Öncelikle
belirtmek isterim ki, bir film yorumu ile geri dönüş yapmak benim açımdan pek
çok anlama geliyor. Uzun bir zamandır ortalıklarda yoktum. Bu seferkinin
belirgin bir sebebi yok. Pek çok bahane sıralayabilirim ama gerek duymuyorum.
En doğru ve yalın haliyle içimden gelmedi ve yazmadım. Bu arada pek çok film
izledim, pek çok yazı yazdım Defter’e ama anlatmak istemedim nedense. Ama
şimdi, geçen gün izlediğim film ile hem yazma isteğim kabardı hem de
deliler gibi film izleme isteğim. Bu nedenle yazıma filmin içeriklerinden ve
özelliklerinden tamamen ayrı olarak, bende bu istekleri uyandırdığı için Shame’e teşekkür ederek başlıyorum. En
azından bu teşekkürü hakediyor.
Gelelim Shame’in
bir film olarak değerlendirilmesine...
Hani bazı filmler
vardır, basit bir konuyu o kadar güzel kurgulayarak anlatırlarki filmden
kopamazsın. Konusu ne hakkında olursa olsun film bittiğinde mutlusundur çünkü
gerçekten “güzel bir film” tanımı nı hakeden bir iş izlemişsindir. Little Miss
Sunshine gibi. Konu itibari ile ilgi çekici birşey yoktur ama film o kadar
ayarında gider ki bir anda favori filmlerinizden biri olur. İşte Shame,
tamamiyle bütün bu dediklerimin tam tersine sahip olan bir filmdi bence.
Konuyu aşağı
yukarı biliyorsunuz ama gene de ufaktan değinelim. Orta yaşlarında seks
bağımlısı bir şehir sakini var filmin odağında.
İlk terslik burada
ortaya çıkıyor ve basit bir karakterin yerine karmaşık ve merak uyandırıcı
birini anlatıyor. Güzel. Bu adamımızın hayatına ani bir giriş yapan depresif ve
intihara meyilli kız kardeşinin olduğu söyleniyor bize filmin konusu olarak.
Bu da konuyu ilginç, karışık ve dramatik bir hale getiriyor. Bunlar da güzel.
Merak uyandırıyor ve izliyorsun filmi. İşte ikinci terslikte burada oluyor ve
görüyorsun ki konunun ilginç olmasına rağmen film seni resmen sarmıyor. Kendini
kaptırmaya çalışıyorsun, yani benim yaptığım oydu, ama bir türlü olmuyor.
Oyunculuk başarılı, sahneler güzel, estetik, göze hitap eden cinsten ama konu o
kadar kötü kurgulanmış ki... Hatta kurgulanmamış bile denilebilir. Öyle ki film
bittiğinde “Ee, ne oldu ki şimdi?” diyorsun.
Tamam, karakterlerin
içinde bulunduğu duygulardır vesairedir oyunculuklarla güzel anlatılmış ama
kaçırılan nokta neden sorusunun tamamen cevapsız kalması. Ve hayal kırıklığına
uğruyorsun. Çünkü ortada ilginç bir konu, iyi bir oyunculuk, özen gösterilmiş
sahneler var ama konunun gittiği bir yer yok. Yazık olmuş bence.
Ha, izlediğimden beri düşünüyorum, konu nereye
gidebilir, neler olabilirdi, diye ve bulamıyorum. Belki de yönetmenin de
sıkıntısı bu olmuştur. O nedenle yönetmenin hemen diğer bir filmini de izlemeye
karar verdim. Gene aynı oyuncu ile çalıştığı ve İrlanda’da açlık grevi yapan
bir mahkumun anlatıldığı filmini buldum. Bakalım, Shame’deki gibi hayal
kırıklığına uğrayacak mıyım.
Zaman geçtikçe
bir şeyi daha farkettim ki,film üzerine konuştukça daha da üzülüyorum. Geçen
Gökçe ile tartıştık mesela. O konu da bile herhangi bir ilginçlik görmemiş
hatta konunun ne olduğu hakkında bir fikri yokmuş. Depresif kız kardeşin bile filmde
3-4 kere gözüktüğünü söyledi. O konuda haklıydı ama sonra farkettim ki zaten
kız kardeşinin devamlı ortalıkta gözükmesinin bir anlamı olmazdı. Hikaye adamın
hikayesi, yaşadığı problem de gizli saklı yaşadığı ve içten içe böyle biri olduğu
için utanç duyduğu, hayatına kız kardeşinin dahil olmasının yarattığı sıkıntı. Böyle düşündükçe filmdeki bazı şeyleri bir mantığa oturtabiliyorsun
ama bu filmin gittiği yeri anlamlaştırmıyor ne yazık ki... Ciddi ciddi bir şeyleri
mi kaçırdım, diye düşünüyorum.
Neyse, netice
itibari ile bence yazık olmuş bir film. Yazık olmuş bir oyunculuk. Yönetmenin
Hunger filmi beni nerelere götürecek, heyecanla bekliyorum.