Bu gün sabah ettiğim bir iki muhabbetten sonra biraz depresyon üzerine konuşasım var.
Kendi dönemimi - kötü bir hafızam olması dolayısı ile- şu anda çok net hatırlayamıyorum. Ama beni profesyonel bir yardım almaya iten olaylar ve tepkilerim hafızamda.
Özellikle çok net bir olay. Bitirme ödevi yapıyorduk. Dört kişiden oluşan ekibimizde biri yakın arkadaşımdı. Diğer ikisi ile ödev vesilesi ile tanışmıştım.
Grup ödevlerinde asla rahat olmamışımdır. Çünkü grubun beklentisini karşılayamayacağım korkusu ya da pek çok defa başıma gelen, başkalarının sorumluluklarını istemesem de üzerime alma ve o sorumlukların getirdiği korku grup ödevlerinden neredeyse nefret etmeme sebep olmuştu.
Ayrıca mezun olma gerginliği, mezun olunca ne yapacağın gerginliği ve tabii ki yalnızlık. Bir sevgilim yoktu. Bir sevgilim olmuş ama 6 ayın sonunda kendimi gene beni mutlu etmeyen bir ilişkiye sokmuş olduğumu farketmiş ve sonlandırmıştım (aferin bana!). Neredeyse sürekli platonik aşklarım olmuş, o dönemki platonik aşkım yüzünden kendimi daha yetersiz hissetmeye başlamıştım. Onu görüyor olmak bana devamlı, asla onunla beraber olamayacağımı hatırlatan anlar olmaya başlamıştı.
Yerli yersiz ağlamalarım, uykusuzluklarım ve alkole olan saplantılı derecesinde bağım ile uzunca bir süre kendimi kötü hissettiğimi, değersiz, mutsuz ve mutlu olmak için herhangi bir şeyi bekleyen bir döneme girdi. Ve bir akşam, bir bitirme grubu toplantısından dönerken önce otobüste ağlamaya başladım. Maslaktan Ataşehir'e giden yol boyunca ara ara kesilen ağlamalarla eve ulaştım ve mutfakta, mutfak masasında Dominantlar Kraliçesi ve Bayan Mavi'nin şaşkın bakışları karşısında hıçkıra hıçkıra ağladım. Ne kendimi durdurabiliyor ne de derdimi anlatabiliyordum. Derdim toplantı olamazdı, derdim yalnızlığım olamazdı ya da gelecek korkum... Herkes aynı problemlere sahipti. Hatta bundan daha kötü, üzücü, sarsıcı olaylar yaşıyordu ve ben bir bitirme ödevi yüzünden saatlerce kendini kaybetmişçesine ağlıyor olamazdım. O an bunu gerçek bir çözüme ulaştırmak için dayanılmaz bir istek hissettim. Bu düzeltilmeliydi. Bir insan evladı hayatına böyle devam edemezdi. Ve bir psikiyatriste gittim.
Bundan sonrasını anlatmama gerek yok. 4 sene aktif çalışmış, 3 iş değiştirmiş, farklı işlerde çalışmış, son platonik aşkı ile evlenmiş bir insan olarak tedavi sürecini anlatmak saçma.
Değinmek istediğim nokta o kırılma noktası. O "bunun düzeltilmesi gerek" düşüncesinin kafama yerleşmesi. Bu düşünce ile çözüm için gereken adımı benim atmış olmam.
Kimseyi kolundan tutup, bir psikiyatristin karşısına çıkaramazsınız. Bunu da yaptım!
Üniversiteye ilk girdiğim zaman da kendimi gene yalnız, kötü, şişko ve değersiz hissediyordum. Bayan Mavi'nin önerisi ile bir psikiyatriste gittim. Aynı psikiyatriste gittim! Ve sonra gitmeyi istemedim. Ne diyeceğimi bilemedim. Sorunu göremiyordum. Ya da sorunu göstermek istemiyordum çünkü o zaman sorun sevdiğim bir şey halini almıştı. Hayatıma etkisi, garip bir şekilde hoşuma gidiyordu. Melankolik bir dönemdi. Alkolü de işin içine kattınız mı kendinizi sevdiğiniz bir loş bir odada, dünyada ne kadar yalnız olduğunuzu hissetmenin size inanılmaz haz verdiği bir dönem içinde buluyorsunuz. Ve hiçbir psikiyatrist sizi o odadan çıkaramaz. İstemeden o koltuğa oturtup bir mucize gerçekleşmesini beklemek, karşınıza beyaz atlı prensin çıkıp hayatınızı değiştirmesini beklemek ile aynı şeydir.
Bayan Burun ne zaman bu noktaya gelecek, bilmiyorum. Ben, onun yaşadığı mutsuzluğun çok azını yaşadığım noktada bir şeyler yapmam gerektiğini anlamıştım. O'nu bunu yapmaktan alıkoyan ne? İmkanları var, zaman yaratabilir. Gerçek sorunlarını gerçek çözümler ile çözebileceğini anlamasını o kadar istiyorum ki... Bunu O'na anlatmayı... Mutsuzluğunda kayboluyor gibi geliyor ve üzülüyorum. Acımıyorum O'na. Ben neyim ki bir başkasına acıyabileyim. Sadece, kendini çok kötü hissettiği bir dönemi artık sonlandırmak istediğini farkeden biriyim. Ve Bayan Burun'un da sadece bunu farketmesini istiyorum. Bunun çözümünü başka yerlerde, şehirlerde, insanlarda aramasını değil.
Çünkü bu problem öyle çözülecek bir sorun değil. Bu problem devamlı yanında taşıdığın bir şey. Ben de hala yanımda taşıyorum, bazen tekrar çıkıntılıklarını yapıyorlar ve bir bakmışım içimde ağlama isteği, konuşmama isteği var. Ama artık bunlar tanıdığım ve üstesinden geldiğini bildiğim problemler halini aldı. Bunu kesinlikle 2 sene süren randevularıma borçluyum. Evlenmiş olmama ya da taşımış olmama değil. Onlar şu anda düzene oturmuş hayatımın parçaları. Ama düzene oturtmamı sağlayan parçalar değil. Şimdi dünyanın neresine gidersem gideyim, bir şekilde başa çıkacağımı hissediyorum. Ama Bayan Burun için bunu söyleyemiyorum ve bu beni korkutuyor. Çözüm olarak gördüğü şeylere yanında taşıdığı sıkıntılarla gölge düşüreceğinden korkuyorum.
Umarım öyle olmaz. Umarım bu yazdıklarım sadece benim Bayan Burun'u sevmemden dolayı düşündüğüm kuruntulardır. Ama bazen, en kısa zamanda mutlu olmasını dilemekten daha fazlasını yapmam gerektiği duygusuna kapılıyorum.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder