Biraz önce bir belgesel izledim. Digiturk'un festival kanalında. Bu zamana kadar adını bilmediğim ama birkaç fotoğrafını gördüğüm Eddie Adams'ın belgeseliymiş.
Anı yakalamanın ne kadar büyük bir lanet olduğunu bildiğini gördüm adamda. Ve o "an" ile anılmanın onu ne kadar rahatsız ettiğini. Sırf bundan uzaklaşmak adına kendini savaş fotoğrafçılığından dergiler için ünlülerin pozlarını çekmeye başladığını gördüm. Ve o işi de gayet iyi yaptığını. Ama mutsuzmuş. Bir kere inancını kaybetmiş. İyi şeylere inancını kaybetmiş.
1/500 saniyelik bir zamanı yakalayarak kendinden, orada olmaktan ve yaptığın işten nefret etmek... Ama bütün bunları bilerek o işi yapmaya devam etmek.
Fotoğrafçılara, özellikle de savaş fotoğrafçılarına büyük saygım var. Kimsenin görmeyi istemediği şeyleri suratına vuruyorlar. Bak, gerçekte olanlar bunlar, diyor. Sen sırtını çevirdiğin zamanda olmuyor değiller. Kesinlikle saygı duyuyorum. Ve bunu yapabilecek çok az insanın olduğunu düşünüyorum.
Pulitzer ödülü almış bu fotoğrafla. Başlangıcından sonuna kadar da çekmeye devam etmiş.
Bu fotoğrafta gene Vietnam Savaş'ından. Boat of No Smiles.
Daha başkaları da var. Ama sonra tamamen bırakmış. Onun yerine oyuncuları, başkanları, sanatçıları çekmeye başlamış. Dedim ya, bu alanda da kesinlikle iyi iş çıkarmış.
Güzel belgesel olmuş.