Climax yazısında yönetmenden biraz bahsetmiştim. Yönetmenin izlediğim üçüncü filmine başlamadan önce ne beklemeliyim, ne beklememeliyim konusunda artık aşağı yukarı bir fikre sahibim, diye düşünüyordum. Filmi bitirdikten sonra çok doğru düşündüğümü farkettim. Film hakkında düşündüklerime geçmeden önce kendimi biraz pohpohlamak istedim.
Filmin türü konusunda IMDB "drama-romance" derken, Rotten Tomatoes "art house & internation, drama" diyor. Google ise "drama/pornoghraphic" diyerek bence en doğru tanımlamayı yapıyor. Açılış sahnesi aslında size nasıl bir şeyle karşı karşıya olduğunuzu net bir şekilde anlatıyor. En doğal ve en basit haliyle, kamera numaralarının olmadığı, saçma inlemelerin ve bağırtıların duyulmadığı normal bir seks sahnesi ile sinemada görmeye alışık olmadığımız bir film izleyeceğinizi anlıyorsunuz. İzleyeceğiniz şey romantik bir film değil, izleyeceğiniz şey sizi tahrik edecek bir porno filmi de değil. O yüzden beklentilerinizi herhangi bir tarafa kaydırdığınız takdir de hayal kırıklığına uğrayacağınız garanti.
Tamamen Murphy karakterinin iç dünyasına ve anılarına odaklanan film, Murphy'nin eski sevgilisine olan saplantısının aldığı bir telefonla tekrar yoğun bir şekilde gün yüzüne çıkmasını anlatıyor. Murphy hatırladıkça biz de anıları izliyoruz, Murphy'nin hatırladığı haliyle diyalogları duyuyoruz. Murphy'yi tanıyoruz. Eski sevgilisi hakkında ya da şu anki sevgilisi hakkında hiçbir fikrimiz, kim olduklarına dair, nasıl bir hayatları olduklarına dair hiçbir fikrimiz yok aslında. Ve bence bu Murphy'nin kafasının içine girmek için güzel bir numara. Zaten istenilen de bu. Diyologlar dışında sadece Murphy'nin kendi düşüncelerini duyuyorsak Love, bize sadece bir erkeğin kafasının içinde olan bitenleri anlatan bir film demektir. Bu nedenle romantik film kategorisine girdiğini düşünmüyorum. Karşılıklı duygu yoğunluklarının olduğu filmleri bu kategoriye koyuyorsak Love buradan çok uzak demektir.
Dram ise tam Love'ı anlatan tanım. Murphy'nin hayata ve ilişkilere bakış açısı, sürüklenişi bence bir dram. Başlarkenki tutkuları ve vardığı noktada yaşadığı yalnızlık ve özlem... Bunlar bir tek kişinin yaşadığı özel hisler olması açısından filmi dram kategorisine sokuyor.
Love'ı art house kategorisine koymak da yanlış değil. Çünkü sıradan filmlerde göremeyeceğiniz, kamera açıları, ışıklar ve sahneler ile dolu neredeyse. İlk başta anlamsız gelen ama aslında hafızamızdaki boşlukları ve atlamaları anlatan ani ekran kararmaları, tarihsel bir düzene sahip olmadan gösterilen anılar, müzikler ve tek bir açıdan çekilen sahneleri ile Love bir sanat filmi. Ama herkese göre bir sanat filmi olmadığı aşikar.
Açık saçık ve gerçek seks sahnelerinin bolca bulunduğu film tabii ki pornografik kategorisine girecek ama bu demek değildir Love bir porno filmi. Murphy karakterinin hayatında seksin büyük bir yer kapladığını anlatmanın çok basit bir yöntemi kullanılmış bence. Eski sevgilisi ile aralarındaki ilişkinin nasıl başlayıp nasıl geliştiğini ve nasıl öldüğünü filmdeki seks sahneleri gayet güzel anlatmış. Tutku ile başlayan, merakla pik noktasına ulaşan, zamanla zarar veren bir ilişkiye dönüşmesi ile çok daha mekanik hale gelip tükenen bir ilişki bir porno filminin konusu olamaz. O yüzden bir açık seçik bir film izleme niyeti ile oturduysanız, tek plandan çekilen, durağan, yavaş, sessiz ve doğal seks sahneleri sizi hayal kırıklığına uğratacak demektir.
Gelelim filmin feminist yorumuna. Bu filme feminist okuma yapmak bence gereksiz. Bu filmi, "eril bir film" olmakla itham etmek The Piano filmini "dişil film" olmakla itham etmekle aynı şey. Heteroseksüel bir erkeğin anıları üzerine kurulan bir senaryoda herhangi bir feminist bakış açısına rastlamadığımız için filme "tü kaka" demeyi doğru bulmuyorum. Film her iki cinsiyet için aşkı ve seksi anlatan bir film olsaydı o zaman çok doğru bir eleştiri olurdu ama öyle değil. "davamızı savunmak" adına elmada armut arayıp olmadığı için eleştirmek bana çok mantıksız geliyor. Bu arada bu tuzağa filmi izledikten sonra ben de düştüm. "Gaspar Noe, senin gibi tabuları yıkmak için film yapan birinin toplumun en büyük tabusu olan kadın orgazmına hiç değinmemesi ne kadar yazık. Sen de bunu yaparsan artık!.." dedim. Ama üstüne biraz düşününce, filmin değinmek istediği noktayı ve üzerine kurulu karakteri biraz daha analiz ettikçe, Murphy gibi birinin anılarında beraber olduğu kadınların yaşadığı orgazmı görmenin çok abes olacağını anladım.
Love hakkında yazılan birkaç yorumu okudum. Genel olarak zaten sevilmeyen ve filmlerinden rahatsız olan pek çok insan için Love'da son derece manasız ve sadece gerçek seks sahneleri göstererek ün yapmaya çalışan bir film olarak yorumlanmış. Bu çok yüzeysel bir eleştiri. Özellikle seyirciyi irite etmek için uğraşan bir yönetmenin bu kadar basit bir yöntemle filminin reklamını yapacağına inanmak bana küçük oyunlarla uğraşmak gibi geliyor. Aşk, tutku ve tükenmeyi anlatırken bu üçü ile iç içe geçmiş cinselliğin doğallığını vurgulamak ve hatta gözümüze sokmak bence her yönetmenin yapmayı tercih edeceği bir şey olmaz. Bunu yapmasının arkasında yatan neden de sadece kendinden bahsettirmek olamaz. Ama evet, eğer diğer filmlerini izlemediyseniz ve beklentilerinizi IMDB'deki kategori bilgisine göre yükseltirseniz Love, sizi hayal kırıklığına uğratacaktır.
Yazıyı Murphy'nin kendine ve hayatına dair yaptığı inanılmaz yerinde olan analiz ile bitiriyorum:
"I'm a loser. Yeah, just a dick. And dick has no brain. A dick has only one purpose: to fuck. And I fucked it all up. Yeah. I'm good at one thing: fucking things up."