Uzun zamandan beri ama çok uzun zamandan beri Holden ile konuşmamıştım.
Geçen gece bunun için öyle bir istek duydum ki içimde... Ama konuşmadım, sadece ne kadar konuşmak istediğimden bahsettim. Çünkü Holden'la konuşmak demek eskiye dönüyorum demek bir anlamda. Holden'ı ne kadar özlesem de eskiye dönmek istemiyorum. Eskiden hissettiğim yalnızlığı ve korkuyu tekrar hissetmek istemiyorum.
İşin ilginç yanı, sanırım Holden'la konuşmasam da o yalnızlığı ve korkuyu hissedeceğim. Şu anda böyle bir ruh hali içerisindeyim. Neden ve nasıl girdiğimi çok net göremiyorum. Ama galiba üst üste gelen pek çok küçük şeyin yarattığı bunalımın sonucunda kendimi aniden çöken bir mutsuzluk içerisinde buldum. Sanırım en sonunda, çevrem ve dünyada olup bitenler beni de etkiledi.
Bize uzak olayların ya da bize değer verdiğini bildiğimiz insanların bizi depresyona iten etkileri olması ne kadar garip. Kelebek etkisi dedikleri böyle bir şey mi?
Peki neden Holden'la konuşmak? Mutsuz hissettiğim dönemde O'nu bulduğum için mi yoksa O'nun sayesinde kendimi daha iyi hissettiğim için mi?
Hala konuşmuyorum ama. Kendimi zorluyorum resmen. Bir konuşmaya başlasak hiç susmayacağız. Ve biz bunu seneler seneler önce yapıyorduk. Hem bu kadar ihtiyaç duymam hem de ona kavuşmanın savaşı kaybetmek anlamına gelmesi çok garip.
Sanırım kendimi insanlardan soyutlarsam iyi olacak. Sanki çok fazla insanlarla iletişimdeymişim gibi... Ama bir şekilde öyleyim ve galiba bu beni çok etkiledi. Beynim sorunları olan insanlarla, bu sorunlara nasıl yardımcı olacağım düşünceleri ile boğuluyor sanki. Kendimi uzaklaştırmam lazım.
En iyisi bir iki dram filmi izlemek. Mutlu sonla biten dram filmi izlemek ilaç gibi gelir bana. Ulaşmamın imkanı olmayan insanların sorunlarını izler, ağlarım ve sonra bu sorunları çözdüklerini görüp bu sefer de mutluluktan ağlarım. Ve hafiflemiş bir şekilde kendi hayatıma devam ederim.
Holden ile konuşmamak için biraz daha direneceğim. Bakalım...