizi hayal kırıklığına uğratarak, ter, nem ve 34 derecelerde geçti. Acaba o sonbaharın tatlı esintisini hissedemeden direk soba yakmaya mı geçeceğiz, diye düşünürken mükemmel Ekim ayı imdadımıza yetişti, gönüllere su serpti.

Eylül'ün hakkını yemeyeyim ama. Zira serinlese ve yağmurlar başlasaydı uzaklardan gelen arkadaşlarım ile zevkli bir tatil geçiremez, onları dağdan gelen suya sokamaz ya da sıcak kumlarda uzun muhabbetler edemezdik. O yüzden Eylül'e teşekkür ederim. 

Umarım Ekim biraz ağırdan alarak geçip gider. Zaman yavaş akar ve bizde tadını çıkararak, bitkilerin renk değiştirdiğinin farkına vararak, öğleyin dışarıda zevkle vakit geçirmeye bakarak bir sonbahar geçiririz. Sonrası zaten kaçınılmaz soğuklar. 

Bu ayın isminin bende uyandırdığı etki ile biraz çiçek ekimi yapmak istiyorum balkonuma. Saksı alımı, çiçek alımı ve düzenleme ile geçirmeyi planlıyorum önümüzdeki boş zamanlarımı. İnsanın içini titreten sonbahar sabahlarında, polar sabahlığıma sarınmış vaziyette balkondaki şezlonga kurulurken manzaram sadece ev sahibimin portakal bahçesi olmasın, benim kendi küçük bahçem de olsun istiyorum. Soğuklar bastırdığında onları biraz daha kuytu köşelere çeker belki de evin tek güneş alan -ve bu güneşe hiç ihtiyaç duymayan ayakkabıları bünyesinde barındıran- hole taşırım. Ufak bir sera kıvamına gelebilir orası. Garip bir konsept; yazlık, kışlık ayakkabıların olduğu rafların yanınında boy boy saksıların içinde çiçekler ve onların hemen üstünde de montların ceketlerin durduğu askılığımız. Neyse, en azından ayakkabıların çirkin kokusunu örter belki çiçek kokusu. 

Bu aralar yeni başladığım ve son sürat(!) gelişme gösterdiğim kaykay hobimle uzak kaldık, mutsuzum. Üstüne çıktığım anda hemen numara yapabileceğimi hissedecek kadar çok kaykay videosu izledim ama maalesef daha üstüne çıkacak zamanı bulamadım. Ayaklarım soğudu... Ugly Kid Joe (kaykayımın adı) sanki bir yabancı... Yok, o kadar değil, Ugly Kid Joe bana yabancı olamaz, onunla geçireceğim daha pek çok "düş-kalk"larım olacak. Birbirimize soğursak verimli vakit geçiremeyiz. O yüzden Ekim ayı Ugly Kid Joe ile aramı düzeltmek için elzem bir ay. Bu gün aslında niyetim, öğlen zorunlu işlerimi hallettikten sonra eve gelip chatte küfür yazmaktan hoşlanan bebeler ile birlikte oyun oynamaktı ama belki de vaktimi sevgili kaykayıma ayırmalıyım... Ama bütün gün oyun oynamak da istiyorum... Resmen "First World Problems" memesinin hayat bulmuş haliyim.

Sırf bu nedenle Ekim ayının yavaş geçmesini istiyorum. Belki zaman yavaş akarsa ben de her şeyi yapacak zaman bulabilirim.

Kimi insan için işi, kariyeri, ailesi önemli, kimi insan için de kendine ayırdığı vakti, hobisi... Benim ne tip bir insan olduğum çok belli. Bu nedenle bazen, benim için önemli olan şeylerden beni ayıran eylemlere ve kişilere karşı yoğun bir kızgınlık hissediyorum. Ama kendimi gaza getirmemeliyim. Eğer her günümü, kendimi mutlu edecek şekilde eylemler ve kişiler arasında paylaştırırsam kızgın hissetmem. He, başkaları bana kızabilir ama fakdem! Demin de dediğim gibi, kimi insan için kendine ayırdığı vakit daha önemli!

Önümüzde klimanın soğutma modundan ısıtma moduna geçmeden önce klimasız geçireceğimiz günler var. Ayrıca önümüzde Bayan Kene'nin de doğum günü var. Belki de Ekim ayına olan aşkımız bundan da kaynaklanıyordur. Ama zannetmiyorum... Belki çok ufak bir etki... çok ufak... 

Herkesin, içini ısıtan ama yakmayan bir güneş altında, üstlerine hafif bir ceket alacak serinlikte bir havada, ellerinde sıcak bir kahve, karşılarında sevdikleri her ne ise onunla beraber tatlı bir Ekim ayı geçirmesini dilerim.