Yönetmenin önceki
filmlerini izlemediğime pişman eden bir film oldu benim için.
Çok ani girdim
konuya değil mi? Ama lafı uzatmanında bir anlamını göremedim.
Gerek kadrosu,
gerek görüntüleri, gerek kurgusu ile zevk verebilen bir film olmuş bence.
İtiraf ediyorum, IMDB’de konusunu okuyup burun kıvırmıştım. Sonrasında bir
şekilde trailerına denk geldim ve ne büyük bir hata yaptığımı gördüm. Meğerse IMDB’deki açıklaması çok yavan ve yüzeyselmiş. Halbuki filmin sahip olduğu
basit konu, buz dağının görünen kısmıymış.
Kesinlikle bir
önce yazdığım Shame yazısında eleştirdiğim konunun anlatış biçiminin önemine çok güzel bir örnek Moonrise Kingdom. Basit konusunu dile getiriş
biçimiyle insanı saran filmlerden bir tanesi.
"Aile ve aile içinde yer alan ilişkilerden bıkmış iki ergenin yaşadıkları aşk hikayesi." IMDB’de
yazılan konu işte böyle ve insanın pek izleyesi gelmiyor. Zira basit, sonunu
tahmin edebileceğiniz bir konu. Ama gerek çekimler, gerek mekanlar , gerekse
konunun anlatımı, akışı ile gerçekten eğlenceli bir film olmuş. Diyaloglar, filmin
geneline hakim olan ciddiyet ve o ciddiyetin saçmalığı... Şiddetle tavsiye ediyorum,
izleyin.
The Royal
Tenebaums’u izlemediğim için büyük bir eksiklik hissetmeme neden oldu.
Farkettim ki
kullanılan mekanlar, dekorlar filmlerde ilgimi çeken ilk şey oluyor. Moonrise
Kingdom bu konuda çok başarılıydı. Mesela Shame’de başarılıydı bu konuda. Özen
gösterilen, özellikle seçilmiş, karakterler hakkında pek çok şeyi anlatan
dekorlar vardı (Shame anınca gene bir hüzünlendim, yazık, çok yazık...). Clockwork
Orange’da dekorları ile beni benden almıştı. Tim Burton’nın filmlerine
değinmiyorum bile!
Herneyse, konumuz
diğer filmler değil, konumuz Moonrise Kingdom. Beni Wes Anderson konusunda
araştırma yapmaya, önceki filmlerini izlemeye ve eğer bir filmin yönetmenliğini
yapmışsa o filmin mutlaka izlenmeye değer olduğuna inandıran bir
filmdi.
Kısadan hisse, izleyin
derim.