18 Kasım 2011 Cuma

Büfe

Menüden yemeğini seçti. Sonra da ne içmek istediğini söyledi. Garson uzaklaştıktan sonra çantasına uzandı, bitmesine 4 kala olan sigara paketini çıkardı çantasının derinliklerinden. Goralısının gelmesinin bir sigara tüttürecek kadar uzun sürmeyeceğine karar verince yakmaktan vazgeçti. Vazgeçmesinin hemen ardından garson gözüktü bir elinde tabak bir elinde kutu cola ile.

"Afiyet olsun."
"Teşekkürler."

Büfenin caddeye bakan dış masalarından birine oturmuştu. Cadde işlek, insanlar aceleci ve hava yağmurluydu. Goralısı sıcak, kolası soğuk ve saçları ıslaktı.

İlk oturduğu zaman geldi aklına. İlk ne yediğini hatırlamıyordu ama ne hissettiğini hatırlıyordu. Heyecanın yavaş yavaş  korkuya nasıl dönüştüğünü... Masalardan hangisine oturacağını düşünmek, oturacağı masaya ulaşmak için diğer masaların arasından geçerken etraftaki insanların izleyen gözlerini düşünmek, gelen garsona vereceği cevabı düşünmek, yemeğini yerken insanların gene O'nu izleyen gözlerini düşünmek...

Korkardım, diye geçirdi içinden. Gerçekten korkardım. Ufalmak isterdim, ufalıp yok olmak...

İlk günden tekrar bu güne geldi, bakışları boşluktan günümüze döndü. Şimdiyi düşündü. Konuşmaktan korkmadığını gördü. Gülümsemekten, seçeceği yemekten ve paketten sigarasını çıkarmaktan korkmadığını gördü. Umursamaz oldum, dedi kendi kendine, yok olmak yerine.

Garsonun girişi düşüncelerini böldü.

"Afiyet olsun."
"Teşekkürler."
"Çay ikram edeyim mi?"

Bir anlık duruksama.

"Evet, çok teşekkür ederim."

Bir anlık duraksamayı düşündü. Önceki duraksamalarında saniyenin binde birinde dökülen terlerini düşündü. Gülümsedi kendi kendine. Burnu büyük bir ifadeyle, küçükmüşüm, dedi.

Abartma, dedi sonra arkaya saklanmış, gölgelerinde arasında güvende olan bir kısmı. Daha o kadar büyümedik. Öyle, dedi, hala korkularım var. Hala korkularımla yapabileceğim uzun bir listem var. Ama en azından "tek başına yemek yemek" ve "günlük diyaloglar" ın üzeri çizili. Gölgelerin arasında güvende olan bir kısmı kafasını salladı. Beyninde bir an bakıştıklarını gördü. İkisininde gözlerinde küçük ama parlak bir gurur vardı. Gölgelerin arasında belli olacak bir parlaklığa sahipti.

Dumanı tüten çayı geldi.

"Afiyet olsun."
"Teşekkürler."

Paketine uzandı, bir dal çekip dudaklarına yerleştirdi.

Hava soğuktu, çay bardağı sıcaktı ve sigarasının dumanı yoğundu.

Adımları küçüktü, yol uzundu ve beyni huzurluydu. O güzel duyguyu hissediyordu. Bir şekilde o yolda ilerleyebileceğini, başa çıkabileceğini hissediyordu. Buna güven denemezdi. Daha o kadar değil, dedi kendi kendine. Ama umursamazlık gayet yakışırdı. Yoldaki tozun, toprağın, çamurun üstünde bırakacağı izleri umursamamaktı bu.

Üzücü olan, dedi, gölgelerin arasına saklanmış olan bir kısmı, ne yazık ki bu gelip geçici bir his.

Gülümsedi. Neyse ki geri geldiği zamanlar oluyor, diye karşılık verdi. O an için karamsarlık modunda değildi.
Karnı tok, elleri sıcak ve oturuşu rahattı.

Masadan kalkışı da rahat oldu. Randevuya 5 kala hesabı ödedi.

"İyi akşamlar."
"İyi akşamlar."