Dışarı çıkmak üzereyim. Belirli bir zamanda olmam gereken belirli bir yer var. Tam dışarı çıkacakken telefon çalıyor. Açıyorum. Biri bir melodi mırıldanıyor. Anlamıyorum. "Beş buçukta patlayacak." diyor sonra ve telefonu kapatıyor. Patlayacak yer benim olmam gereken yer ve beş buçukta benim olmam gereken zaman. Gerçekten patlayacak mı yoksa sadece saçma bir tehdit mi bilemiyorum. Başkaları da var orada. Haber vermeli miyin yoksa insanları gereksiz yere mi telaşlandırmış olurum, bilemiyorum.
Dışarı çıkıyorum. Dayım'ı arıyorum. Durumu anlatıyorum. Git polislerle konuş, diyor. Ama kendine güven, açık bir ifadeyle konuş, yoksa adamı s.kerler, diyor. Kelimesi kelimesine. Durumdan çok dayımın dediği beni korkutuyor.
Tamam, diyorum. Biriyle mi gidiyim, yalnız gitmesem mi, diye soruyorum. Biriyle git, daha iyi olur, diyor.
Sonra sahne değişiyor. Mert yanımda. Olmam gereken yerin önündeyim. Üç katlı bir bina. En alt katından sesler geliyor. Mert'e orada olmam gerek beş buçuk da, diyorum. Gidecek misin, diye soruyor. Ya sen orada olacağın için patlatacaklarsa, diyor. Seni öldürmek için onları öldüreceklerse. O zaman söylemiyim, diyorum. Gitmiyim. Ama haber vermem lazım. Binaya doğru gidiyorum. Saate bakıyorum. Beç buçuğa geliyor ve ben uyanıyorum.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder