new french extremity etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
new french extremity etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Temmuz 2020 Perşembe

Love; Nedir, Ne Değildir

2015 yapımı, Cannes'da gösterilen Gaspar Noe filmi Love'ı dün izleyerek new french extremity akımına dair izlediğim filmlere bir yenisini daha eklemiş oldum. 

Climax yazısında yönetmenden biraz bahsetmiştim. Yönetmenin izlediğim üçüncü filmine başlamadan önce ne beklemeliyim, ne beklememeliyim konusunda artık aşağı yukarı bir fikre sahibim, diye düşünüyordum. Filmi bitirdikten sonra çok doğru düşündüğümü farkettim. Film hakkında düşündüklerime geçmeden önce kendimi biraz pohpohlamak istedim. 

Filmin türü konusunda IMDB "drama-romance" derken, Rotten Tomatoes "art house & internation, drama" diyor. Google ise "drama/pornoghraphic" diyerek bence en doğru tanımlamayı yapıyor. Açılış sahnesi aslında size nasıl bir şeyle karşı karşıya olduğunuzu net bir şekilde anlatıyor. En doğal ve en basit haliyle, kamera numaralarının olmadığı, saçma inlemelerin ve bağırtıların duyulmadığı normal bir seks sahnesi ile sinemada görmeye alışık olmadığımız bir film izleyeceğinizi anlıyorsunuz. İzleyeceğiniz şey romantik bir film değil, izleyeceğiniz şey sizi tahrik edecek bir porno filmi de değil. O yüzden beklentilerinizi herhangi bir tarafa kaydırdığınız takdir de hayal kırıklığına uğrayacağınız garanti.

Tamamen Murphy karakterinin iç dünyasına ve anılarına odaklanan film, Murphy'nin eski sevgilisine olan saplantısının aldığı bir telefonla tekrar yoğun bir şekilde gün yüzüne çıkmasını anlatıyor. Murphy hatırladıkça biz de anıları izliyoruz, Murphy'nin hatırladığı haliyle diyalogları duyuyoruz. Murphy'yi tanıyoruz. Eski sevgilisi hakkında ya da şu anki sevgilisi hakkında hiçbir fikrimiz, kim olduklarına dair, nasıl bir hayatları olduklarına dair hiçbir fikrimiz yok aslında. Ve bence bu Murphy'nin kafasının içine girmek için güzel bir numara. Zaten istenilen de bu. Diyologlar dışında sadece Murphy'nin kendi düşüncelerini duyuyorsak Love, bize sadece bir erkeğin kafasının içinde olan bitenleri anlatan bir film demektir. Bu nedenle romantik film kategorisine girdiğini düşünmüyorum. Karşılıklı duygu yoğunluklarının olduğu filmleri bu kategoriye koyuyorsak Love buradan çok uzak demektir. 

Dram ise tam Love'ı anlatan tanım. Murphy'nin hayata ve ilişkilere bakış açısı, sürüklenişi bence bir dram. Başlarkenki tutkuları ve vardığı noktada yaşadığı yalnızlık ve özlem... Bunlar bir tek kişinin yaşadığı özel hisler olması açısından filmi dram kategorisine sokuyor. 

Love'ı art house kategorisine koymak da yanlış değil. Çünkü sıradan filmlerde göremeyeceğiniz, kamera açıları, ışıklar ve sahneler ile dolu neredeyse. İlk başta anlamsız gelen ama aslında hafızamızdaki boşlukları ve atlamaları anlatan ani ekran kararmaları, tarihsel bir düzene sahip olmadan gösterilen anılar, müzikler ve tek bir açıdan çekilen sahneleri ile Love bir sanat filmi. Ama herkese göre bir sanat filmi olmadığı aşikar. 

Açık saçık ve gerçek seks sahnelerinin bolca bulunduğu film tabii ki pornografik kategorisine girecek ama bu demek değildir Love bir porno filmi. Murphy karakterinin hayatında seksin büyük bir yer kapladığını anlatmanın çok basit bir yöntemi kullanılmış bence. Eski sevgilisi ile aralarındaki ilişkinin nasıl başlayıp nasıl geliştiğini ve nasıl öldüğünü filmdeki seks sahneleri gayet güzel anlatmış. Tutku ile başlayan, merakla pik noktasına ulaşan, zamanla zarar veren bir ilişkiye dönüşmesi ile çok daha mekanik hale gelip tükenen bir ilişki bir porno filminin konusu olamaz. O yüzden bir açık seçik bir film izleme niyeti ile oturduysanız, tek plandan çekilen, durağan, yavaş, sessiz ve doğal seks sahneleri sizi hayal kırıklığına uğratacak demektir. 

Gelelim filmin feminist yorumuna. Bu filme feminist okuma yapmak bence gereksiz. Bu filmi, "eril bir film" olmakla itham etmek The Piano filmini "dişil film" olmakla itham etmekle aynı şey. Heteroseksüel bir erkeğin anıları üzerine kurulan bir senaryoda herhangi bir feminist bakış açısına rastlamadığımız için filme "tü kaka" demeyi doğru bulmuyorum. Film her iki cinsiyet için aşkı ve seksi anlatan bir film olsaydı o zaman çok doğru bir eleştiri olurdu ama öyle değil. "davamızı savunmak" adına elmada armut arayıp olmadığı için eleştirmek bana çok mantıksız geliyor. Bu arada bu tuzağa filmi izledikten sonra ben de düştüm. "Gaspar Noe, senin gibi tabuları yıkmak için film yapan birinin toplumun en büyük tabusu olan kadın orgazmına hiç değinmemesi ne kadar yazık. Sen de bunu yaparsan artık!.." dedim. Ama üstüne biraz düşününce, filmin değinmek istediği noktayı ve üzerine kurulu karakteri biraz daha analiz ettikçe, Murphy gibi birinin anılarında beraber olduğu kadınların yaşadığı orgazmı görmenin çok abes olacağını anladım. 

Love hakkında yazılan birkaç yorumu okudum. Genel olarak zaten sevilmeyen ve filmlerinden rahatsız olan pek çok insan için Love'da son derece manasız ve sadece gerçek seks sahneleri göstererek ün yapmaya çalışan bir film olarak yorumlanmış. Bu çok yüzeysel bir eleştiri. Özellikle seyirciyi irite etmek için uğraşan bir yönetmenin bu kadar basit bir yöntemle filminin reklamını yapacağına inanmak bana küçük oyunlarla uğraşmak gibi geliyor. Aşk, tutku ve tükenmeyi anlatırken bu üçü ile iç içe geçmiş cinselliğin doğallığını vurgulamak ve hatta gözümüze sokmak bence her yönetmenin yapmayı tercih edeceği bir şey olmaz. Bunu yapmasının arkasında yatan neden de sadece kendinden bahsettirmek olamaz. Ama evet, eğer diğer filmlerini izlemediyseniz ve beklentilerinizi IMDB'deki kategori bilgisine göre yükseltirseniz Love, sizi hayal kırıklığına uğratacaktır. 

Yazıyı Murphy'nin kendine ve hayatına dair yaptığı inanılmaz yerinde olan analiz ile bitiriyorum:
"I'm a loser. Yeah, just a dick. And dick has no brain. A dick has only one purpose: to fuck. And I fucked it all up. Yeah. I'm good at one thing: fucking things up."

27 Mayıs 2020 Çarşamba

Climax, Gaspar Noe ve New French Extremity

2018'de gösterime giren Climax'i geçen gün izleme fırsatım oldu. 

Filmin yönetmeni Gaspar Noe hakkında çok fazla bilgiye sahip değildim. Sadece filmleri ile ya fanatiklik derecesinden sevilen ya da yuhalanacak kadar nefret edilen bir yönetmen olduğunu biliyordum. Bu zamana kadar sadece bir filmini izlemiştim. 

Irreversible, çıktığı dönemde aynen yukarıda belirttiğim gibi uçlarda yorumlar alan bir filmdi ve meraktan ölmüştüm resmen. İzledim, şok geçirdim ve gerçekten rahatsız eden filmler listemde ilk 5'e soktum. Ama bu filmi beğenmediğim anlamına gelmiyor. Irreversible, gerçekten rahatsız olmanız için yapılan bir film. Amacına ulaşmasının yanında, hikaye anlatımı, sahneleri, oyunculuğu ve kamera çekimleri ile gerçekten beğendiğim bir film oldu. 

Climax'i izleyeceğim zaman da beklentim aşağı yukarı Irreversible gibi bir film ile karşılaşacağım yönündeydi. Filmin bu açıdan beklentimin altında kaldığını söyleyebilirim. Ama konu itibari ile zaten Irreversible kadar sert bir film olamazdı. Bir grup dansçının partilediği bir geceyi anlatan bir film olarak sarsıcı bir öyküye sahip değil. Geceye uyuşturucunun dahil olması ve yaşanan "bad trip" ile hikaye rahatsız eden bir noktaya gidiyor. Gene de, hikayenin basitliği ve karakterlerin hissettikleri korkuların öznel olması sebebi ile dışarıda kalıyor olmak, aslında yaşanılan an hakkında bize gerçek fikri veremiyor. Bu nedenle özellikle sonlarına doğru atılan çığlıklar, hareketler ve paranoya seyirciye anlamsız gelmeye başlıyor. 

Bu film hakkındaki genel görüşümdü. Ama Climax daha detaylı bir incelemeyi hak ediyor. Açılış sahnesi ile izlediğiniz filmin sonunda çok da normal şeyler görmeyeceğinizi anlıyorsunuz. Sizde merak uyandırıyor. Sonra film yavaş bir tempo ile ilerlemeye başlıyor. Ardından karşınıza çıkan dans sahnesi ise tek kelimeyle mükemmel. Muhtemelen aklımdan gitmeyecek sahneler arasında yer alacak. Kesintisiz, uzun bir dans sahnesi... Sanki film değil de canlı bir dans gösterisi izliyormuşsunuz hissini yaratıyor. Kamera hareketleri ile en iyi açıları yakalayabildiğiniz canlı bir şov. Düşündükçe açıp açıp izleyesim geliyor. Gaspar Noe'nun neden farklı ve isim yapan bir yönetmen olduğunu anlatan bir sahne. Ve o sahnenin bitmesi ile karakterleri, karakterler arasındaki ilişkileri tanıdığımız diyalog bölümüne geçiyoruz. Bence filmin bu kısımları da güzeldi. Geçişler, diyaloglar sıkmıyor insanı. Gecenin nasıl sonlanacağını merak ediyorsunuz. Çünkü işler bir şekilde ilk sahneye bağlanacak...

Gerisini anlatmak spoiler olur ama sadece temponun asla o dans sahnesi kadar yüksek olduğu bir anla karşılaşmadığımı söyleyebilirim. Benim nacizane fikrim "climax"i o sahnede yaşatan bir film olduğu. 

Sinemanın kötü çocukları arasında yer alıyormuş Gaspar Noe. Böyle anılmasının sebebinin yaptığı filmlerin korkunç olayları anlatması değil, bence. Bizi rahatsız ettiğini düşündüğümüz şeylerin aslında ne kadar korkunç şeyler olduğu hakkında en ufak bir fikrimizin olmadığı gerçeğini gösterdiği için Noe kötü çocuk. Tabii bu konuda biraz daha net bir fikre sahip olmak adına geri kalan 3 filmini de izlemem lazım. Ama bir yönetmen, yaptığı 5 film ile bu şekilde anılan bir noktaya geldiyse yapmak istediği şeyi gerçekten başardığını söyleyebiliriz. 

Climax ile başlayan ve Gaspar Noe ile devam eden araştırmalarım benim New French Extremity sinema akımına götürdü. Gaspar Noe'nun yaptığı 5 filmin 5'ninde yer aldığı 90'larin başında başlayan bu akım seyirciyi irite etmeye yöneliyor. Cinsel çöküş, cinsel şiddet ve rahatsız edici psikozlar akımın genel hatlarını meydana getiren temalar. İnsan vücudu, çıplaklık gibi olgularla bu temaları anlatıyor. New French Extremity içinde yer alan filmlerin çoğu "gore" olarak tanımlanan korku filmleri. Bunların haricinde erotizmi içinde barından gerilim ve sanat filmleri de akım içerisinde yer alıyor. Akım ve Noe hakkında biraz daha fikir sahibi olmak adına Love ve Enter the Void filmini izleyeceğim.

Bakalım kendimi nasıl bir çukurun içine atıyorum, göreceğiz.