Ölüyü diriltmeye ne dersiniz?
Terkedilmiş bir mezarlıkta, kırık mezar taşlarının arasında, kurumuş güllerin ve türlü mezar çalılarının kapattığı yıkık dökük mezarların arasında aradığınızı bulmak sandığınız kadar zor değil. Çünkü o yola girdiğiniz anda beyniniz bedeninizi otomatik pilota alıyor. Bedeniniz yıllardır attığı adımları, yürüdüğü yolları, gördüğü manzaraları beyninizden çok daha iyi hatırlıyor. Ve siz hangi köşeyi ne zaman döneceğiniz konusunda kafa yorarken ayaklarınız duruyor. Aradığınız taş, aradığınız isim ve aradığınız ölü tam karşısınızda işte.
Diriltme işlemi karmaşık ya da mide bulandırıcı değil. Çünkü bu bir ikinci sınıf korku filmi değil. Sadece biraz toz toprağa bulaşacaksınız. Üstünüz başınız batacak ama şanslısınız, buraları çorak topraklar. Yani öyle vıcık vıcık bir çamurun içinde, bata çıka kazma çalışmaları yapmayacaksınız. Hatta kazmaya bile ihtiyaç duymayabilirsiniz. Zira, toprağın altında yatan arkadaşımız da sizin onu çıkarmaya istekli olduğunuz kadar dışarı çıkmaya istekli olabilir. Bu durumda bir iki ufak el hareketi ile üzerindeki, tabiri caiz ise, ölü toprağını atmanız yeterli olacaktır. Sizin şevk dolu hareketlerinizi, toprak altındaki arkadaşa da adeta bir can suyu gibi gelecektir. Siz bir avuç toprağı atacaksınız o bir başka avuç toprağı kaldıracak üstünden.
Mutlu sona ulaşmaya her yaklaştığınızda neyi ve kimi gömdüğünüzü, neden gömdüğünüzü hatırlayacaksınız. Korkmayın, son derece normal. Kızgın mı, diye düşünebilir, tedirgin hissetmeye başlayabilir ve vazgeçmeyi düşünebilirsiniz. Hiç gerek yok. Zira siz katil değilsiniz, O'da bir ceset değil. Uzunca bir süre önce, belki ilgisizlik, belki vakitsizlik belki de hayatın ta kendisi O'nu gömdü. Şimdi burada, kim kimi gömdü, kim kime ilgi göstermedi diyerek ortamı gerginleştirmenin alemi yok. Çorak topraklarda iken, ortam zaten hali hazır da gerginken anlamsız tartışmaların ve suçlamaların sırası değil. Çünkü dediğimiz gibi, bu bir ikinci sınıf korku filmi değil. Yersiz hareketlerin kalitemizi düşürmesini istemeyiz. Ölüyü diriltmeye geldik, üstünden toprağı temizledik, can suyunu verdik ve ta da!! İlk günkü gibi diyemeyiz tabii ki... Hangimiz ilk günkü gibi olduğunu iddia edebilir ki? Hepimiz yıprandık, yaşlandık ve yavaşladık. Ama Öz'ümüz değişmedi. İşte tam karşımızda, üstü başı tozlu (ki bu onu biraz daha bizim şu andaki halimize benzetiyor), içinde hala ışığı gördüğümüz Öz!..
"Bu sefer biraz uzun sürdü." diyor.
"Fazla uzun sürdü." diyorum.
"Seni gördüğüme sevindim." diyor.
"Seni bulduğuma sevindim." diyorum.
"Kaybettiğini mi düşünmüştün?" diyor. Sesinde tatlı bir alaycılık, onun altında da hafif bir sitem var.
"Bulamayacağımdan korktum." diyorum.
Gülüyor. Özlediğim bir gülüş. Beni güldüren bir gülüş.
"Yeni dirilen birine göre iyi gözüküyorsun." diyorum. "Sanki sende hala iş var."
"Usturuplu gömdün." diyor. Kestiremiyorum, hala sitemli mi yoksa eğleniyor mu...
"Zamanı geldiğinde aynı özeni ben de bekliyorum." diyorum.
"Dur!" diyor. "Önce bir yola çıkalım, sonunu yaklaştıkça düşünürüz."
Haklı. Hep haklıydı. Belki de bu yüzden gömüldü. Zira her şeyin bir yeri ve zamanı vardır. Artık benim O'na ayırabileceğim bir zamanım, dinleyeceğim sabrım ve aktaracağım imkanım var. O'nun da alması gereken gazlar, somutlaştırması gereken düşünceler ve anlatacağı hikayeler var.
Diriltme işlemi başarıyla gerçekleşti. Yolculuğun nasıl geçeceğini ise kimse bilemez. Zaten sizi yolculuğa çıkaran dürtü de bu gizem değil midir?
"Önce nereye gitmek istersin, Holden?" diye soruyorum.
"Önce şu yeni hayatını bir görelim." diyor.
Okçular Köyü'nün Dalyan'a İki Kala Sokağı'na giriyoruz. Dalyan'ın yağmuru ile yumuşamış toprak yol bizi tek katlı bir köy evine götürürken hiç konuşmuyoruz. Ciğerlerimizi ıslak, ağaç kokan hava ile doldurarak yolculuğumuza başlıyoruz.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder