27 Ekim 2010 Çarşamba

Psikolojik gerilim türünden

Bu sefer bir gemideyim. Ama böyle mürettebatı az bir gemi. Sanki bir av gemisi. Şu mevsim mevsim çıkıp balık avlayanlardan. Büyük balıklar olmalı ama, çünkü gemi de büyük.

Büyük bir yemekhanesi var mesela. Duvarları şu savaş gemileri grisinden. Ama kesinlikle bir savaş gemisi değil.

Neyse, gemimizde küçük kayıklarda var. Onlardan biriyle, mürettebattan biri açılmış. Spesifik biri değil benim için. İş arkadaşım sadece.

Kayığı geri dönmüyor ama. Biz gemiden uzakta buluyoruz onu. Ölü buluyoruz onu. Kan revan içinde. Birinin öldürdüğünü söylüyorlar. Aslında bu gemide dönen bir dedikodu. Resmi bir açıklama olmaz böyle yerlerde, bilirsiniz. Ben baya biliyor olmalıyım ki, bu dedikodunun aslında doğru olduğunu ve içimizden birinin onu öldürdüğünü farkındayım.

İşte o, duvarları savaş gemisi grisi yemekhanedeyiz. Demir masalar var bir kaç tane. Aslında düşününce, o masaların yerine tek bir büyük masa olması böyle bir gemi için daha uygun olabilirdi, ama bizimkisi öyle değil işte. Ya iki kişi ya da tek kişi oturulmuş masalara. Benim karşımda da biri oturuyor. Yüzünü çok net hatırlamıyorum. Sakin sakin yemeğini yiyor. Ben yanımızda oturan, tek başına yiyen diğer birine bakıyorum. Sanırım ondan şüpheleniyorum. Ve sanırım bunu karşımdakine söylüyorum. Yemeğini yemeğe devam ediyor. Sonra kafasını kaldırıp bana bakıyor. Gözlerinin çok korkunç olduğunu hatırlıyorum. "Sence o mu öldürdü?" diyor. Ve ben, yanlış kişiyle oturmuş yemek yediğimi anlıyorum. Yanlış kişiyle konuştuğumu anlıyorum.

Zaten böyle şeyleri paylaşmamayı öğrenemedim bit türlü. İnsanın söylediklerinin illa ki kendi g.tüne gireceğini hiçbir zaman öğrenemedim.

Bir de belli ki doğru kişilerle konuşmayı da öğrenememişim. Neyse ki uyanmasını biliyorum.

2 yorum: