Bu aralar film açısından sıkıntılı bir dönemdeyim.
Üzerine konuşulacak, tartışılacak, düşünecek bir film bulamadım sanki. İzlenecekler listesinde filmler var ama hiçbiri şu ara elimin gideceği kadar çekici gelmiyor, biraz önce saydığım açılardan.
Mary Shelly'i hala izlemedim. Onun için de doğru moda girmeyi bekliyorum. Bu aralar "kadın" kosusu etrafında bir sürü şey okudum, izledim ve evet, sıkıldım. Zira biraz daha kendimi bu konuya kaptırırsam evde Bay Nerd'e karşı tarihsel süreçte ilerlemiş olan cinsiyet eşitsizliğinin yarattığı nefreti kusabilirim. Ki çok anlamsız olur bu. O yüzden bir süre "kadın" konusuna ara verdim.
İşte bu zamanda tatlı bir Ken Loach filmi gecemizi şenlendirdi.
The Angel's Share, basit bir ingiliz serserisinin etrafında gelişen olayları anlatan 2012 yapımı bir film. O yüzden sinir bozucu ingiliz apaçi tavırlarını bolca görmeye hazır olun. Ama zaten çok havalı, burnu büyük ve şatafatlı ingilizleri izlemek istiyorsanız Ken Loach filmlerini seçmemeniz lazım.
Açılış sahnesi bile sizde ingilizlere karşı yoğun bir antipati uyandırabilir. Biraz dayanın, zira sonrasında kamu alanında işledikleri suçları duyduğunuz sanıklarla işler ilginç bir hal almaya başlayacak. İsminin nereden geldiği de filmde anlatılıyor ve çok hoş ufak bir hikaye.
Oyuncu doğallığı, mekan doğallığı filmde en çok hoşuma giden şeyler oldu. Herkesin kapasitesi belli ve herkes kapasitesine göre davranıyor. Bence sinema sektöründe bu çok zor bulunan bir özellik. Kıyafetlerin, makyajın, "güzelliğin" ve "karizma"nın para ettiği dönemde Ken Loach'ın hala bunlardan uzak kalarak keyifli filmler yapıyor olması beni mutlu ediyor. Aramızda hala özüne sadık kalan insanlar varmış gibi. Özellikle ufak bir hasta odası sahnesi vardı ki... "Ellerim titriyor." Doğallığı insanın içini ısıtıyor. Samimi geliyor.
Filmde bazı saçmalıklar size "yok artık" dedirtebilir ama bence aslında o sadece bize göre " yok artık". Bence ingiliz kültüründe ve özellikle filmde konu olan hayatlarda o saçmalıklar gayet sıradan olay ve hareketler olabilir. Belki de yönetmenin istediği de bu tepkidir.
Doğal insanı ve sıradan hikayaleri anlatan filmleri ile Ken Loach, aslında sıradan olanı da bilmediğimizi ve aslında sıradan olanın da anlatılacak bir hikaye olduğunu gösteriyor.
Listeye bir sonraki Ken Loach filmini de attım, Sorry We Missed You.
Jimmy's Hall'u izlemiştim bak o da güzeldi.
YanıtlaSil