18 Eylül 2020 Cuma

Kış Uykusu

"Virtue signalling" kavramının tam olarak ne olduğu hakkında çeşitli yazılar okudum, uzmanlardan tutun, ufak çevrelere hitap eden Youtuber'lara kadar pek çok insanın videosunu izledim. Böylece kelimelere dökecek kadar içime sinmese de gördüğüm zaman "A ha!" diyebileceğim bir fikre sahip oldum. Ve sonra karşıma Kış Uykusu çıktı.

2014 yapımı Kış Uykusu, Nuri Bilge Ceylan'a Altın Palmiye'yi kazandıran, tabiri caiz ise dev bir oyuncu kadrosuna sahip bir film. Tee Dalyan Sinema Kulübü'nün seyrek ama verimli toplantılarını yaptığımız dönemde Nuri Bilge Ceylan aklıma gelmiş ve dünya çapında dikkatleri çekmiş bir filmin yönetmenine gereken ilgi ve alakayı göstermediğimi fark ederek, son dönem filmlerini indirmiştim. Kış Uykusu da bu filmler arasındaydı ve uykusu gelen Bay Nerd'i tatlı bir uykuya daldıracak beni de oyalayacak bir film olarak geçen gece izlemeye karar verdim. 

Sonuç, 3saat16dk'lık film bittikten sonra Bay Nerd ile derin bir "virtue signalling" tartışmasına girerek ancak gece 2 buçuğa doğru uykuya dalabildik. Yani işler hiç planladığım gibi gitmedi.

Film, Kapadokya'da bir otel işleten, zengin bir ailenin (Kapadokya'daki pek çok, eski, kayadan oyulma  evlerin sahibi olacak kadar da köklü) sanatçı oğlu Aydın'ın etrafında dönüyor. Eminim Haluk Bilginer sernayoyu eline alıp okuduğunda " E ama bu benim!.." demiştir (Zenginliğini bilemeceğim ama sanatçı kimliğini çok tanıdık bulmuştur kesin). Hatta bu O'nu hem mutlu hem de gıcık etmiştir. 

Aydın, ailesinin otelini ablası Necla ve karısı Nihal ile beraber işletmektedir. Ama izledikçe, hatta belki de ilk 20 dakikasından sonra görüyorsunuz ki işletme dediğiniz şey başka bir şey, bu entellektüel, modern, çağdaş insanların yaptıkları başka bir şey. 

Kış Uykusu, içinde çok farklı karakterleri barındırması açısından ve her karakterin sahip oldukları derinlik açısından çok zengin bir film, bence. Tek bir karakterin etrafında döndüğü söylenebilir ama diğer karakterler, basit olaylar ve diyaloglar ile filmin içerisine çok güzel yerleştirilmiş. Ve diğer karakterlerden kastım da Necla ve Nihal değil. İmam, Aydın'ın has adamı Hidayet, köy öğretmeni Levent ve Çiftlik sahibi Suavi. Gerçekten bu kadar farklı karakterleri bu kadar güzel resmederek, herhangi bir kahraman ya da kötü adam yaratmadan "erdem" üzerine bir film çekmek büyük bir başarı. 

Gelelim "virtue signalling" ile olan ilişkisine. Bence film buram buram "virtue signalling" kokuyor (kavramı doğru anladığımı varsayıyorum)! O kadar farklı şekillerde, o kadar farklı söylemlerle ve o kadar farklı konularda karşımıza çıkarıyor ki aslında içinde yaşadığımız toplumda buna her an maruz kaldığımızı ve üstüne üstlük bizim de her fırsat bulduğumuzda bunu yaptığımızı gözler önüne seriyor. Ben zannetmiyorum ki bu filmi izleyen bir insan diyologlardaki cümleler içinde bir tane bile kendisinin sarf etmediği bir cümle bulsun! Bu kadar da iddialıyım! "Bunları duydum" u geçtim, "Lanet olsun, bunları söyledim." diyeceğiniz şeyler olduğuna eminim. İyi kalpliğimizi, bilgimizi ya da tecrübemizi kanıtlamak, "ne kadar X" bir insan olduğumuzu göstermek için yaptıklarımıza/yapmadıklarımıza dikkat çekip karşımızdaki üzerinde üstünlük sağlamak o kadar çok yaptığımız bir şey olmuş ki artık üstüne düşünmüyoruz. Sadece dışarıdan fikir olarak yatkın olduğumuz bir konuda bu küstahlığı fark edebiliyoruz. 

Neyse, fark edebildiğimize göre belki hala umut vardır... 

Kış Uykusu gerçek bir sınıflar arası "virtue signalling" filmi. Entel sınıfın cahil kesime, düşünürün sanatçıya, yaşlının gence, zenginin fakire... Siz sınıf seçin ben size filmden uygun diyaloğu bulayım. 

Gelelim eksilerine... Çok uzun... Özellikle filmin son sahnesi bence çok gereksiz. Üstüne düşündüğümüz zaman başka gereksiz sahneler de bulduk Bay Nerd'le. Zaten o zamana kadar tanıtılan (çok başarılı bir şekilde tanıtılan) karakterlerin aynı özelliklerini başka sahneler ile anlatılması fazla geldi. Ama filmin geneline baktığımızda da o ekstra sahnelerin başka karakterler için işe yaradığını da görüyoruz. Bu konuda biraz Bay Nerdi ile çatıştık. Bunun haricinde bahsedebileceğim başka tek bir eksiği yok filmin.

Nuri Bilge Ceylan'ın filmlerini bir iki sahne ile hemen tanıyabilirsiniz. Üzerine çok düşünüldüğü belli olan bir manzara sahnesi, detay kusan dekorlar gibi. Bu filmi izlerken diğer filmlerinde dikkat etmediğim bir şeyi fark ettim. O kadar az müzik kullanmış ki... Sadece üç sahnede müzik vardı koca 3 saatlik filmde. Çok ilginç geldi. Keza arkaya müzik konulacak sahneler de baya vardı. Tercih etmemiş ve cidden dikkat çekici olmuş. Bir sonraki filmini izlerken buna da dikkat edeceğim. Acaba bu da yönetmenin bir imzası mı? 

Ayırca... Kapadokya'da vahşi atların olduğunu bilmiyordum!! Bunu öğrendiğimde yaşadığım mutluluğu anlatamam. Bir de, ben bu köy evinde ısınmak için neler yapıyorum, o insanlar o kayadan oyulmuş evlerde nasıl ısınıyor?! Sıcaklardan bunalmış insanlara da Kış Uykusu'nu tavsiye edeceğim. Serinleme vaadi ile böyle bir film izleyerek çok daha fazlasını kazanbilirler. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder