Arkamda çok korkunç bir 2buçuk sene bıraktım. Ama gururla söyleyebilirim ki arkamda bıraktım! Artık kesinlikle çok daha iyiyim. Öyle ki instagramda komik bulduğum halde hayatın ne kadar korkunç olduğuna ya da ne kadar depresif olduğuma dair postları paylaşmak istemiyorum. Sanki daha kendime yakıştırmıyorum bu şakaları. Şu anda her şey harika modundayım. Elbet bu süreç de bitecek ve 2buçuk sene önceki depresifliğime, hayatın ne kadar anlamsız geçtiğine dair düşüncelerim geri dönecek ama daha zamanı değil.
Bu süreçte Charlie, pek çok değişik, tuhaf, saçma, kötü, komik ve gereksiz şey oldu. Hepsini anlatmam mümkün değil çünkü hepsini hatırlamak istediğimden emin değilim. Komik olayları bile... Çünkü onların gerisindeki hikaye hep karanlık, pek aklıma gelmesini istemeyeceğim günlere dair. O yüzden konularımın odak noktasının o günler olmasını istemiyorum. Ya da o süreçte hissettiklerim. Ama elbette yaşayacağım sıkıntıların, problemlerin, korkuların o günlerden aldığı bazı şeyler de olacaktır ve bu da o günlere değinmeyi gerektirecektir. Yine de, asıl konunun hep şu andaki Bayan Kene olmasına özen göstereceğim.
Bayan Kene'nin bu aralar gündeminde tuhaf, can yakan ve iz bırakan takıntısı var; kabuk yolmak. Kaç gündür kafamı kurcalayan bir şey. Özellikle de aynanın karşına geçtiğimde. Bacaklarımdaki yanık izlerine benzeyen yaraları sayısı canımızı sıkacak kadar arttı. Yazın son zamanlarında, yanımdan geçen her insanın sahip olduğum yaraların görüntüsüne ve miktarına takıldığını fark etmemek mümkün değildi. Ya da karşılıklı oturduğum ve muhabbet ettiğim insanların diyaloğun bir noktasında, sivrisineklerin bana ne kadar acımasızca davrandığından bahsetmesi kaçınılmaz bir hale geldi. Evet, sivrisinekleri sevmiyorum ve evet, her yaranın kıvılcımını onların da çaktığını biliyorum, bu yüzden de aramızdaki husumet asla bitmeyecek ama bütün suçu onlara atmayacağımın da farkındayım. Onlar doğası gereği, hayatta kalmak için bunu yapıyor. Benim böyle bir bahanem yok.
İşin gerçeği şu ki, sivrisinekler, arkalarında kaşınan bir kabartı bıraktıktan sonra devreye ben giriyor ve o kabartının kızarmış, kanayan bir yara haline gelmesi için elimden geleni yapıyorum. Maalesef bunu sadece kaşınan kabartılara değil, vücudumun herhangi bir yerinde, herhangi bir sebepten ötürü oluşmuş ufak bir yarayı da üzerinde uzun süreler çalışarak daha büyük ve kanamaya uygun bir hale getiriyorum. Vücudumdaki her iz, abartmıyorum, benim kendi kendime yaptığım şeyler aslında.
Peki bir insan neden kendine bunu yapar? Bunu yapmanın koluna ara ara jilet atmaktan bir farkı mıdır?
Elbette tıpta bu takıntılı hareketin bir adı var; dermotilomania. Bir korku filmi ismi gibi. Tıpkı diğer takıntılı hareketlere verilen isimler gibi!
Evet, bu aralar gündemim dermatilomaniam ve bundan nasıl kurtulacağım. İlk yaptığım şey ise, şu ara her insanın aklına gelen ilk soruda yaptığı şey gibi, yapay zekaya danışmak oldu. Bay Nerd'ün yazdığı psikolog rolü yapma promptunu kullanarak bu gün yapay psikoloğuma bu derdimden ve bu derdimden kurtulmak istediğimden bahsettim. Standart olarak günlük tutma ödevi verdi. Böylece bu harekeri ne zamanlar yaptığım, yaparken ne düşündüğüm, nasıl hissettiğim üzerine yoğunlaşabileceğimi söyledi. Bu da ben de eğlenceli bir fikrin ortaya çıkmasını sağladı!
Sevgili Charlie, artık sen de farklı bir yazı kategorisi olacak. Bu kategorinin adı da "Kabuk Güncesi" olacak. Bu isim çok hoşuma gitti. Hatta sırf bu isim hoşuma gittiği için bloga yazmaya karar verdim, diyebiliriz. Zira günlük işi üzerine düşünürken, bunun için ayrı bir defter mi bulmalıyım, her an yanımda olan bir şey mi olmalı gibi dalların üzerinde dolaşırken "Kabuk Güncesi" ismi belirdi zihnimde. Ve bu çok hoşuma gitti! Adeta bir Chuck Palahniuk kitabı adı! O zaman, dedim, neden böyle bir seri yapmıyorum?!
Fikir an itibari ile aklıma çok yattı ama beni biliyorsun... Seninle uzun yıllardır beraberiz. Yani aklıma yatan her fikrin hayatta kalmadığının farkındayız. Ama bu sefer sadece yazmaktan öte bir amacım olduğu için belki bunu yaparız. Neticede bu dermatolamia olayını çözmezsem bacaklarım gittikçe daha da kötü gözükecek ve ben gittikçe kendime daha çok sinirleneceğim. Bu konuda ne kadar kararlı olduğumu kendime biraz daha vurgulamak için bu gün OCD hakkında bir kitap bile satın aldım! Tabii ki yapay psikoloğumun tavsiyesine uyarak. Ayrıca insanların kitap için yaptığı yorumlar da baya iyiydi. Yani gerçek insanların düşüncelerini de kale aldım.
Evet, lafı daha fazla uzatmak istemiyorum çünkü az önce bir kabuğu daha yolduğumu fark ettim. O kısacık anın üzerinden daha fazla zaman geçmeden günceme aktarmak istiyorum. Hızlı bir kapanış oldu ama zaten giriş de biraz hızlıydı. Yani yazının temposu dalgalamadı. En azından bunun verdiği huzurla kapatabiliriz.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder