Top 10 Shocking Documentaries etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Top 10 Shocking Documentaries etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Mart 2013 Cuma

Hayrete Düşüren 10 Belgesel - Bölüm 2


Top 10 Shocking Documentaries listesinde 9. sırada yer alan "Aokigahara / Suicide Forest" belgeselinde, Azusa Hayano adındaki jeolog ile ormanda kısa bir gezintiye çıkıyoruz. 21 dakikalık belgesel boyunca Hayano ormanın geçmişinden ,şimdiki durumundan ve yetkililerin gösterdiği çabalardan bahsediliyor.

Fuji Dağı’nın yamaçlarında yer alan Aokigahara Ormanı, diğer bir adı ile Ağaç Denizi (Sea of Trees), pek tatsız bir hikayeye sahip. Japonya’nın lanetli ormanı diye bilinen bu pek güzel yer, kayıtlara göre 1988’den beri insanların intihar etmek için tercih etmesi ile “lanetli” ünvanını almış.

Ufak bir bilgi, dünya üzerinde en çok intihar olaylarının yaşandığı ikinci yermiş. İlki Golden Gate köprüsü. Dediğim gibi ufak bir bilgi. 

Anladığım kadarı ile Japonya bu meseleyi gerçekten ciddiye almakta. Öyleki Orman’ın girişinde insanları uyarmak adına bir tabela bile konulmuş. Ama bu basit bir uyarı tabelasından çok daha fazla. Yazılı bir psikolojik yardım gibi adeta. "Ne kadar ağır yükleriniz olursa olsun, hayatınız son verilmeyecek kadar değerlidir," diyor. Yalnız değilsiniz, sorunlarınızı paylaşmaktan kaçınmayın, ölmek bir kurtuluş değildir... Bir an aklıma bunun bizim ülkemizde olduğu düşüncesi geldi. Belki vardır, bilmiyorum ama eğer varsa eminim uyarı tabelasında “İntihar etmek tehlikeli ve yasaktır.”dan daha öte bir şey yazmayacaktır. Altında polisin numarası veya şanslıysak kendimizi biraz daha özel hissettirecek bir “yardım kurumunun” numarası olacaktır. Bu da bir şey ama...

Belgesel ilerledikçe Hayano’nun da bir görevi olduğunu görüyoruz. Orman’da gezi rehberi olarak çalışan Hayano, yaptığı gezilerde rastladığı kamp kurmuş insanları uyarıyor, iyi olup olmadıklarını soruyor ve hayatın ne kadar değerli olduğundan bahsediyor. Tıpkı uyarı tabelasının bahsettiği gibi. Kampçının onaylayan cevaplarını aldıktan sonra kampçıyı yalnız bırakırken omuzlarını silkiyor Hayano ve “Yapabileceğim daha fazla birşey yok.” diyor. Üzgün olduğunu, muhtemelen böyle pek çok insanı uyardığını ve hüsranla sonuçlandığını gördüğünü anlıyorsunuz. Gezi rehberi sonuçta ve gezilmesi kamp kurulması yasak yerlerde dolaşması, kimsenin olup olmadığını kontrol etmesi gerekiyor. Yani muhtemelen polisi arayıp pek çok ihbarı yapan kişi Hayano. Siz düşünün artık... Wikipedia’dan aldığım bilgiye göre Hayano gibi pek çok gönüllü insan çalışıyormuş 1970’den beri. Hem cesetleri aramada hem de ziyaretçilere uyarılarda bulunup yardım etmek için çalışıyorlarmış.
Belgesel öyle çok “gore” görüntüler içermiyor (Google’dan aratırsanız pek çok resme rastlarsınız ama tabii ki tavsiye etmiyorum.). Başındaki uyarı bir iki sahne için konulmuş belli ki ama uyarmak lazım. İnsan ne kadar hazırlıklı olursa olsun, olayın gerçekliğini ve ağırlığını farkedince asla hazır olmadığını anlıyor. Terk edilmiş kamplar, polisin şerit çektiği alanları görüyorsunuz. Belki fazla bir şey göstermiyor ama Orman’ın arasında gezerken bir yandan da Hayano’nun anlattıklarını dinlerken, tedirgin bir şekilde sahnelerde bir hareket, bir eşya arar vaziyette buluyorsunuz kendinizi. Geriyor, üzüyor ve herşeyden çok yapılabilecek birşey olmadığını gösteriyor.


Kısa bir belgesel olması açısından, Orman’ın gerçekten görülesi bir orman olması açısından ve anlattığı üzücü hikayeden ötürü izlenir bir belgesel olmuş. Tek bir kişi tanıyorsunuz o orman’da çalışan ama yetiyor işte. Daha size kim ne anlatsın ki...

Belgesel yazı dizisinin üçüncü bölümünde crack bağımlılarının anlattıldığı bir belgeselden bahsedeceğim. Çok yakın bir zamanda olmaz, araya pek çok film girdi ama yazacağım. Kararlıyım.

5 Mart 2013 Salı

Hayrete Düşüren 10 Belgesel - Bölüm 1


“Child of Rage” 1990 yılında çekilmiş, Beth Thomas adındaki küçük kız çocuğu ile yapılan röportaj ve tedavi sürecinin kısaca anlatıldığı 27 dakikalık bir belgesel. Beth ile yapılan röportajlar, Beth'in doktorunun terapi kayıtları, küçük bir kız çocuğunun erken yaşta yaşadığı cinsel taciz sonrası durumu ve tedavi sürecini izliyoruz.

İlk başta barındırdığı olumsuzluklardan bahsetmek isterim.

Bir kere çocuk tacizini önleme amacı ile kurulan bir vakıf sayesinde çekilmiş olması size dramatik bir havayı barındırdığı konusunda fikir vermeli. Dramatik bir havası var ve bu bazen size antipatik gelebiliyor. Diğer olumsuz tarafı ise söz konusu kişiler hakkında önceden biraz bilgi sahibi olmanızın konuyu daha iyi takip etmeniz açısından faydalı olacağı. Bence belgeselde  bu açıdan eksiklikler var. Yani kişiler hakkında verilen bilgiler parça parça dağıtılmış belgesele. Şöyle örnek vereyim, ben, kızın kardeşi ile birlikte evlatlık verilmeden önce tacize uğradığını sonradan anlayabildim. Bence seyirciyi zamanında bilgilendirmek konusunda bir sıkıntısı var belgeselin. Bunların dışında söylenecek olumsuz herhangi bir şey göremedim. Sadece bilin ki, 27 dakikalık rahatsız eden ve içinizi sıkan bir avuç gerçek hakkında. Biraz "işinize gelirse" durumu.

Belgeselin gidişatı hakkında daha fazla detaya girmeyeceğim. Ama konusu hakkında bilgi vermek mantıklı olacak çünkü aranızda izlemek istemeyenler olabilir. Bu nedenle Beth'in hikayesini anlatmakta bir sakınca görmüyorum.

Beth,19 aylıkken babası tarafından tacize uğramış bir kız çocuğu. Annesi 1 yaşında iken ölüyor ve iki kardeş, Beth ve Jonathan, babaları ile yaşıyorlar. Muhtemelen durumlarını tahmin edebilirsiniz. Devlet tarafından kurtarılan iki kardeş başka bir aileye evlatlık olarak veriliyorlar. Adam papaz, mutlu bir evlilikleri olan bir çift ve bu iki kardeşi evlat ediniyorlar. Yaklaşık iki ay sonra Beth’in davranışlarında sorunlar olduğunu farkediyorlar.

Üvey anne ve babası Beth’in kardeşini dövdüğünü, cinsel tacizde bulunduğunu, kendine de kanatıncaya kadar zarar verdiğini, hayvanlara tacizlerde bulunduğunu görüyorlar. Öyle bir hal alıyor ki Beth’i gece yatağa yatırdıktan sonra kapısını kilitlemeye başlıyorlar. Kendilerinin de tehlikede olduğunu düşünüyorlar.

Belgeselde yer alan kayıtlardan yukarıda bahsettiğim bütün olayları ve daha fazlasını Beth’in kendi ağzından dinliyorsunuz. Yaşanan olayların rahatsız edici olmasının yanında, bütün bunları 6 yaşında bir kız çocuğunun sakin sesinden duyuyor olmak gerçekten kanınızı donduruyor. Nasıl tacize uğradığını, kardeşine neler yaptığını, kardeşine ve üvey ailesine neler yapmak istediğini... Karşınızda gördüğünüz tamamen devreleri karışmış, allak bullak edilmiş, kelimenin tam anlamıyla canına okunmuş küçük bir çocuk.

Bütün hikayeyi dinledikten sonra Beth’in tedavi olma sürecine değiniyorlar. Bu konuda çalışan uzman Connell Watkins, daha önce de böyle çocuklarla çalışmış ve başarıya ulaşmış bir terapist. Hastaları arasında 9 yaşında katil olan çocuklar varmış. Beth’i kendi evine alıyor ve yoğun bir terapiye başlıyor. Terapinin amacı Beth’e güvenilir biri olma özelliğini kazandırmak. Watkins, bunun kazandırılması için öncelikle başkalarına güvenmenin öğretilmesi gerektiğine inanıyor ve Beth’e bu yönde bir tedavi uyguluyor. Tedavi hakkında ufak bilgiler belgeselde veriliyor, o nedenle burada değinme gereği görmüyorum. Sonuç itibari ile yıllar süren bir terapi ile Beth empati kurmayı, doğru ve yanlış arasındaki farkı ve tacizin yanlış olduğunu öğreniyor.
Belgeselin son kısmı tedavi sürecini geçirmiş Beth ile son bir röportaj içeriyor. Belgeselin başında gördüğünüz ön dişleri olmayan kızın artık dişleri var. Önceden neler yaptığını anlatıyor ama sizin belgeselin başında ilk dinlediğinizden çok farklı bir şekilde. Sesi titriyor, kameraya bakamıyor. Nasıl hissettiğini görüyorsunuz ve sanırım belgeselin en önemli kısmı bu. Sonuçları görüyorsunuz. Hem yaşanılan travmanın sonuçlarını hem de tedavinin sonuçlarını. Belgeselin başında çocuk olmayan bir çocuğa bakıyorsunuz, Bahsettiği öldürme isteğini dinlerken, bunun ne anlama geldiğini bilip bilmediğinden emin olamıyorsunuz ama sonunda karşılaştığınız Beth size, söylediklerinin anlamını bildiğini ve geç de olsa çocukluğunu kazandığını gösteriyor. 

İç karartıcı, hatta iç kaldırıcı. Ve insanda merak uyandırıyor. Gerçekten düzelebiliyorlar mı?

Google’a Beth Thomas yazarsanız sağlıklı, çalışan bir kadın olduğunu, üvey annesinin davranış bozuklukları olan çocuklar için açtığı bir klinikte çalıştığını öğrenirsiniz. Gördüğü tedavi hakkında bir DVD çıkarmış.

Yalnız yaptığım ufak bir araştırma sonucu buldum ki, Beth’in üvey annesinin açtığı klinik, uyguladığı tedavi yöntemlerinden dolayı pek sevilmeyen bir klinikmiş. “Attachment Therapy” adı ile bilinen bu yöntem sert ve katı olduğundan çocuğa zarar verdiği yönünde çeşitli görüşler varmış. Zaten üvey annenin herhangi bir terapist eğitimi ya da ünvanı yokmuş. Bünyesinde çalışan doktorlar ve terapistler varmış ama dediğim gibi yöntemleri sevilmiyormuş. Yani anlayacağınız olayın o kısmı karışık biraz. Ama zaten konumuz bu değil. Bunlar sadece güncel bir iki ufak bilgi. Olur da merak edersiniz, diye.

Çok fazla detaya girmediğimi umarım ama zaten 27 dakikalık bir belgeseli fazla detaya inmeden anlatırsam 2-3 paragraflık bir yazı ancak çıkardı. Bir yandan da bir belgeselden bahsediyoruz. Ne spoilerı olabilir ki? Ya da bir belgeselin spoilerı olur mu? Benim anlatmam ile izlemeniz arasında fark olacağını düşünmüyorum. Bir film gibi değil, süprizler yok, kaçırmamanız gereken sahneler yok. O yüzden çok detaya inmenin bir zararı olacağını sanmıyorum. İzlemediğiniz takdirde konu ile ilgili gereken bütün bilgiye sahip olabildiğiniz bir yazı yazdığımı umuyorum. Bence izleyin. 27 dakika hayatınızdan çok bir şey götürmez.

Bir sonraki yazım yıllardır yüzlerce insanın intihar etmek için gittiği Aokigahara ormanını anlatan “Aokigahara / Suicide Forest” hakkında. Listede ilgimi çeken ikinci belgeseldi. Bekleyin bakalım.

Not: "Spoiler"ın Türkçe'deki karşılığı ne olabilir ? 

Hayrete Düşüren 10 Belgesel - Önsöz

Geçenlerde Google+’da “Top 10 Shocking Documentaries” başlıklı bir post gördüm. Genel olarak belgesel izlemeyi severim. Hayrete düşüren şeyleri de severim. Bu nedenle tahmin edersiniz ki hemen başlığın linkine tıkladım.

Karşıma, içinde çocuk tacizinden tutun da İtalya’da korku salmış bir mafya babasının video kayıtlarını gösteren çeşitli belgesellerin olduğu bir liste çıktı. Ve gerçekten de ismini ve altlarındaki konuyu okuyup da ilginç bulmadığım bir belgesel yoktu listede. Bilindik konular var aralarında -Auschwitz’deki kamplar gibi- ama o konular hakkında da belgesel izlemediğim için farklı bir deneyim olacağı aşikar.

Bütün listeyi izlemedim. 3’ü bitti ve geri kalanları da zaman buldukça izlemeye devam edeceğim. Ama sizi belgeseller konusunda bilgilendirmek için bütün listeyi bitirmeyi beklemeyeceğim. Sonuçta ne zaman biter, o zamana kadar ölür müyüz kalır mıyız, belli olmaz. Bu nedenle, izlediğim sıra ile ufak bir yazı dizisi hazırlamaya karar verdim. Yazılar belgesel hakkındaki genel yorumlarım dışında anlattığı konu ile ilgili kendi yaptığım ufak google araştırmalarını da içeriyor olacak. Bakalım ortaya güzel bir şey çıkacak mı?

Aslında tezimin yavaş yavaş yoğunlaşmaya başladığı bu zamanda böyle bir işe kalkışmak pek mantıklı olmayabilir. Ama hepimizin kendini sakinleştirme, yoğun tempodan uzaklaştırma yöntemleri farklıdır. Kimisi dizi izler, kimisi kitap okur, kimisi oyun oynar... Bunların hepsini yapan bir insan olarak -yok, dizi kısmı doğru sayılmaz- bir de yazı dizisi hazırlamaya kalkışmışım, çok mu?!

İlk yazı dizimiz, listenin birinci sırasında yer alan “Child of Rage” belgeseli hakkında olacak. Bekleyin...

Ha, bu arada tabii ki siz beni beklemeden belgeselleri izleyebilirsiniz. Bu devirde paylaşımcı olmak lazım :)