Bu akşam en sonunda ne zamandır ihityacım olan melankoliyi buldum, yanıma aldım ve beraber Iron & Wine dinliyoruz.
Önceden beceriksizce denemelerim olmuştu ve kendimi televizyonun karşısında sızar vaziyette bulmuştum. Şimdi ise resmen havamızı bulduk, değil mi?
"Sarhoş olduğunda ilk yaptığın şey daha fazla içmeyi istemek, ikinci yaptığın şey ise benimle konuşmaya başlamak. Kırılıyorum."
"Üzgünüm, bu o eski havalardan değil, aradığım sen değilsin."
İlk defa sahip olduğum şeyi hayali bir arakadaşım ile paylaşmak istemiyorum. İlk defa kendimle baş başa kalmak istiyorum. Büyüdüm mü? Yoksa terk mi edildim? Şu anda büyümüş olmayı tercih ediyorum. Terk edilme modunda değilim.
Yarın iş güç var ama saat 1'de başlayacak. İnsanın öğlen başlayacak bir işinin olması güzel. Böylece üçüncü birayı içmemesi için bir bahane kalmıyor.
Hala çok öfkeliyim. Zaten genellikle üzüntüden ziyade öfkeden ağlıyorum. Öfkeden ağlamak da pek garipmiş. Daha önce başıma gelmemişti. Daha önce böyle şeyler hiç başıma gelmemişti. Gerçekten bambaşka bir deneyim.
Bu dönemin bana öğrettiği yegane şey bütün bu dramın içinde hep absürt bir alan yaratabilecek kapasitede olduğum. Görünen o ki asla sadece dibi yaşamıyorum. Dibe iniyorum ve bir yandan da gülüyorum.
Şimdi tiyatronun gülen ve ağlayan suratlarını daha iyi anlıyorum. Basit bir hem güldürürüz hem eğlendiririz değil orada demek istenen. O çok basit olurdu ve bütün derinliğini öldürürdü. Eğer öyleyse lütfen söylemeyin, ben kendi dünyamda çok daha güzel bir anlam kazandırdım!
Bu aralar folk müziğine taktım. Az önce verandam da (bu zamana kadar balkondu ama folk müziğinin etkisi ile bir anda veranda oldu) oturdum, yıldızları seyrederek soğuk bir bira yudumladım. Tek eksiğim sallanan bir sandalye idi. bir de banjo çalan bir kanka. Kankanın yerini Youtube aldı. Teknolojinin bizi asla yalnız bırakmayacağının bir kanıtı daha! Ağzıma bir tane sarılmış bir sigara koysaydım muhtemelen "I miss my boy" adında bir folk şarkısı yazardım. O kıvama geldim bu akşam.
Bunda gitar çalmayı öğrenmeme başlamamın büyük etkisi var. Yaklaşık bir haftadır çalışıyorum. Ellerim hala kaba saba hareket ediyor perdeler arasında, sağ parmaklarım ise hangi tellere vurmaları gerektiği arasında yoğun bir tartışma içerisine giriyor bazen. Ama eğliyorlar beni. "Nothing Else Matters"a çalışırken insan zamanın nasıl geçtiğini anlamıyor. Sağ kolum "Rahat bırak artık beni!" diye bağırmaya başladığı zaman yatma vaktimin geldiğini anlıyorum.
Bu gece de çalışırım diye düşünüyordum ama ikinci birayı içtikten sonra gecenin izlediği yol değişti.
Bir de uzun zamandır sarhoş kafa ile blogu darlamadığımı fark edince "Bundan daha harika bir zaman olamaz!" dedi içimdeki sarhoş Bayan Kene. "Haydi beraber eskileri yad edelim!"
Sanki çok matahmış gibi...
Üçüncü biranın vakti geldiği gibi Gizmo'nun gece mesaisinin de vakti gelmiş. Bak bakalım, yolunu kaybetmiş fareler, eşini kaybetmiş yılanlar var mı bu gece Gizmo...
Bu gün bir adamın "geleceğimi kaybettim" dediğini öğrendim ve ardından da son 5 senesini çok mutlu geçirdiğini...
Bu yaşadığımızı asla unutmayacağım ve asla affetmeyeceğim. Öfkemi kusacağım birini bulursam gözünün yaşına bakmayacağım. Çok fazla göz yaşı döktüm. Döktüklerimi geri almaya hakkım var.
İnsan yazın daha çabuk sarhoş oluyor. Çünkü bira soğumadan zevkle içmek istiyorsun. Sıcak havanın soğuk bira ile etkileşime girmemesi için yudumlarını ardı ardına alıyorsun. Soğuk, serin ve koca yudumlar. Sonuç derinden gelen bir geğirti ve baş dönmesi.
En kötü zamanlarda gülmeyi bilmek önemli bir şey. Ama içten gülmeyi bilmek. Kendini güldürmeyi bilmek. Kendini güldüremiyorsan kimseyi güldüremezsin.
En azından o kadar büyümemişim.
Bay Nerd mini hikayemi beğenmiş. Belki bir ara bir tane daha yazarım. Ama şimdi değil. Sarhoş iken yazdığım öykülere ben ayık kafa ile dayanamam. Hiç de yazmadım. Deneme yazdım. Ve onlara bile dayanamadım!
Temmuz ayının sonunun gelmesini büyük bir arzu ile isteyip aynı zamanda büyük bir korku ile bekliyor olmak yorucu. Tek söyleyebileceğim şey bu.
Peki Iron & Wine bittiğinde ne dinleyeceğiz? İşte bu çok önemli bir soru.
En iyisi bu albüm bittiğinde yatmak. Hem gecenin kapanışını da The Trapeze Swinger ile yapmış oluruz. Beynimizde "Remember me..." sözcükleri yankılanarak uykuya dalarız.
Belki de yanlış yapıyorumdur. Belki de Nick Cave dinlemeli ve küfür kıyamet şarkılar dinlemeliyim.
Neyse, bu daha iyi, sazlıklar, veranda, sarılmış sigara ve soğuk bira... Aslında şu anda kanalın yanında olmam lazımdı. Ama orada olursam öğlen 1'de bile iş başı yapamazdım. Mükemmel bir Polyanna yorumu.
Bu günün öğretisi de Polyanna İlkesi. Böyle de bir şey varmış. Wiki'de karşıma çıktı.
Wiki, Youtube'dan sonra insanlık için en güzel şey değil mi?
Şimdi Bay Nerd olsa bunun üzerine pek güzel bir sohbet ederdik ve sohbetin sonunda Bay Nerd insanlığın başına gelen en güzel şeyin göreceli olduğunu, zaman ve mekana göre değişeceğini, kendisi için internetin çok daha önemli olduğunu söyleyerek konuyu çok daha içinden çıkılmaz bir noktaya çekerdi.
Yarın yazacağım mektupya bu konuyu açacağım. Karşılıklı bir sohbet olmasa da gene de tartışmış olmak güzel olur.
Kayıtlara geçsin; zaman geçtikçe kolaylaşmıyor. Umutlar artıyor, umutla beraber korku da artıyor, özlem de artıyor... Daha denklemde azalan bir eleman bulamadım. Belki de zaman azalıyor diyebiliriz. Sonuçta illaki bu zaman geçecek. Yani belirsiz zaman aralığında geriye sayıyoruz. Bu durumda belirsiz zamanın azaldığını söyleyebiliriz. Belki de bu durum ile alakalı bir kuram geliştirilebilir.
Kuram ne ya Bayan Kene? Boşver kuramı, sen bir yudum daha al biran soğumadan!
Bazen bas bas bağırasım geliyor. Daha ne kadar bu evde tek başıma olacağım diye... Buraya tek başıma olmak için gelmedim. Tek başıma olmak isteseydim çok farklı bir hayatım olurdu. Bas bas bağırasım geliyor. Tüküre tüküre küfredesim...
Dizim sakat olmasa kickbox kursu araştırırdım ama dizimden tırsıyorum. Sırf dayak atmak ve dayak yemek için dizimi tekrar sakatlama riskine girmek istemiyorum.
Bisikletimi eve getireceğim. Kendimi yollara vurasım var. Kulağımda Iron & Wine. Country müziğinin ritimlerini duyarak sazlıklarından yanından geçmek istiyorum.
Ve Bayan Kene birasından bir yudum daha alırken ama acaba yarım kalan içkilerden devam mı etsem, diye geçirir. Ve beyni ile midesi gayet senkronize bir şekilde artık bunun için çok yaşlı olduğunu hatırlatır. "Eğer bir biran daha olsaydı 'Go for it!' derdik ama jagere yan bakıyorsun. Artık jagerle göz göze bile gelemezsin." dediler.
Ben de dinledim.
Evimi bok götürüyor. Daha önce söylemiş miydim? Hayvan tüyünden sıkıldım. Düzenli çamaşır yıkıyorum ama. Ve neyse ki Rosie var. Yoksa pisliğim çok belirginleşirdi. Pazartesi bari koltukları süpüreyim. Çarşaflarımı değiştireyim. Mutfak idare eder. Salon çok dağınık. Çalışma odasını biraz toparladım. Bay Nerd masasına pek dokunmadım. Kendimce bir totem yaptım. Bay Nerd'ün dönüş biletini aldığım zaman masasını toplayacağım.
Biramız bitti ve The Trapeze Swinger'a 5 şarkı var. Zamanı yazarak geçireceksek eğer bu çok uzun bir yazı olacak demektir. Zira klavyede hızlı yazıyorum. Ve şu anki sarhoşluk seviyem de hızımı etkileyecek düzeyde değil.
Ama daha fazla sarhoş olmayacağım. Bu yeter de artar.
Vay be Bayan Kene, aklına hiç eşinin cezaevine gireceği gelir miydi? Dünya ne acayip. Özellikle de yaşadığın ülke, değil mi? Açık görüş falan bekliyorsun... Bu zamana kadar açık görüşün ne olduğunu biliyor muydun? Demek ki bilmen lazımmış zira bunu iki buçuk senedir yaşayan insanlar var. Bay Nerd'ün oda arkadaşı mesela. Eşi, kapalı görüşe 4 yaşındaki çocuğu ile geliyor. Çocuk ömrünün yarısını sadece annesi ile geçirdi. Neyseki anlamayacak kadar küçük... Ya da öyle bir şey yok mu acaba?
İçinde yaşadığın balon büyük patladı, Bayan Kene, değil mi? Öyle balonun içinde yaşarsan böyle suratında patlar işte...
Artistlik yapayım mı? Yapayım bence, yeteri kadar güzel kafam. Nasıl ki Tom Waits, sarhoş bir şekilde piyano başına geçiyorsa (ki bunun da doğruluğundan emin değilim, bu benim hayalim. Bunun gerçekliği konusunda elimde bir dayanak yok, araştırma gereği duymadım, direk kabul ettim kendimce) bende kafam kıyak iken klavye başına geçmeyi seviyorum. Gerçek bir sanatçı ruhuna sahipsiniz Bayan Kene. Ücra bloglarda sefil oluyorsunuz!
Dalgamızı da geçtik, iyi oldu. Yeteri kadar "drama queen"lik yaptık mı? Ahh, keşke yanımda Sense8'deki meksikalı artist olsaydı. Aramıza aldığımız koca bir kova dondurmayı kaşıklayarak ağlar ve rahatlardık.
Yalnız insanın canı biradan sonra kesinlikle dondurma çekmiyor. Onu söyleyebilirim.
Albümde yavaş yavaş The Trapeze Swinger'a ilerlerken anladım ki şarkıyı yatağımda dinlemek istiyorum. Böylece "Remember me..." sözcükleri daha iyi bir şekilde beynime işler
Sağol blog, bu gece de saçmalamalarımıza boğuldun ve sessizce dinledin. Teşekkürler ve iyi geceler.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder