İnsan ilişkileri her zaman ilgimi çekmişti.
Oturmuş, saatlerdir Blog'daki eski yazılarımı okuyorum ve insan ilişkilerimi değerlendiriyorum.
Bay Sıkıntı'yı okudum, mesela. Bir yazıda O'ndan bahsetmişim. Artık ona Bay Sıkıntı diyemem herhalde. Ama şimdilik öyle devam edeceğim. Aramızdaki diyalog hoşuma gitti. Şimdi aramızda aynı diyaloglara sahip olduğumu görmek de hoşuma gitti. O'nunla aramızdaki ilişki genel olarak hoşuma gidiyor. Bu dünyada asla yalnız olmayacağımı anlıyorum. O var olduğu sürece ben de var olacağım. Mesafelerin bizi etkiyeceğini düşünmüyorum. Ya da hayatımıza giren kişilerin. Çünkü biliyorum, herkes ama herkes gidici, gitme potansiyeline sahip. Hatta gitme lüksüne sahip! Ama Bay Sıkıntı değil! Üzgün de değilim. İki yüzlülük yapmayacağım, ben var olduğum sürece O'da var olacak.
Dominantlar Kraliçesi... O bambaşka bir yazının konusu olmalı. 2 sene oldu tahtını bırakalı. İki seneden fazla diyebiliriz aslında, çünkü son 3 senesini tahtında değil, bir yatakta geçirdi. Aramızda olması için salona kurduğumuz bir yatakta geçirdi. Yanında, her zaman göz kulak olması için para verdiğimiz bir kadın, altında hem onun hem de bizim kurtarıcımız olan hasta bezi... Artık hasta bezine bakış açım o kadar değişti ki... Ya da " Anneciğim." kelimesinin anlamı... Bazen bir yerim ağrıdığında farkında olmadan diyorum ve içim sızlıyor. Dominantlar Kraliçe'si başlı başına ayrı bir yazı hak ediyor.
Toksik ilişkilere sahip olduğumu düşünmeye başlamıştım. Blog'u okurken, acaba haksızlık mı etmişim, dedim. Sonra biraz daha düşündüm ilişkiler üzerine. Sadece kendimle sınırlamadım. Biraz daha dışarıdan bakmaya çalıştım. Kendime de dışarıdan bakmaya çalıştım. Yaptığım hatalar var, bunu reddetmek çocukça olur ama şimdi o hataları anlayabiliyorum. Önceden bu hatalarım için özür dilediğim zamanlar olmuş. Şimdi o hataları başkası yapıyor ve ben bir özür beklemiyorum. Bunun sebebi yaşım mı? Ya da artık yalnız olmayışım mı? Belki de ikisi beraber... Çünkü özür beklemeyen başka insanlarında aynı iki kaleme sahip olduğunu görüyorum. Ya da yaş diye bahsederken hata yapıyorum. Çocukluk demek belki daha doğru.
Peki ben hiç mi çocukluk etmiyorum? Oh, bunun kadar yanlış ve yalan bir düşünce olamaz. Zaman zaman basan hırçınlığımın tek sebebi çocukluk! Bunu görmek ya da fark etmek için derin analizlere ihtiyacım yok. Ama bunun yanında artık daha ağır basan olgun bir tarafım olduğunu görüyorum. Etrafımda hala özür bekleyen insanların ise bu olgunluğa daha sahip olmadığını. Üzüntüyü hırçınlığa dönüştürmek çok kolay. O hırçınlıkla saçma kararlar vermek ise daha da kolay. Ama üzüntüden harekete geçmeye giden yolda derin bir nefes alarak ufak bir mola vermek... Aslında yapılması gereken tek şey bu. Kendini ve başkalarını kırmadan önce ufak bir mola ver. Seni neyin acıttığını düşün. Bunun üstesinden gelmenin yolunu değil de bunu doğru şekilde ifade etmenin yolunu düşün. Bu aralar kafamı buna yoruyorum. Hırçınlığımın kaynağına ulaşıp konuşmam gereken kişileri ve konuları bulmaya çalışıyorum.
Bu listenin ilk ismi çok belirgin. Kafamı uzun zamandır kurcalıyor. Önceden sadece hırçın düşünceler kafamda dönüp duruyordu. İntikam yüzde dağılımında yüksek bir orana sahipken, kıskançlığın da gözden kaçırılmayacak kadar büyük bir orana sahip olduğunu farkettim. İşte şimdi, kafamda bütün bunları bir düzene oturtmaya çalışıyorum. Düşüncelerimi bir düzene oturtmalıyım ki kafamı kurcalayan çocukça hırçınlığı geride bırakıp olgun düşüncelerle kendimle ve O'nunla yüzleşebileyim. Dingin kafayla, sakin bir tavırla ve açık bir anlatımla, zamanı geldiğinde, daha sağlıklı bir ilişkiye sahip olabilmek için konuşabileyim.
Açık konuşmanın ne kadar önemli bir şey olduğunu farkettim. Bence insan ilişkilerinde en büyük etkiyi yaratan şey bu. Varsayımlar, göndermeler ya da içe atmalar, özellikle insan ilişkilerinde her şeyi çok daha karmaşık hale getiriyor. Yatak odasında biriken kıyafet yığınları gibi. Aslında o yığının içinde kirliye atılması gerekenler, verilmesi gerekenler ya da makineden yeni çıkan temiz kıyafetler var. Ama hepsi birbirine öyle bir karışmış ki... Ve maalesef kirli çamaşırların kokusu temizlerin üstüne siniyor. Tekrar makineye atılması gereken bir yığın haline gelmeden önce, geç kalmadan, neyin kirli neyin temiz, neyin eski neyin yeni olduğunu ayırırsam çamaşırları yıkamak ya da yıkanmışları kaldırmak o kadar büyük bir iş haline gelmiyor. İnsan ilişkilerine de böyle bakmaya başladım. Gerekeni zamanında yaparsan, çok uç durumlar hariç, her zaman giyecek bir şeyin oluyor.
İnsan ilişkileri üzerine daha çok düşüneceğim. Listenin başındaki isim üzerine çok düşüneceğim. Kilit bir isim bile olabilir belki de... Bir sonraki "level"ın anahtarı olabilir...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder