Bu, evden çıkmadan yazı yazma işi hoşuma gitti. Bu sefer daha kısıtlı bir zamanım var ama kısa kısa notlar düşebilirim.
Gene saçma bir rüya gördüm. Bu seferkini çok net hatırlamıyorum şu anda. Ama içinde 1.30m'lik kesitler vardı. Çizmem gereken grafikler. Ve sanırım bunların ayrı sayfalarda olmaması gerekiyordu. Bilemiyorum, hatırlayamıyorum ama uyandığımda rahatlamış hissettim kendimi. Yani tahminim pek de hoş bir rüya olmadığı yönünde.
Anlatacak iki üç rüyam daha var. Onları göreli de çok olmadı, üzerinden daha fazla zaman geçmeden anlatmam lazım. Doktor Civan ile görüşmem 3 ağustosda. Daha çok zaman var ama kendimi biliyorum. Eğer o zamana kadar oturup yazmazsam 2 ağustos günü kıçım tutuşmuş bir vaziyette aklımda kalan kırıntıları süsleyerek yazmaya çalışacağım. Yazık olur. Hem rüyalarıma hem de yazılarıma.
Bu gün kendimden memnuniyetsiz miyim, bilmiyorum. Sanırım dışarı çıktığım zaman anlayacağım bunu.
Artık güneş gözlüğü takmaya çekinmiyorum. Acaba çekinmeyecek kadar olgunlaştım mı, yoksa güneş artık çekincelerimi bir kenara fırlatacağım kadar bunaltıcı mı?
Birbirimizi iyi tanıyoruz. Bu soruya cevap dahi vermeyeceğim.
Yazı yazabildiğim tek zamanın, evden çıkma ile kahvaltı arasındaki 15 dakika olması da komik. Komik olduğu kadar da üzücü.
Neyse buna da şükretmek lazım. En azından artık buraları sessiz değil. Sen de yalnız değilsin Charlie.
26 Haziran 2012 Salı
25 Haziran 2012 Pazartesi
Rüya (Bikini)
Kendimden bu kadar hoşnutsuz olduğum başka bir sabah daha hatırlamıyorum.
Öyle ki işe gitmeden önce üşenmeyip laptopu açıp yazmam gerektiğini hissettim. Çünkü üzerimdeki hoşnutsuzluk kendime saklayabileceğimden çok fazla.
Gördüğüm rüyalar etkiliyor sanırım. Beceriksiz olduğumu görüyorum. Elim ayağımın birbirine dolandığını, yapmaya kalkıştığım şeyleri yaparken bocaladığımı görüyorum.
Kaan'la beraberiz. Nerede olduğumuzu hatırlamıyorum ama bir iki gün kalacağımız bir yer. Dışarıdayız ama dışarısı özgür bir yer değil. Böyle bir site gibi. Kocaman gri duvarlardan oluşan bir site gibi.
Kaan'la bir havuza doğru gidiyorum. Elimde eşyalarım var. Biraz yüzeceğim diyorum. Tamam, diyor. O arada bir kaç kişi çıkıyor gölgelerin arasından. Üç kişiler sanırım. Yüzmeye gideceğimi biliyorlar. İçlerinden biri, bence yapamayacak, diyor. Bir diğeri, bencede, diye cevap veriyor. Onlar iş arkadaşlarımmış. Ama hiçbirini tanıyorum.
Yanlarından geçiyoruz. O kadar tedirginim ki. Umarım ellerim titremiyordur, diye düşünüyorum. Kaan kulağıma eğiliyor, takma onları, diyor. Sen yüzmene bak.
Havuzun başına gidiyoruz. Ben eşyalarımı çıkarıyorum. Havlu, gözlük çıkıyor çantamdan. Gözlüğü yeni almışım. Kutusunu yeni açıyorum. Kaan, neden aldın ki, diye soruyor. Bende vardı. Olsun, diyorum, bunlar baya kaliteli.
Manyom içimde. Üzerimdeki kıyafetleri çıkarıyorum. Tişörtü çıkardığım anda fark ediyorum ki bikini giymişim. Şaşırıyorum. Utanıyorum. Uzun zamandır bikini giymedim. Bikini giyebilecek bir vücudum yok.
Bozuntuya vermeden pantlonumu çıkarmaya çalışıyorum. Ayaklarım pantolona dolanıyor. Kaan beni tutuyor. Zorda olsa çıkarıyorum. O zaman farkediyorum ki bikinin altını ters giymişim. Komedi filmi gibi .mına koyayım! Kafama, beynime, beynimin içindeki şeylere sayıyorum. Gene bozuntuya vermemeye çalışıyorum ama çok saçma. Üzerimde mavi bir bikini üstü. Altımda ise beyaz bir bikini altı. Üzerindeki desenlerde gözüküyor hafiften. Sanırım bana gülüyorlar. Hatırlamıyorum.
Pantolonu çıkarır çıkarmaz kendimi havuza atıyorum. Kenara geliyorum. Gözlüğü kafama takmaya çalışıyorum. İki kısımdan oluşuyor gözlük. İç kısmı suyun geçmesini engelleyen bir kısım. Dış kısmı ise gözülüğün kafama oturmasını sağlıyor. Ayarlamam uzun sürüyor. Neyseki su soğuk değil. Zaten hissettiğim utançtan suyun nasıl olduğu umurumda da değil. İmamın abdest suyu olsa bile gireceğim. Her türlü dışarı da durmaktan daha iyi.
Üç kişinin birbirleriyle konuştuğunu duyuyorum. Bence 5 kere bile gidip gelemeyecek, diyor birisi. Yok, bence 7 - 8 yapar, ama hayatta 10 yapamaz, diyor. Üçüncüsü, bence bitiremeyecek bile, diyor. Lafa karışıyorum, yok artık, bitiririm kesin, diyorum. Ama 10 kere gidip gelemem. Kaan, neden öyle diyorsun, diyor. Bence yaparsın. Yok, diyorum. Nefesim yetmez.
Gözlüğü kafama takıyorum. Bir iki kulaç atıyorum, duruyorum. Gözlük kafamdan çıkmış. Tekrar kenara geliyorum, ayarlamaya çalışıyorum. İş yerinde, yemekhanede yemek dağıtan Mustafa Bey geliyor. Ne oldu, diye soruyor. Gözlük tam oturmadı, diyorum. Kaan, istersen benim gözlüğümü al, diyor. Yok, ayarlıyorum, diyorum. Yeni aldığım gözlüğü kullanmak istiyorum. O kadar para verdim, yeni aldım. Onu kullanmalıyım! Ama gözlüğü kafama takarken, biliyorum, asla tam oturmayacak. Hep kayacak. Ve ben havuzu bir kere bile bitirip bitiremeyeceğimi merak ediyorum.
Sahne değişiyor. Bir odadayız. Masanın başında birkaç kişiyiz. Önümüzde kağıtlar var. Odaya biri giriyor, kapıyı tıklattıktan sonra. Yıldırım Bey, diyor. Gerisini hatırlamıyorum. Ama bir kağıt imzalamamız isteniyor. Herkes imzalıyor. Yanımdaki kadın, Yasemin'de imzalayacak mı? Onun imzalamasına gerek yok, diyor. İçeri giren kadın ise, hayır kesinlikle imzalayacak, diyor. Yıldırım Bey özellikle onun da imzasını istedi, diyor. Kağıt üzerindeki ismimi gösteriyor. İsmimin yanına bir not düşülmüş. Yanımda oturan kadın, bu ne, diye soruyor. İsmimin yanına düşen nota gösterdiği tepki. Ben notu okuyamıyorum. İçeri giren kadın, Yıldırım Bey biraz kötüdür, diyor. Kötüyü söylerken zorlanıyor. İmlası kötüdür, diyor. Kötüyü söylerken gene zorlanıyor. Ağzından kekemeymiş gibi çıkıyor. Ya da bir tür konuşma bozukluğu varmış gibi. Kalemi alıyorum elime. Önce notu okuyabilmek için kalemle yazılan kelimenin üstünden geçiyorum. Biraz silinmiş çünkü. Sonu "a" ile biten bir kelime çıkıyor. Sanırım içinde "ü" ve "s" var. Kötü bir şey yazıyor orada ama gülümsüyorum. Kadın kağıdı önümden alıyor. Dur, daha imzalamadım, diyorum ama sesim çıkmıyor. İsmimin yanındaki yer boş, imzasız bir şekilde gidiyor kağıt. Bunu bile beceremedim, diyorum. Bir imza atmayı bile beceremedim.
Kadın kağıdan çıkarken dönüyor. Yarın düğünümüz var, diyor. Herkes izinli, herkesi bekliyoruz.
Düğüne gideceğim yok. Ama izinli olduğuma seviniyorum. En azından bir gün gelmeyeceğim. Bu beni mutlu ediyor ve uyanıyorum.
Ama mutlu uyanmadım. Sahip olduğum hoşnutsuzluğu anlatamıyorum. Sanki üzerimde renkli, annemin yeni aldığı tişört değil de, o ebesini s.ktiğim mavi, üzerinde küçük desenleri olan bikini var. Dışarı çıkmak istemiyorum.
Bence dışarı çıkmak istemediğinde çıkmama lüksün olmalı. Belli çünkü, çıkman kimsenin hayrına olmayacak.
Güne iyi başladık, he?
Umarım sonu çabuk gelir.
Öyle ki işe gitmeden önce üşenmeyip laptopu açıp yazmam gerektiğini hissettim. Çünkü üzerimdeki hoşnutsuzluk kendime saklayabileceğimden çok fazla.
Gördüğüm rüyalar etkiliyor sanırım. Beceriksiz olduğumu görüyorum. Elim ayağımın birbirine dolandığını, yapmaya kalkıştığım şeyleri yaparken bocaladığımı görüyorum.
Kaan'la beraberiz. Nerede olduğumuzu hatırlamıyorum ama bir iki gün kalacağımız bir yer. Dışarıdayız ama dışarısı özgür bir yer değil. Böyle bir site gibi. Kocaman gri duvarlardan oluşan bir site gibi.
Kaan'la bir havuza doğru gidiyorum. Elimde eşyalarım var. Biraz yüzeceğim diyorum. Tamam, diyor. O arada bir kaç kişi çıkıyor gölgelerin arasından. Üç kişiler sanırım. Yüzmeye gideceğimi biliyorlar. İçlerinden biri, bence yapamayacak, diyor. Bir diğeri, bencede, diye cevap veriyor. Onlar iş arkadaşlarımmış. Ama hiçbirini tanıyorum.
Yanlarından geçiyoruz. O kadar tedirginim ki. Umarım ellerim titremiyordur, diye düşünüyorum. Kaan kulağıma eğiliyor, takma onları, diyor. Sen yüzmene bak.
Havuzun başına gidiyoruz. Ben eşyalarımı çıkarıyorum. Havlu, gözlük çıkıyor çantamdan. Gözlüğü yeni almışım. Kutusunu yeni açıyorum. Kaan, neden aldın ki, diye soruyor. Bende vardı. Olsun, diyorum, bunlar baya kaliteli.
Manyom içimde. Üzerimdeki kıyafetleri çıkarıyorum. Tişörtü çıkardığım anda fark ediyorum ki bikini giymişim. Şaşırıyorum. Utanıyorum. Uzun zamandır bikini giymedim. Bikini giyebilecek bir vücudum yok.
Bozuntuya vermeden pantlonumu çıkarmaya çalışıyorum. Ayaklarım pantolona dolanıyor. Kaan beni tutuyor. Zorda olsa çıkarıyorum. O zaman farkediyorum ki bikinin altını ters giymişim. Komedi filmi gibi .mına koyayım! Kafama, beynime, beynimin içindeki şeylere sayıyorum. Gene bozuntuya vermemeye çalışıyorum ama çok saçma. Üzerimde mavi bir bikini üstü. Altımda ise beyaz bir bikini altı. Üzerindeki desenlerde gözüküyor hafiften. Sanırım bana gülüyorlar. Hatırlamıyorum.
Pantolonu çıkarır çıkarmaz kendimi havuza atıyorum. Kenara geliyorum. Gözlüğü kafama takmaya çalışıyorum. İki kısımdan oluşuyor gözlük. İç kısmı suyun geçmesini engelleyen bir kısım. Dış kısmı ise gözülüğün kafama oturmasını sağlıyor. Ayarlamam uzun sürüyor. Neyseki su soğuk değil. Zaten hissettiğim utançtan suyun nasıl olduğu umurumda da değil. İmamın abdest suyu olsa bile gireceğim. Her türlü dışarı da durmaktan daha iyi.
Üç kişinin birbirleriyle konuştuğunu duyuyorum. Bence 5 kere bile gidip gelemeyecek, diyor birisi. Yok, bence 7 - 8 yapar, ama hayatta 10 yapamaz, diyor. Üçüncüsü, bence bitiremeyecek bile, diyor. Lafa karışıyorum, yok artık, bitiririm kesin, diyorum. Ama 10 kere gidip gelemem. Kaan, neden öyle diyorsun, diyor. Bence yaparsın. Yok, diyorum. Nefesim yetmez.
Gözlüğü kafama takıyorum. Bir iki kulaç atıyorum, duruyorum. Gözlük kafamdan çıkmış. Tekrar kenara geliyorum, ayarlamaya çalışıyorum. İş yerinde, yemekhanede yemek dağıtan Mustafa Bey geliyor. Ne oldu, diye soruyor. Gözlük tam oturmadı, diyorum. Kaan, istersen benim gözlüğümü al, diyor. Yok, ayarlıyorum, diyorum. Yeni aldığım gözlüğü kullanmak istiyorum. O kadar para verdim, yeni aldım. Onu kullanmalıyım! Ama gözlüğü kafama takarken, biliyorum, asla tam oturmayacak. Hep kayacak. Ve ben havuzu bir kere bile bitirip bitiremeyeceğimi merak ediyorum.
Sahne değişiyor. Bir odadayız. Masanın başında birkaç kişiyiz. Önümüzde kağıtlar var. Odaya biri giriyor, kapıyı tıklattıktan sonra. Yıldırım Bey, diyor. Gerisini hatırlamıyorum. Ama bir kağıt imzalamamız isteniyor. Herkes imzalıyor. Yanımdaki kadın, Yasemin'de imzalayacak mı? Onun imzalamasına gerek yok, diyor. İçeri giren kadın ise, hayır kesinlikle imzalayacak, diyor. Yıldırım Bey özellikle onun da imzasını istedi, diyor. Kağıt üzerindeki ismimi gösteriyor. İsmimin yanına bir not düşülmüş. Yanımda oturan kadın, bu ne, diye soruyor. İsmimin yanına düşen nota gösterdiği tepki. Ben notu okuyamıyorum. İçeri giren kadın, Yıldırım Bey biraz kötüdür, diyor. Kötüyü söylerken zorlanıyor. İmlası kötüdür, diyor. Kötüyü söylerken gene zorlanıyor. Ağzından kekemeymiş gibi çıkıyor. Ya da bir tür konuşma bozukluğu varmış gibi. Kalemi alıyorum elime. Önce notu okuyabilmek için kalemle yazılan kelimenin üstünden geçiyorum. Biraz silinmiş çünkü. Sonu "a" ile biten bir kelime çıkıyor. Sanırım içinde "ü" ve "s" var. Kötü bir şey yazıyor orada ama gülümsüyorum. Kadın kağıdı önümden alıyor. Dur, daha imzalamadım, diyorum ama sesim çıkmıyor. İsmimin yanındaki yer boş, imzasız bir şekilde gidiyor kağıt. Bunu bile beceremedim, diyorum. Bir imza atmayı bile beceremedim.
Kadın kağıdan çıkarken dönüyor. Yarın düğünümüz var, diyor. Herkes izinli, herkesi bekliyoruz.
Düğüne gideceğim yok. Ama izinli olduğuma seviniyorum. En azından bir gün gelmeyeceğim. Bu beni mutlu ediyor ve uyanıyorum.
Ama mutlu uyanmadım. Sahip olduğum hoşnutsuzluğu anlatamıyorum. Sanki üzerimde renkli, annemin yeni aldığı tişört değil de, o ebesini s.ktiğim mavi, üzerinde küçük desenleri olan bikini var. Dışarı çıkmak istemiyorum.
Bence dışarı çıkmak istemediğinde çıkmama lüksün olmalı. Belli çünkü, çıkman kimsenin hayrına olmayacak.
Güne iyi başladık, he?
Umarım sonu çabuk gelir.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)