27 Mart 2011 Pazar

Mindfucker Rüya

Yeter hakkaten. Seni de, o saçtığın tozlarını da s.kicem. Bu zamana kadar sana hep saygım ve sevgim olmuştu ama çizgiyi aştın. Pis oynuyorsun artık. Bel altı vuruyorsun. Beynimi, o da yetmezmiş gibi günümü s.kiyorsun. O serpiştirdiğin tozlarını istemiyorum artık. Uğrama bana. Sakın gelme! Gelişin beni deli ediyor.

Dışarıdayım. Umay ve Serkan'la beraberim. Pasaj gibi bir yerin içine giriyoruz. Akşam ve ben bir şeye kızgınım sanırım. Umay, pasajın hemen girişindeki bankamatiğe gidiyor. Para çekmek için girmişiz pasaja. Umay Taranti Bankasına gidiyor (reklam olmasın). Serkan' da sağa doğru dönüp Şiş Bankası'nın bankamatiğine doğru gidiyor. Bende onun peşinden gidiyorum, zira benim de kartım Şiş. Serkan pek keyifli, bir şeylere gülüyor. Bilmiyorum, belki bana gülüyor ama ben garibim. Başım dönüyor. Tam Serkan'a bir şey anlatacakken gözlerim kararır gibi oluyor. Yere yığılıyorum. Serkan beni tutmaya çalışıyor. Ne oldu, iyi misin, diyor ama cevap veremiyorum. Dudaklarım yapışmış sanki. Tam o sırada yer sarsılmaya başlıyor. Deprem oluyor. O kadar güçlü ki uğultusu titretmeye yetiyor. Kendime geliyorum, çünkü çok korkuyorum. Serkan'a bakıyorum. O da çok korkmuş. Ağlamaya başlıyor. Hepimiz ölücez, diyor. Sarılıyorum. Korkma, diyorum, hiçbir şey olmayacak.

Bir süre sonra deprem bitiyor. Yerden kalkıyoruz. Yüzüm yaştan ıslanmış. Burnumu çeke çeke annemi aramam lazım, diyorum. Nasıl olduklarını öğrenmem lazım. Ama bir türlü hat düşmüyor. Eve gitmem lazım. Pasajdan dışarı çıkıyoruz. Bağrışlar, ağlamalar. Sonra sahne değişiyor.

Eve doğru gidiyorum. Yanımda birileri var ama Umay ve Serkan yok. Yolda annemi görüyorum. Anne, iyi misiniz, diye soruyorum. Eliyle bir şeyler yapıyorum. Tam olarak ne yaptığını hatırlamıyorum ama ne dediğini anlıyorum. Ananen intihar etmeye çalıştı, diyor. Elim ayağım boşalıyor. O da ne demek, diyorum. Birileri, ama iyi hastaneden çıkarmışlar, diyor. Bir başkası bir avuç ilaç içmiş, diyor. Eve doğru koşuyorum.

İki katlı evimiz. Kapıyı açıp salona giriyorum. Kaan bir koltuğun üzerine oturmuş ağlıyor. Yanında Serkan, onun yanında da Umay oturuyor. Ben ne yaptığımı bilmeden Kaan'ın yanına gidiyorum. O kadar fena ağlıyor ki. Ben de hıçkırmaya başlıyorum. Anlamıyorum, neden böyle bir şey yaptı ki?! O sırada ananem geliyor. Kapıdan girdiğini görüyorum. Üstünde şu hastanelerde giydirilen mavimsi beyazımsı hasta önlüğü var. Bileğinde beyaz bilekliklerden. Saçları karışmış, rengi solmuş. O kadar kızgınım ki iyi olup olmamasına dikkat etmiyorum. Nasıl yaparsın, diyorum. Neden? Cevap vermiyor. Önümden öyle yürüyüp geçiyor. Ne kadar üzdüğünün farkında değil misin, diye bağırıyorum arkasından. Özür dilerim, diyor. İyiyim bak. Ama dedikleriyle gördüklerim örtüşmüyor. Ruh gibi. Öyle geçip gidiyor. Ve ben uyanıyorum.