27 Nisan 2011 Çarşamba

Rüya (Beş buçuk)

Dışarı çıkmak üzereyim. Belirli bir zamanda olmam gereken belirli bir yer var. Tam dışarı çıkacakken telefon çalıyor. Açıyorum. Biri bir melodi mırıldanıyor. Anlamıyorum. "Beş buçukta patlayacak." diyor sonra ve telefonu kapatıyor. Patlayacak yer benim olmam gereken yer ve beş buçukta benim olmam gereken zaman. Gerçekten patlayacak mı yoksa sadece saçma bir tehdit mi bilemiyorum. Başkaları da var orada. Haber vermeli miyin yoksa insanları gereksiz yere mi telaşlandırmış olurum, bilemiyorum.

Dışarı çıkıyorum. Dayım'ı arıyorum. Durumu anlatıyorum. Git polislerle konuş, diyor. Ama kendine güven, açık bir ifadeyle konuş, yoksa adamı s.kerler, diyor. Kelimesi kelimesine. Durumdan çok dayımın dediği beni korkutuyor.

Tamam, diyorum. Biriyle mi gidiyim, yalnız gitmesem mi, diye soruyorum. Biriyle git, daha iyi olur, diyor.

Sonra sahne değişiyor. Mert yanımda. Olmam gereken yerin önündeyim. Üç katlı bir bina. En alt katından sesler geliyor. Mert'e orada olmam gerek beş buçuk da, diyorum. Gidecek misin, diye soruyor. Ya sen orada olacağın için patlatacaklarsa, diyor. Seni öldürmek için onları öldüreceklerse. O zaman söylemiyim, diyorum. Gitmiyim. Ama haber vermem lazım. Binaya doğru gidiyorum. Saate bakıyorum. Beç buçuğa geliyor ve ben uyanıyorum.

23 Nisan 2011 Cumartesi

Superman

"A Man Who Was A Superman" bir Güney Kore filmi. "Defendor"un Kore yapımı olarak bakılabilir aslında ama bu onun hafife alınması anlamına gelmiyor. Uzak Doğu filmleri konuyu daha derinlemesine işliyor bence. Daha gerçekçi bir havası oluyor. Tek sorun mesela, dramı biraz fazla uzatmaları. Sonu gelmek bilmedi, mesela. Tamam üzdün, üzmeye devam ediyorsun ama yeter artık... Bence filmin tek sorunu buydu. Onun dışında oyunculuk da dahil olmak üzere gerçekten güzel bir yapmışlar. Bu zamana kadar izlediğim Uzak Doğu filmlerine nazaran mekanlara, renklere fazla dikkat edilmemiş ama gerek de kalmamış bence. Senaryo ve oyunculuk kurtarmış. Gayet iyi kurtarmış. Son yirmi dakikasına kadar gülmekten gözümden yaş geldikten sonra, sonunu üzüntülü bir sessizlik ile getirdim. Başarılıydı.

Imdb'den 7.3 almış. Ben 8'i hakettiğini düşünüyorum.

19 Nisan 2011 Salı

Repulsion

Roman Polanski'yi severim. Kişilik olarak pek değil ama filmleri olsun ve filmlerde oynadığı karakterleri olsun eğlencelidir. İzlenmeye değerdir bence. Tenant mesela güzel bir filmidir. Aynı şekilde Fearless Vampire Killers'da eğlenceli bir filmdir. Repulsion'ı da geçen gene stumble ın karşıma çıkardığı bir sitede buldum. Bir çeşit "disturbing movies" olarak bahsediyordu. Hiç vakit kaybetmedim, buldum ve izledim geçen.

Filmin uzun bir kısmı evde tek başına kalan 20'li yaşlarında androfobisi olan bir kadını anlatıyor. Bu arada androfobi de erkek korkusu imiş. Yeni öğrendim. Her neyse... İlk kısımları sıkıcıydı, itiraf ediyim ama ikinci kısım, yani kadının bir başına kalıp kafayı sıyırdığı bölümler sinir bouzucu bir atmosfere sahipti. Daha çok hangisine uyuz oldum, bilemedim, kadının tavırlarına mı yoksa kadını o halde bırakan ablasına mı... Fena bir film değildi aslında ama insanın sabırlı olması gerekiyor.

Bunun dışında ufak bir not: Film daha ilk sahnesinden tanıdık geldi. Filmi izlemediğimden eminim ama sahneleri daha önce gördüm, dedim. Kısa bir araştırma sonrasında The Cardigans'ın "Hanging Around" adlı parçasına çektiği videonun bu filminden esinlendiğini ve bana tanıdık gelen sahnelerin aslında klibe ait olduğunu öğrendim. Neredeyse birebir yapmışlar bazı sahneleri. Şarkı fena değil aslında. İlk çıktığında da baya dinlemiştim. Merak ederseniz buyrun.

Film imdb'den 7.9 almış. Ben o kadar yüksek vermem. Gene de Roman Polanski'yi seviyorum.