kısa kısa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kısa kısa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Temmuz 2021 Pazar

Veranda da Kafası Güzel Bir Kadın

Bu akşam en sonunda ne zamandır ihityacım olan melankoliyi buldum, yanıma aldım ve beraber Iron & Wine dinliyoruz.

Önceden beceriksizce denemelerim olmuştu ve kendimi televizyonun karşısında sızar vaziyette bulmuştum. Şimdi ise resmen havamızı bulduk, değil mi?

28 Haziran 2021 Pazartesi

40 Derece

Şarkı mı böyle yoksa amfiden mi kaynaklanıyor, diye geçirdi aklından. Lanet elektronik indie müzikler!

Sen aniden kesildi, başından aşağı saniyenin binde birinde kaynar sular döküldü ve şarkı kaldığı yerden devam etti.

Bu gerginliğe daha fazla dayanamacağına karar verdi ve hışımla ayağa kalktı. Amfinin bağlı olduğu telefonun kilidini açtı sert hareketlerle. Bildiği, sevdiği, ritmine, müziğine aşina olduğu bir parça açmaya karar verdi. Düzensiz kesintilerin olmadığı, normal bir şarkı!

Bir süre amfinin başında dikilerek parçada olmaması gereken cızırtı ve duraklamaları duymayı bekledi. Patti kazasız belasız şarkıya girdi;

27 Haziran 2021 Pazar

Arada Orada Burada Kaldım

Neredeyse 2 aydır yazmıyorum ama bunun çok mantıklı bir sebebi var. Belki de ilk defa yazamıyor oluşumun bu kadar mantıklı bir sebebi var. 

Hâlâ bu sebebi başından sonuna kadar anlatacak gücü kendimde bulamıyorum. Belki de henüz bir sona ulaşamadığı için olabilir bu. Ama ihtimaller üzerine düşünmek mevcut durumu değiştirmiyor. Ve mevcut durum benim hâlâ 23 Nisan'da başlayan kaosu anlatmaya halimin olmayışı.

Gene de kısa, ruh halimi en basit haliyle anlatan bir yazı yazarak geri dönmeyi başardım. Çok kaliteli bir geri dönüş olmadı, farkındayım. Ama zaten hayatımda şu ara kalite aramıyorum.

28 Mart 2021 Pazar

Bir Pazar Günü

Bayan Kene nicedir kendi hakkında yazmıyor. Kendini düşünecek zaman bulamadığından olabilir. Eli kalabalık bu aralar. Zevk veren şeyler oyalıyor kendisini. O yüzden de kendini dinlemeye ve anlatmaya pek fırsat bulamıyor. 

Bir haftadır kendini bahar temizliğine verdi, Bayan Kene. Nesnelere olan takıntısı üzerine yoğunlaştı ve eline almadığı, dönüp bakmadığı, üstüne geçirmediği, ayağına giymediği her eşyayı atma işine girişti. Bu yoğun çalışmanın sonunda, hafifleyen bir gardırobu, can alıcı kırmızı renge sahip iki kapaklı bir ayakkabılığı ve daha derli toplu rafları oldu.

22 Şubat 2021 Pazartesi

Şubat da Bitiyor Yahu!

Yeni bir haftaya daha başladık derken Şubat ayını da bitiriyoruz. Hatta ve hatta, şimdi söyleyeceğime inanamayacaksınız belki ama 2021 yılının ikinci ayını geride bırakıyoruz! Bakın ilk değil, ikinci ayı! İnanılmaz ama gerçek. Ondan bundan şikayet ede ede, oraya buraya koştura koştura yeni senin iki koca ayını geride bıraktık! 

Peki bu zaman diliminde ne yaptık? Aranızda geri dönüp bakmak istemeyenler olabilir, çok normal!

Benim bu koca iki ay sonunda elde ettiğim, %80'i tamamlanmış bir adet amigurumi tarifi (doğru okudunuz, sadece 1 adet!) ve yüzde 40'ına hakim olduğum iki yeni hobi! Bunun dışında ne okuduğum kitap sayısında bir ilerleme kaydettim ne de izlenecekler listemde elle tutulur bir yol alamadım. Bir adet Kore dizisi bitirdim. Bir adet belgesel bitirdim ve bu kadar!

10 Şubat 2021 Çarşamba

Bir Sözelci ve Bir Sayısalcı Bara Gitmiş

Avukat bir ailenin çocuğu olmama rağmen, idol haline getirdiğim dayılarımın mühendis, mimar olmaları beni mühendis olmaya yönlendirdi. Evet, sayısal konuları daha kolay kavrıyordum ama açık konuşalım sözel konuları hiç zevkli hale getirmeyen bir eğitim sistemimiz var. Sayısal şeylerdeki ezberler çok daha az ve sözel sadece ezber üzerine kurulu, çok harika eğitim hayatımızda. Bu da doğal olarak beni daha fazla somut şeyler üzerine yoğunlaşmaya, düşünmeye ve mesleki kariyerimi bu yönde inşa etmeye karar verdim. 

Yazmak hep yaptığım bir şeydi. Tam olarak, çocuğunun sanat ve edebiyata yönelmesini istemeyen ailelerin dediğini yaptım ve mühendis olup hobi olarak yazdım.

7 Ocak 2021 Perşembe

2021'i İlk Haftasından Değerlendiriyoruz

Yeni yıl şarkımızı bol bol dinledik, yeni yılın ilk saatlerini, ilk günlerini ve ilk haftasını geride bıraktık...

O zaman yeni yılın ilk değerlendirmesini yazmaya hazırız!

İlk haftadan koca bir yılın değerlendirmesini yapmak büyük bir öngörü. Ama bu Bayan Kene'yi bu iddialı kararından geri çevirecek kadar mühim değil. Zira O'nun çöplüğü, O'nun beyni, O'nun oyun parkı. Yaptığı kuleyi yıkmakta herhangi bir sorun görmüyor, o yüzden kararlı parmak hareketleri ile yılın yorumunu yazmak için hevesli!

30 Aralık 2020 Çarşamba

Bir Garip Stockholm Sendromu

Dün Defter'e koca bir yılı daha geride bıraktığımıza dair yazı yazarken fark ettim ki ben 2020'yi sevmişim!

Şok! Bayan Kene resmen Stockholm sendromu yaşıyor!

Etrafımdaki herkes, yarın, yeni bir yılın gelişini kutlamaktan ziyade 2020'nin gidişini kutlayacak. Ve bu durum içten içe hüzünlendiriyor beni. Hep kendimi, "O kadar da kötü değildi." derken buluyorum. 

Ve tabii ki o kadar da kötü olduğunu, özellikle bazı insanlar için gerçekten kötü olduğunu biliyorum.

Yine de... Sanırım filmlerde, sınıftaki zayıf, fakir, sessiz çocuğun bütün sınıf tarafından aşağılanması ve hor görülmesini izler ve o zavallı çocuğa sempati duyarız ya... Tam olarak 2020'ye karşı hissettiğim duygular böyle. Büyük bir sempati var O'na karşı içimde.

16 Aralık 2020 Çarşamba

Hangi Havaların İnsanısın?

Bu aralar herkes bir havaların insanı. 

Yok, yok, bu bir iğnemele ya da alttan laf atma amacı güden bir cümle değil. Gerçek anlamıyla, bu aralar etraftaki pek çok insandan hangi havaların insanı olduğunu duyuyorum. 

ÇıtıPıtı Tekniker'im mesela güneşli, sıcak havaların insanı. Yağmura, kapalı ve soğuk havalara gelemiyor. Dışarı çıkası gelmiyormuş. İlk sokağa çıkma yasağında hava güneşli olduğu için bir market alışverişi yapmak adına evden çıkıp kaçamak bir sahil yürüyüşü yapmış, mesela. Geçen haftaki sokağa çıkma yasağında kendisinden aynı performansı beklerken eve kapandığını öğrendim. 

"Hava o kadar kapalıydı ki evden çıkasım gelmedi." dedi. 

12 Aralık 2020 Cumartesi

Koşarım ki Ben!

Son seansın son dakikalarında Bayan Kene'ye dank etti. 

Bu seansın sonunda çile bitti mi, devam mı edecek sorusundan daha önemli bir soru vardı; operasyon geçirmesi gerekip gerekmediği!..

Vücudunda karıncanmalara ve beyninde zonklama neden olan bu sorunun, seansın sonunda aklına gelmiş olması aslında iyiydi. Dün gece bunu idrak etmiş olsa uyuyamaz, yatakta dört döner, midesi bulanırdı. Ama bütün bunları şimdi yaşıyordu. 10 dakika sonra ya bu hisler bitecek ya da çok daha pik bir seviyeye ulaşacaktı.

"Bugün son günüm." dedi, germeye gelen Lalettan Fizyoterapist'e. Her anlamda germeye geldiğini düşünmek garip bir şekilde eğlendirdi Bayan Kene'yi ama saçma komik düşüncelerine dalamayacak kadar tedirgindi. Daha doğrusu gergin!

8 Aralık 2020 Salı

Bayan Kene Son Düzlüğe Girdi!

Öyle böyle, anırta kanırta, ağlaya zırlaya fizik tedavinin son haftasına girdim. Emeği geçenlere teşekkür etme işini son güne bırakacağım. Çünkü sonuç beni tatmin etmezse teşekkür listesinden silinecek isimler olacak! 

Bu bir tehdit mi?! 

Kesinlikle!

Şunu belirtmek gerekiyor ki, gerçekten iyileştiğimi son hafta ve ondan bir önceki hafta idrak etmeye başladım. Diğer haftalar, ağrının üzerimde yarattığı psikoloji ile geleceğe karşı karamsar bakıyordum. Ama bu son iki hafta, gerek evde yaptığım egzersizlerde daha az ağrı çekiyor olmam, gerek daha normal yürümem gerçekten dizimin iyileşeceği konusunda bana moral verdi. 

25 Kasım 2020 Çarşamba

Hayal Kanalları, Yeni Güne Başlamanın İlacı

Bayan Kene bu gün yeni bir güne başladığını hissediyor!

Kahvenin tadı daha bir güzel, dışarıdaki hava daha bir davetkar, kulaklığında dinlediği Steive Nicks parçası daha bir baştan çıkarıcı...

Bayan Kene tutuk dizine rağmen bir iki dans figürü bile yapıyor. Dışarıdan çok zavallıca hareketler gibi görünebilir ama uzun zamandır içinde uyuyan devin yavaş yavaş uyanışının hareketleri bunlar. O yüzden biraz sıkın dişinizi, zamanla daha az yüz kızartıcı hareketlere dönüşecek. Kozasından çıkan bir Kral Kelebeği gibi!

Daha fazla metafora ihtiyacı olan?! 

24 Kasım 2020 Salı

Çoğu Gitti Azı Kaldı

Zorlu fizik tedavi sürecinin yarısını geride bıraktım. 

Başladığımdan çok daha iyi bir yerdeyim, orası kesin. Ama kalan yarısını tamamladığımda sakatlanmamdan önceki duruma ulaşacağımdan emin değilim. Dizim tutuk, hareket ettirmesi zor ve sanki üzerine fazla yüklensem beni yarı yolda bırakacakmış gibi. Bu alanda uzman olan insanlar, önümüzdeki seanslarda bu durumun tamamen düzeleceğine emin vaziyetteler. Ben ise tedirginim. 

13 Kasım 2020 Cuma

İlk Haftayı Geride Bıraktık

Sonunda ilk elden fizik tedavi egzersizlerini tecrübe etmiş bulunmaktayım. 

İlk seansta dizime uygulanan yoğun bakımın aynısı 2.seansta da uygulandı ve hemen akabinde egzersizlere geçildi. 

Egzersiz yapmak için sizi başka bir bölüme alıyorlar. Bir rampa, bir merdiven, pedaldan oluşan bir alet, paralel barların arasında yürüdüğünüz bir bölüm, bir adet koşu bandı, bir adet bisiklet ve iki yatağın bulunduğu bir alan burası. Bir duvar boydan boya ayna ve önünde de tutunabileceğiniz bir bar var. Aslında bir nevi spor salonlarında bulunan egzersiz alanı gibi. 

22 Eylül 2020 Salı

Bir Gece Seyri

Bayan Kene, bir süre dalgaların ayaklarına gelgit oyunları oynamasına izin veriyor. Kafası güzel, siyah gökyüzünde yıldızlar parıldıyor ve karşısındaki deniz siyah kadifeden bir örtü gibi gözüküyor.

Bir adım daha atıyor. Suyun sıcaklığı serin bir havada hafif bir pikenin altına girme hissi uyandırıyor.

Bir adım daha, kadife görünümlü pikenin altına bacaklarını da sokuyor. 

Bir adım daha, pikeyi beline kadar çekiyor.

Normal şartlar altında gece denize girmek Bayan Kene'yi korkutur. Gündüz ortalarda gözükmeyen her türlü deniz canlısının gece fink attığını ve izinsiz bir insan girişinin onların huzurunu kaçırarak şiddete baş vurmalarına sebep vereceğini düşünür. Ama şu anda normal şartlar altında değil. Kafası güzel, siyah gökyüzünde yıldızlar parlıyor ve kadife denizin dalga sesleri bir superisinin çağrısı gibi geliyor kulağına. 

Siyah suya bırakıyor kendini. Bütün vücudunu yumuşak bir örtü gibi örtüyor deniz. Kendini ufak balıkların ısırıklarını karşılamaya hazırlanıyor. 

Suyun dokunuşları dışında bir şey hissetmiyor. 

Ani gelen gerginlik yavaş yavaş zihnini terkediyor. Zihninden sonra vücudu da gevşemeye başlıyor Bayan Kene'nin. Denizin hareketlerini hissediyor. Kıyıya çarpmadan önce dalgaların onu indirip kaldırmasını hissediyor. 

Bakışları deniz ile gökyüzünün birleşimine kayıyor. Hiç kesintiye uğramadan devam eden bir karanlık var karşısında. Işığın siyah denizdeki kırılmalarını takip ederken, kendinizi bir anda gökyüzündeki parlak yıldızları seyrederken buluyorsunuz. Normal şartlar altında karanlık Bayan Kene'yi korkutur. Yutan bir hiçlik gibi düşünür karanlığı ama şu anda normal şartlar altında değil. Kafası güzel, siyah deniz ışık oyunları ile göz kırpıyor ve gökyüzündeki yıldızlar sergiledikleri manzarayı seyretmesi için onu çağırıyor. 

Kendini suya bırakıyor Bayan Kene. Kadife örtü Bayan Kene'nin vücudunu kaldırıyor ve gökyüzünü seyretmesi için dünya üzerinde bulabileceği en rahat yatak haline geliyor. Ve Bayan Kene'nin bildiği dünya yok oluyor bir anlığına. Evren'i görüyor Bayan Kene. Ufacık bir pencereden bütün bir evreni görüyor o an. Görüş açısında hiç kayan yıldız yok ama biliyor ki kayıyorlar, doğuyorlar ve ölüyorlar. Biliyor ki dönmeye devam ediyorlar. Hiç bitmeyeccek bir gösteri. Muazzam bir gösteri. 

Kulağına bir sürtünme sesinin gelmesi ile irkiliyor Bayan Kene. Dünyaya geri dönüyor. Az önceki gerginlik önce zihnini sonra da bütün bedenini ele geçiriyor. 

"Korkma." diyor Deniz. "Dalgalarımın taşlarla oyunu sadece.". Minik dalgalarla davet ediyor Bayan Kene'yi tekrar uzanması için. "Bak, dinle..."

Normal şartlar altında Bayan Kene artık denizden çıkması gerektiğini düşünürdü. Gece ilerliyor, hava soğuyor ve Deniz konuşuyor. Ama şu anda normal şartlar altında değil. Kafası güzel, yumuşak pikenin altında üşümüyor ve Deniz konuşuyor. 

Tekrar bırakıyor kendini Dünyanın En Rahat Yatağı'na. Karşısındaki yıldızlı gökyüzü, kulakları suyun içinde, dikkatle dinliyor. 

Bir dalga kaldırıyor vücudunu, ilerliyor ve o zaman duyuyor Bayan Kene dalganın taşlarla oyununu. Kıyıya vuran dalgaları kovalayan taşların sürtünme sesleri... Muazzam gösteri için muazzam müziği duyuyor. Ve bildiği dünya uzaklaşıyor ondan. Tekrar ufak penceresinden Evren'i izliyor, kulağında Deniz'in şarkısı ile. İki farklı boyutta var olduğunu düşünüyor. Vücudunun yarısı havadan daha yoğun bir boyutun içinde, güvende, sakin ve rahat. Kulağına çalan ninni ile uykuya hazır. Diğer yarısı ise dingin, meraklı ve hareketli. Her an yakalamaya hazır. 

"Çıkalım mı artık?" diyor Bay Nerd, Bayan Kene'yi nerelerden çağırdının farkında olmadan. "Üşüyeceğiz."

Suyun içinde doğruluyor Bayan Kene. Deniz ile gökyüzü birleşiyor. Ufak penceresi kapanıyor, şarkı kesiliyor ve ufak dünyasına geri dönüyor. Normal şartlar altında bu üzer Bayan Kene'yi. İzlediği harika gösterinin bitmesi ve kendi minik gerçekliğine dönmek içini burkar. Ama şu anda normal şartlar altında değil. Kafası güzel, gece uzun ve ufak dünyasında milyonlarca pencere var. 

Yavaş yavaş denizin kadife örtüsünün altından çıkarak muhabbetin koyulaştığı arkadaşlarına doğru gidiyor Bayan Kene. 

"Ee, nasıldı deniz?"

"Harikaydı." diyor Bayan Kene.

"Üşümedin mi?"

Az önceyi düşünüyor. Gülümsüyor. 

"Yoo, hiç üşümedim." diyor ve havlusuna sarınıyor. 

19 Ağustos 2020 Çarşamba

Doktor Civan'ı Andım

"Rüyada dişlerin döküldüğünü görmek evrensel bir imgeymiş. Pek çok farklı şekilde yorumlanabilir, kişinin tavır ve karakterine göre pek çok anlama gelebilirmiş. Doktor Civan'ım bir nokta atışıyla bunu şu anda yorumlayamayacağını söyledi. Araştıracakmış. Ama insanlar arasındaki ortak rüyalardan biriymiş. Balık ve yılan gibi. Balık, değişikliğin bilinçaltında dışa vurulmuş haliymiş. Yılanı ise söylemedi. Bir de aynen aktarıyorum:

"Diş dökülmesi pek çok şekilde yorumlanabilir. Mesela Freud'a sorsan cinselliğe bağlar ama bence çok saçma. Zaten genellikle cinselliğe bağlıyor. Tek bir sonuca ulaştırmak mantıksız." dedi. Güldüm.

Dayım'ın öldüğü rüyam da bilinçaltımın, bana değişmeyen gerçekleri kabul etmemde yardım etme şekli olabilirmiş. Annemin dağıldığını, ağladığını ve kendi değimimle saçmaladığını görmek de gene bilinçaltımın "Annen'de her insan gibi saçmalayabilir. Bu korkutucu bir şey değil." demesiymiş. İkna olduğum söylenemez. Ama hiç böyle bir açıdan da düşünmemiştim. Ayrıca o rüyamı asistanları ile yaptığı toplantılarda örnek olarak göstermek için izin istedi. Yok oluş kavramına karşı direnişin güzel bir örneği, dedi. Dedim, sen böyle konuş, ben sana daha neler anlatırım.

Seviyorum Doktor Civan'ı he... Komik adam."

Doktor Civan ile konuşmaya başladıktan sonra gördüğüm rüyalar üzerine kısa bir sohbetten alıntı. Özledim Doktor Civan ile konuşmayı ama şimdi kendisine anlatacağım çok ilginç rüyalarım yok. O kısma da çok üzülüyorum. Üstüne düşüneceğim rüyalar görmek isterdim. Belki o kadar korkunç ve üzücü rüyalar değil ama detaylı ve garip rüyalar görmeyi isterdim.

Son zamanlarda gördüğüm en detaylı rüya bir astronot öğrencisi olduğum rüyaydı. Şöyle ki...

Etrafa bir kırmızlık hakim. Sanki ortamı kızıllaştıran bir filtre altında görüyorum her şeyi. Üstümde bir çeşit uzay kostümü var. Bir çeşit "Uzay Öğrencisi"yim. Kaskım, eldivenlerim ve tulumum. Üç kişiyiz. Ben, bildiğin, filmlerini gördüğün Charlize Theron'un vücudunun içindeyim. Yanımda son zamanlarda sıkça izlediğim gamer youtuber Markiplier var. Üçüncü kişi ise silik ama o da ünlü biri. Belki Ellen Page belki de Kristen Stewart. Sanırım Kristen, neyse...

Üstlerimizin bizden yapmamızı istedikleri bir şey var. Ama onu yapmak insanlık adına çok büyük bir problem yaratacak. O işin yapılmasını istemenin altında kötü bir niyet var. Bu nedenle aramızda anlaşıyoruz ve o işin yapılmasına tamamen engel olacak hareketi yapıyoruz. Bir roketin belirli bir koordinatlara fırlatılmasını istemişler bizden. Biz ise o koordinatları değiştirip boşluğa fırlatıyoruz roketi. Bulunduğumuz yerçekimsiz ortamdaki pencereden roketin yükselişini izliyoruz arkasında yoğun bir duman bulutu bırakarak. İçimiz rahat. Tam o sırada üstümüz olan komutanın kulaklıklarımızdan gürlemesini duyuyorum. Çağrılıyoruz. 

Yanına gidiyoruz ve emri yerine getirmediğimizi, artık her şey için çok geç olduğunu söylüyoruz. Küfretmeye başlıyor. Garip bir exoskeleton kıyafetin içinde komutan. Hızlı bir hareketle katlar arasındaki koridora doğru çıkıyor. Onu durdurmak için peşinden gidiyoruz. Boşlukta, türlü yerlere tutunup kendimizi çekerek, aynı şekilde ilerlemeye çalışan komutanı durdurmaya çalışıyoruz. O sırada kafama bir darbe alıyorum. Sanırım exoskeletonun koluyla vuruyor bana adam. Önce ilerlemeye devam ediyorum ama sonra kaskımın içine bir ılıklığın yayıldığını hissediyorum. "İyi değilim ben." diyorum. Kristen duruyor, yanıma geliyor, "Rengin atmış." diyor. Kaskımı çıkarıyorum, elimi başımın üstüne götürüyorum ve bütün başıma bir ıslaklık yayılıyor. Ellerim kan olmuş. Kristen kendi elleriyle kafama bastırıyor çünkü ben gücümü kaybediyorum. Bir platforma dayanıyorum. Kristen, Markiplier'a sesleniyor, "Yardım çağır!" diyor. Ilıklık yayılıyor. "Ben iyi değilim." diyorum. Kristen iyi olacağıma dair bir şeyler söylüyor ama sesler uzaklaşmaya, görüntü bulanıklaşmaya başlıyor. Etraftaki kızıl filtre yavaş yavaş sönükleşiyor sanki. Demek böyle oluyor, diye düşünüyorum. Ama sonra bunun bir rüya olduğu aklıma geliyor. Ama ılıklık ve uzaklaşma hissi o kadar gerçek ki... Acaba, diyorum bunlar gerçekte de oluyor mu? Gerçekten mi başım kanıyor? Gerçekten mi hissizleşiyorum? Gerçekten mi ölüyorum?

Ve uyandım... İlk yaptığım ellerimle başımı kontrol etmek oldu. Kan yoktu. Herhangi bir ıslaklık bile yoktu. Rüyayı yazmaya karar verdim, yavaş yavaş uykuya dalarken. Bu kadar detaylı... Kendimden memnun bir şekilde uykuya daldığımı hatırlıyorum. Ayrıca Charlize Theron vücuduna sahip olmak da güzeldi. Sonunda ölmüş olsam bile.

Not: Charlize Theron en sık rüyamda gördüğüm insan olabilir. Öldürdüğüm Afrodit de Charlize Theron'u. Sanırım kadına dev takığım... bir çeşit platonik aşkım mı?.. 

4 Temmuz 2011 Pazartesi

OneLove' dan kısa kısa

OneLove'a gittik, gördük, dinledik ve döndük.

Öncelikle bence, festivale uzun elbise, etek ile, beyaz olan her türlü şort, pantolon ile, dolgu olsun normal olsun topuklu olan herhangi bir ayakkabı ile gelinmez. Sıkıntıdan başka bir şey yaratmaz, seni de üzer yanındakileri de üzer. Yapma etme, giy güzelinden bir şort üstüne de bir askılıdır, tişörttür herhangi bir zıkkım, ayağına geçir bir lastik ayakkabı ya da haydi benden olsun, bir sandalet, salına salına gel, rahat rahat uzan çimlere, seril, müziğe dayanamadığın zaman da güzel güzel hopla zıpla. Şimdi böyle eğlenceli bir manzaranın içinde yer almak varken ne diye her yaptığın hareketten sonra oranı buranı düzeltmene sebep olacak giysiler giyip, en az 2 saat ayakta kalmanın ayağına işkence etmesine sebep olacak ayakkabılar geçirip sıkıntı içerisinde konser izliyorsun? Ben bunu anlamıyorum. Bu geçen iki günde de hiçbir şekilde anlamadım.

Arkadaş amma çok şu kalın çerçeveli güneş gözlüklerden takan var! Zilyon tane! Marjinal olmaktır, orjinal olmaktır ya da farklı bir havaya sahip olmaktır -veya bunların hepsi aynı anlamdadır- artık bu gözlüklerle imkansız. Herkes birbirinin aynı oluyor o gözlüklerle. Başka bir şey bulmak lazım artık. Ya da bulmaları lazım. Bir dahaki OneLove'a...

Manic Street Preachers'ın seveni çokmuş bu bahsettiğim kesimde. Sahip olduğu bu popülerlik gruba antipati duymama neden oldu. Aslında hakikaten bu popüler olana tavır alma huyumdan hiç hoşlanmıyorum ama bir gerçek. Hoş değil,biliyorum.

Happy Mondays diye bir grup varmış, eğlenceliymiş de... OneLove bana bir şey kazandırdıysa o da Happy Mondays. Dans bile ettirdiler bana.

Editors... Şaşırdım... Kulaklıktan pek bir soğuk, pek bir yerinde çalıp söyleyen grup havası veriyordun. Ama dünya gözüyle -bu da ne demekse?!- izledim ve öyle olmadığını gördüm. Meğersem pek bir hareketli, pek bir sıcakkanlıymışsın. Sahip olduğum yanlış ön görüden dolayı özür dilerim. Bir de Papillion, canlı haliyle daha güzel geliyor kulağa.

Gelelim gecenin son adamı Suede'e... Eski, yaşını almış vs... Ama ben onlardan daha gençlerinin iki adım atamadığını biliyorum, bilmekle de kalmıyor hatta görüyorum. Öyle olunca karşımda hoplayıp zıplayan, giydiği mavi gömleği terden laciverte döndüren bu beyefendiye diyecek lafım kalmıyor, saygıda kesinlikle kusur etmiyorum. Seyirci ile pek bir diyalog kurmamalarını -hatta hiç kurmamalarını- yaşlarının getirdiği huysuzluğa veriyor ve gösterdikleri dinç performanslarından dolayı kendilerini tebrik ediyorum. Ama Suede'in şarkılarına genel olarak hakim olmadığımı görmek beni üzdü ve utandırdı. Ama iş işten geçmişti, bende rtime ayak uydurup salım salım salındım, yeri geldi zıpırdadım.

Genel olarak OneLove indie jikslerin daha çok katılım gösterdiği, "dar alanda kısa paslaşmalar" anlayışına sahip bir festival düzeninin olduğu ama ses sisteminin gayet temiz olduğu bir festivaldi. Ve anlamamı sağladı ki, geçen seneki Sonisphere'in üstüne zor festival yapılır.

Ahh ahh... Özledim be...