27 Ocak 2011 Perşembe

Rüya (berbat)

Bir gösteri izliyoruz. Annem, ben ve ananem. Işıklarını dayımın yaptığı bir gösteriyi izliyoruz. Ama sahnede değil gösteri. Daha çok kendi aralarındaymış gibi bir havaları var. Sandalyelerde oturuyoruz, kırmızı salon koltukları yerine. Bir dans gösterisi sanırım. Müziği duymuyorum ya da hatırlamıyorum ama dans ettiklerini hatırlıyorum.

Annem sigara içmek için dışarı çıkıyor. Ama oyuncuların kullandığı kapıyı kullanıyor. Çıkıyor. Ben merak ediyorum, çünkü annem normalde gösteri bitmeden ya da ara verilmeden dışarı çıkmaz. Neden çıksın ki? Sonra geliyor. Yüzü allak bullak. Suratında garip bir sırıtış var ama. Gülümseme değil. Sırıtış. Ağlamaya meğilli. Yerimden kalkıp yanına gidiyorum. Ne oldu, diye soruyorum. Yok bir şey, diyor. Yasemin, dayının tomogrofisini götürür müsün, diye soruyor. O zaman anlıyorum ki biz bir hastanedeyiz. Ve bende aslında bunun farkındayım. Dayımın hasta olduğunun farkındayım. Çünkü normal bir şekilde tamam diyorum anneme. Şu düz ince torbalardan alıyorum bir tane. İçi dolu. Dayımın tomografileri içinde. Annem, bende seninle geleyim, diyor. Beraber dışarı çıkıyoruz. Ananem içeride gösteriyi izlemeye devam ediyor.

Koridora çıkıyoruz. Annemin ellerinin titrediğini farkediyorum. Anne sen iyi misin, diye soruyorum. Suratında gene o ağlamaklı sırıtış var. Aptala dönmüş bir sırıtışı. Algıladıklarıyla gösterdiği tepkilerin çakışmasından ötürü suratı hata veriyor sanki. Ölüyor, Yasemin, diyor. Ne diyorsun sen, diye soruyorum. Ağlamaya başlıyor annem. Gülerek ağlıyor. Saçmalıyor ve ben daha önce annemin saçmaladığını hiç görmedim. Kurtaramıyorlar onu, diyor. Ölüyor. Beynimden vurulmuşa dönüyorum. Saçamalama anne, diye bağırıyorum. O kadar kızgınım ki! Kes ağlamayı, diyorum. Ama o an için bu bir istek değil. Onu resmen tehdit ediyorum. Kendine gel, sakin ol!! Yok onun öldüğü falan, diye bağırıyorum. Annem susuyor. Susup ağlamaya devam ediyor. Nerede şimdi, diye soruyorum. 214 numaralı odaya aldılar, diyor. Üçüncü katta. Başka bir şey dinlemeden asansöre doğru gidiyorum.

Asansörü bekliyorum. Bir süre gelmeyince merdivenleri kullanmayı düşünüyorum ama daha uzun sürer. O arada başka bir asansör geliyor. Atıyorum kendimi içeri. 3'e basıyorum. Asansör hareket eder etmez kendimi bırakıyorum. Çöküyorum yere ve deli gibi ağlamaya başlıyorum. Bir daha olmaz, çok saçma, diyorum. Üstümde annemlerin doğum günümde aldığı bej, çizgili ince montum var. Gözlerimi silmekten kol uçları sırılsıklam olmuş. Kendimi toparlıyorum. Çünkü asansör durmuş. O zaman fark ediyorum ki 3'e basmama rağmen asansör aşağı inmiş. Ama yukarı çıkması gerektiğine çok eminim. Bir yanlışlık oldu herhalde diyorum ama gene de dışarı çıkıyorum. Asansör arkamdan kapanıyor. Ben ise bir caddeye bakıyorum. Dışarıdayım. Önümden insanlar, arabalar geçiyor. Yanlış geldim herhalde, diyorum. O anda farkediyorum ki elimdeki torbayı asansörde bırakmışım. Çok sinirleniyorum, geri dönüyorum ama asansör gitmiş. Aramaya zamanım yok, dayımı bulmak zorundayım. Caddenin karşısında yanyana aynı tip bir sürü ev var. Hemen üstlerinde gene aynı tip evlerden bir başka sıra. Her sıra başında da numaralar yazılı. biri 200den 208'e gidiyor. Dayımın orada olduğunu anlıyorum. 214'ün olduğu sırayı buluyorum. Evin kapısında camlar var. Şu amerikan vari evlerden. Merdivenleri çıkarken ağlamaya başlıyorum. Gerçek olamaz, diyorum. Kapının üzerinde bir yazı var. "Bitkisel Hayat" yazıyor ve ben uyanıyorum.

Sanırım bünyem daha fazlasını kaldıramayacağı için beni uyandırdı. Sağolsun varolsun. Annemi kaldırıp kaldırmama konusunda bir an kararsız kaldım. Dayımın nasıl olduğunu gecenin bir vakti sormak onu da korkutur diye düşündüm ve vazgeçtim. Bir şey olsa mutlaka söyler, dedim. Sabah ilk işim ona rüyayı anlatıp dayımı sormak oldu. İyiymiş. Ama ben hiç iyi değildim.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder