Sıradan Holywood yönetmenlerinden oldukça farklı, psikolojik kimlik bunalımları üzerine eğilen yönetmen Robert Altman'ın izlediğim ilk filmi. Yönetmeni nerden nasıl bulduğumu tam hatırlayamıyorum ama sanırım farklı film akımları ve sıradışı yönetmenleri araştırırken karşıma çıkmış olabilir. Seçtiği temalar ve stili sayesinde Anti-Holywood ününe sahip olan Robert Altman, insan psikolojisi, kimlik bunalımları ve davranışlar üzerine eğilmiş. Aslında bir üçlemeye dahil olan bu 3 Women filmi de beni rüyavari konusu ve kadın kimliği üzerine olması ile cezbetti.
Film yarısına kadar, çocuk saflığındaki Pinky ile sosyal normların içinde kendini yer edindiğini düşünen Milly'nin yakınlık kurması hakkında. Kıyafetinden, evine, iş arkadaşları ile muhabbetinden çalıştığı yerdeki yaşlılar ile muhabbetine kadar Milly, toplumun ondan beklediğini yapan ama gene de asla arzulanmayan kadın figürü. Önce neden Milly'nin böyle olduğunu sorguladım. Bu kadar kalıplara bağlı yaşayan kadınlar neden var? Sonra kendimce net olan cevabı gördüm, çünkü buna da sahip olmazlar yalnız olacaklar. En azından bu korkunç normlar sayesinde bir işi, samimiyetsiz olsa da bir çevresi ve tek gecelik olsa da sevgilileri var. Kadın dergilerine takılıp kalmış olması bir tutkudan ziyade bir ihtiyaç. Bir sevgiliye sahip olma isteği de kendi ihtiyacından ziyade topluma karışmak için bir ihtiyaç. Ama bunun yanında kirasını ödeyebildiği bir işe sahip olacak kadar, iş verenine karşı çıkacak kadar ve evlendiği zaman eşinin evine taşınmaktansa kendi evinde oturmayı isteyecek kadar da özgür davranan bir kadın Milly.
Pinky ise çocuk. Kadın olmanın, kadınlığını vurgulamanın güzelliğine özenen, kadın olmak için kendini mutlu ve huzurlu hissettiren şeylerden uzaklaşması, dışarıdan gördüğü topluma karışması gerektiğini düşünen, bundan hem korkan hem de bunu arzulayan bir çocuk. Sigara içmek, bira içmek, hafif göğüs dekoltesi göstermek gibi kadın olmakla özdeşleştirdiği şeyleri yapmaya hevesli ama bir yandan da arzuların kötü olana kaymasını kabul edemeyecek kadar da saf. Ona tek ilgi gösteren kişiye (Milly'e) hayranlık duyacak kadar aç. Özünde aslında çocukluğumuz Pinky. Gelecekte yapmamız gereken şeyler olduğuna inanan (çünkü dünya dışarıdan böyle gözüküyor), bunları yaparsak mutlu olacağımız sonucuna varan (çünkü dışarıdan böyle dayatılıyor) biziz. Filmin diğer yarısında Pinky büyüyor (bunu Milly'nin kimliğini ele geçiriyor şeklinde de yorumlayabiliriz ama bana büyümesi daha doğru geliyor) ve çocukluğuna yabancılaşıyor, tıpkı hepimiz gibi. Özendiği hayata sahip olduktan sonra korkuları başlıyor. Elde ettiklerine karşılık verdikleri onu üzüyor.
Peki ya üçüncü kadın? Üçüncü kadın Willie, filmin sonuna kadar hiç konuşmuyor. Hamile olan Willie'yi daha çok canavarımsı, kadın ve erkek figürlerini resmederken görüyoruz. Sessizce resim yapıyor, izliyor ve çocuğunu dünyaya getirmeyi bekliyor. Dilediğini yapan bir kadının huzuru var Willie'de ama bir yandan da eskiye özlem duyuyor. Artık onunla ilgilenmeyen kocasına, gençliğe ve sağlığa. Daha olgun bir kadını simgeliyor Willie. Topluma ayak uydurmaya çalışmamış, istediği noktaya ulaşırken tercihler yapmış, ödünler vermemiş. Ama bu geçmişi özlemediği anlamına gelmiyor. Gene hepimiz gibi... Yeni bir şeye sahip olurken (çocuk, iş, evlilik...) eskiyi özlemediğimizi söylemek bir yalan bence.
Filmin sonu öyle bir noktaya geliyor ki o zamana kadar izlediğimiz sahneleri, karakterleri çok farklı bir şekilde yorumlama ihtiyacı duyuyoruz. Zaten gördüğü rüyadan esinlenerek yapılan bir filmden başka ne beklenebilir ki? Karısı hastanede yattığı sırada Robert Altman, gördüğü bir rüyayı çekmek istemiş ve ortaya 3 Women'ı çıkarmış. İzlediğim pek çok filmden daha çok üzerine düşünme isteği uyandırdığı için film baya hoşuma gitti. Bergman'nın Persona ve Lynch'in Mullholand Drive filmlerine benzer olduğuna dair pek çok yorum bulabilirsiniz internette. Persona'yı izlemedim, Mullholand Drive'ı ise hatırlamıyorum. Böylece 3 Women ile izlenecek filmlerden listeme iki film daha eklemiş oldum.
Filmde Willie'nin yaptığı resimler, rüyada hissini uyandıran efektler, Milly'nin rahatsız edici düzeni, arabaya sıkışan eteği ve bir kadın olarak hem yalnız hem de güçlü hissedilen bebek dünyaya getirme sahnesi (çocuk sahibi olmadığım için hiç gerçekçi bir yorum olmayabilir bu ama filmdeki sahneden hissettiğim bu oldu), Pinky'nin korkusu... Filmde üstüne durulacak o kadar çok detay var ki... Her sahne ve diyalog hakkında konuşma isteği uyandırıyor. Altman'ın neden bir Anti-Holywood ününe sahip olduğunu anlıyorum. Holywood filmi, tek bir film hakkında bu kadar kafa yormanızı istemez, çünkü size satacağı milyonlarca başka filmi vardır. Her sahnesi ile kafanızı kurcalayan yönetmenler pek onların tarzı değildir. Çok şükür!
Aynı yönetmenin Images diye de bir filmi var. Bir ara da onu izleyeceğim. Bu sefer Bay Nerd'ü de sinema seansına dahil edeceğim. Bu film ona biraz sıkıcı gelebilirdi ama Images'ın, Roman Polanski'nin Repulsion filmi tadında olduğunu okudum. Bay Nerd'ün ilgisini çekecektir.
Not: Filme dair okumalar tamamen benim amatörce okumalarım olup dev saçmalamış olabilirim.İzleyenlerle tartışmayı dört gözle beklerim :)