Açılışı bir itirafla yapmak istiyorum. Böylece daha samimi bir ortam yaratmış olacağım ve gerçekleri anlatmak benim için daha kolay olacak.
Bir iki gündür kot pantolon giyiyorum. Hatta bu gün kafeye geldiğimde kot pantolonlu bacaklarımın fotoğrafını çekip Dalyan Tayfası'na gönderdim; "Kot giymeyi özlemişim!" diyerek. Evet, kot giymeyi gerçekten özlemişim, kot pantolonunu gerçekten çok seviyorum, özellikle de kilo vermişken! Ama iki gündür kot pantolon giymemin asıl sebebi bu değil. Asıl sebebi ellerimin bacaklarımdaki yaralara ulaşmasını engellemek. Bunun için giymeye başladım. Hatta pijama olarak da uzun bir pijama giyiyorum ki evde de yaralara dokunmam kolay olmasın.
Ama ellerim bir şekilde, ufak bir açık buldu ve bu fırsatı kaçırmadı. Anlatayım;
Kafede sakin bir gündü. Gelen giden çok seyrekti Ben de bu fırsattan yararlanarak bu ayın sonunda yapacağımız kısa film gecesi için film izlemeye karar verdim. Son yılların pek başarılı korku filmlerinin yönetmeni olan Ari Aster'in, internette karşıma çokça çıkan kısa filmi "Strange Things About The Johnson Family"i açtım. İyi bir film olmasını umuyordum. Böylece o gece göstereceğimiz filmlerden biri kesinleşmiş olacaktı. Ama film hiç kafede gösterilecek bir film çıkmadı. Açılış sahnesi, odasında mastürbasyon yapan bir çocuktu. Bu üstesinden gelenebilecek bir sahne, diye düşündüm ama daha sonra çocuğun mastürbasyon yaparken baktığı fotoğrafın babasının fotoğrafı olduğunu görmek filmi göstermemin mümkün olmadığını çok net bir şekilde ifade etti bana.
Tabii ki kısa filmi izlemeye devam ettim zira ben genel olarak böyle rahatsız edici filmleri izlerim. Bunu da izlerken ve kısa filmin pek çok sahnesinde "Neler oluyor yahu?!" diye itiraz naraları atarken sol ayak bileğimde bir acı hissettim. Ve anladım ki ben kendimi filme kaptırmışken ellerim, sanki başka bir zihinden komut alıyormuşçasına kot pantolonumun paçasından ayak bileğimdeki kabuğu bulmuş, üstünde kısa bir süre çalıştıktan sonra da koparmıştı. Filme o kadar kendimi kaptırmıştım ki kabuk koparttığımı hissettiğim acı ile fark ettim. Ama yine filmden kopamadığım için bu işlemin sonucuna bakmadım. Yani kabuğu koparttığım yer kanıyor mu, diye bakmadım. Kabuk koparmaya dair kafamda oluşan tek düşünce bunu "Kabuk Güncesi"ne yazmam gerektiği oldu.
Şimdi ise, üzerinden biraz zaman geçtikten sonra ve kendime, telefonundan kısa film izleyen Bayan Kene'ye dışardan baktığımda daha iyi değerlendirmeler yapabilirim.
Bir kere, kesinlikle elimin yaraya gittiğinin farkında değilim. Bu çok net. Film gibi, sevdiğim bir şeye odaklandığım zaman da yara ile uğraştığımı farketmem çok geç oluyor sanırım. Galiba aynı şeyi kitap okurken de yapıyorum. Ya da telefonla konuşurken. Emin değilim, bunun cevabını ilerleyen günlerde verebilirim herhalde. Ama kesin olan bir şey var ki, hiç farkında olmadan başladı bugün ki uğraşı. Bu çok net. Sonrasında hissettiğim acı ile ne yaptığımı fark ettim. Belki yolun yarısında farketseydim koparmadan elimi çekerdim. Çünkü son günler de bunu yapmaya özen gösteriyorum. Ama bu sefer cidden hiç öyle bir durum olmadı.
Diğer bir olay da uzun paçalı kıyafetin gerçekten işe yaradığı. Şort giymiş olsaydım muhtemelen bu sakin geçen günün büyük kısmında bacaklarımdaki yaralarla uğraşır ne serteşmiş iki üç kabuğu yerinden ederdim. Yani kışın gelmesi çok iyi oldu. Bu dönemde, bu saçma yolma takıntım üzerinde çalışırsam önümüzdeki yaza yol katetmiş olarak girme ihtimalim var. Bu da bir sonraki yaz, lekelerime yenilerinin eklenmesini önleyebilir.
Duygu durumum hakkında bir analiz yapamıyorum. Çünkü tamamen filme odaklanmış haldeydim. Film heyecanlıydı, sürükleyiciydi, şok ediciydi. Yani keyif aldığım bir an yaşıyordum. Belki de heyecanın bu takıntıyı tetiklediğini söyleyebiliriz. Çünkü aklımda sanki heyecanlandığım zaman elimin bir kabuk aradığına dair hatıralar var. Bunun da cevabını ilerleyen günlerde netleştireceğim.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder