30 Nisan 2022 Cumartesi

Bugün Evlenme Yıldönümümüz

Bugünün ağırlığı dün geceden çökmeye başladı. Aslında o çöküntüyü değerlendirerek içebileceğim bir ortamdaydım ama bir yandan da benim için çok önemli olan bir güne akşamdan kalma bir şekilde uyanmak istemiyordum. Çatışma dün geceden başladı yani. Birinci biranın ardından ikinci bira geldi. Üçüncü bira gelse mi gelmese mi, diye düşünürken büyük güne güzel uyanmak düşüncesi daha ağır bastı. Ve o üçüncü birayı gidip almadım. Hayalini kurdum, evet. Hatta eve gidince "Madem bira içmedim o zaman ben de sigara içerim!" düşüncesi kafamın içinde büyük harflerle kayıyordu.

Eve gittim, üstümü değiştirdim, televizyonun karşısında yerimi aldım ve sigara kutusu ile göz göze geldim. "Ay o ne öyle, aç gibi!" dedim kendi kendime. "Önce bir film aç, biraz rahatla, sonra da bir sigara yak." Ama yapmadım. İlginç bir şekilde, film boyunca bir yandan sigara kutusu ile bakıştığım halde elim gidip bir tane çekmedi içinden. Yaşadığım çatışmaya bir yenisi daha eklenmişti, tam huzur bulacağımı düşünürken. Nasıl huzura ulaşacağım sorunu gitgide, bir balon misali, şişerken bir anda patladı. Film kötü çıktı, ağzımın tadı kaçtı ve uyku bastırdı. Gece artık hiçbir şeyin yapılamayacağı bir noktaya gelmişti. Ne karar verebilmiştim, ne geceyi dilediğim gibi bitirebilmiştim... Elimde olmadan, anlamadan uykunun ağırlığı altında ezilmiştim. Gözlerimi açtığımda filmdeki karakterlerin ne durumda olduğunu merak bile etmediğimi fark ettim. O kadar uzaktım bulunduğum yere. Yüksek sesle "Git yatağına." diye komut verdim kendime. Anca güçlü bir komutun, ağızdan çıkan gerçek bir lafın beni harekete geçireceğini anlamıştım. Koltuktan yatağa nasıl gittiğimi çok iyi hatırlamıyorum. Belki de yarı uyur vaziyetteydim. Uykuya tam olarak dalmadan önce aklımdaki son düşünce "Umarım telefonu şarja takmışımdır." oldu. İnsanın gerçeklikten uzaklaşırken bile bu kadar dünyevi şeyleri düşünüyor olması garip. 

Gözümü açtığımda mutsuzdum. Günün ağırlığı biraz daha üstüme çökmüştü. Çalışmak istemiyordum, evden çıkmak istemiyordum. Suratsız bir domuz olarak evde oturup, herkese ne kadar mutsuz olduğumu haykırmak istiyordum. Sonra Bay Nerd'e günün anlam ve önemini anlatan bir yazı yazıp Bayan Mavi aracılığı ile kendisine ulaştırmak istedim. Hemen laptopun başına geçtim ve seri parmak hareketleri ile 6 yıl önce bugün, nasıl güzel bir şey yaptığımızı hatırlattım kendisine. Aslında hatırlatılmasına ihtiyacı yoktu ama başka ne diyeceğimi de bilemedim. Böyle günleri uzaktan, karşılıklı bir iletişim kuramadan kutlamak pek zormuş. Geçen sene, yaşadığımız şokun etkisi ile, doğal olarak bu günün anlam ve önemine fazla odaklanamamıştık. Şimdi ise, zamanın yarattığı acı gerçek sayesinde, şok edici olaya alışmış vaziyette daha farklı yönden değerlendiriyoruz evlilik yıldönümümüzü ve birbirimizden uzak kutlamanın ne kadar zor olduğunu düşünüyoruz.

Bu düşünce bu güne hakim olan konu. Ve içimdeki çatışmanın da kaynağı. Bir tarafım 6 sene önce çok mutlu olduğum ve eğlendiğim bu günü yine mutlu hissederek, coşkulu bir şekilde yaşamak, önüne gelen herkesle paylaşmak istiyor. Bir tarafım ise bizim için güzel ve değerli olan bu günde "biz" olamadığımız için en derine batmak, melankolinin dibine vurmak, bu gün yalnız olmama sebep olan herkese ve herşeye karşı tarif edilemez bir nefret kusmak istiyor.

Sanırım günün çalıştığım zamanını coşkulu bir şekilde geçirecek, Bay Nerd'e mektup yazacak, keyifli bir şekilde ne kadar çok eğlendiğimizi düşüneceğim. Sonra kafeyi kapatacağım, babamla yemek yiyeceğim ve eve giderken bira alacağım. Dün içemediğim biraların ve sigaraların acısını çıkarırken kötü beslenmenin ne demek olduğunu vücuduma hatırlatacak sonra da yaşadığım dönemin ne kadar boktan olduğunu zihnime göstereceğim. Vücudum ve zihnim maruz kaldıkları karşısında yavaş yavaş çökerken geceyi bitireceğim.

Muhtemelen durumu ancak bu kadar dramatize edebilirdim. Kelime dağarcığım ve hayal gücüm daha estetik, romantik ve vurucu bir şekilde anlatmam için yeterli değil. Zaten ben de çok öyle bir insan değilim. Estetik sayılmam, daha düz bir insanım. Romantik hiç değilim, çocuksu bir tarafım var sadece. Vurucu bir şekilde anlatmak için de gerekli araçlara sahip değilim. 

Sadece mutsuzum ve paylaşamadığım bir coşkuya sahibim. Bu ikisinin de dışa vurumu ancak böyle bir şey oluyor benim ellerimden.

Bu akşam biranın yanına şampanya da alacağım, Charlie. Bay Nerd olsaydı alırdık çünkü. Mantarını patlatmak için de kendisini beklediğim kayıtlara geçsin. 

Onu çok özlediğimi de kayıtlara geçirebilir miyiz? 

Kafeyi kapatma saatim yaklaşıyor olmalı. Biranın kokusu burnuma geliyor sanki. Hissettiğim coşku da gittikçe azalıyor. Tadında bırakalım o zaman. Leş şeyler yazmanın vakti gelmeden kapatalım dükkanı. 

Günün ilerleyen saatlerinde görüşmemek üzere!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder