neyi nasıl biliyoruz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
neyi nasıl biliyoruz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Mayıs 2020 Perşembe

Her Korkunç İnsanın Arkasında Bir Medya Var

Aslında başlığın genele ne kadar uyacağından emin değilim ama üzerine düşünmek istediğim bir başlık olduğu için değiştirmeyeceğim. 

Netflix'in en sevdiğim tarafı içinde barındırdığı geniş belgesel arşivi. Ve gün geçtikçe de artıyor. Dizi kusmasından, dandik senaryolu filmler pompalamasından sıkılıp Netflix'e karşı kötü konuşmaya başlayacağım sırada belgesel bölümünde biraz geziniyorum ve dilimin ucuna gelen kelimeleri yutuyorum. Netflix'in, izlediğim belgeseller ile aklımda kalması bence onun başarılı bir platform olduğunun kanıtı.

Geçenlerde bir tavsiye üzerinde Netflix'de izlediğim Amanda Knox belgeseli de gene beni hem memnun etti hem de kızdırdı. Cinayet ile suçlanan yirmi yaşındaki Amanda Knox hakkında bir belgesel. Ben bu zamana kadar Amanda Knox'un kim olduğunu bilmiyordum. Diziyi tavsiye eden Türk Usülü Jarlax, kadının burada bile haber olduğunu hatırlıyor. Ben o zamanlar daha havari bir insandım. Her neyse... Neticede belgesel sayesinde Amanda Knox'u, suçunu ve İtalya'daki yargılanma sürecini öğrenmiş oldum.

Belgesel bu açıdan gerçekten çok başarılı. İlkin biraz taraflı gibi gözükse de bence olayın gidişatını, olaya dahil olan sanıkları, polisleri ve medyayı dışarıdan verebilmiş. İzlerken kendimi herhangi bir kişiye ya da tarafa daha yakın hissetmedim. Hissettiğim tek şey polis ve medyanın sahip olduğu etkilerden nefret etmem oldu. 

Sorguya çekme yetkisine sahip insanların gayesinin gerçeği aramak olması gerekir. Bir suçu itiraf ettirmek değil. Özünde bu gaye ile yaklaşmayan bir dedektifin bence işkence ile bilgi almaya çalışanlardan hiçbir farkı yok. Gerçeği bulmak isteyenin tarafsız olması gerekir. Gerçeği istediğin yöne çekmek bir yalana ortak olmaktan öte değil. Bunu "Jagten" filmini izlerken de hissetmiştim. Amaç bir suçun arkasındaki gerçeği bulmak olmalı. Bir itiraf almak değil. 

Amanda Knox hakkında herhangi iyi ya da kötü bir düşünceye sahip değilim. Belgesel sizde öyle bir hissin oluşmasına neden olmuyor, bence. Ama davasını ele alan polis ekibi ve dedektif açısından şansız bir insan olduğunu söyleyebilirim. 

Ve Medya... Herkesin bu kadar şikayet ettiği "linç" olayının Amanda Knox zamanında medyanın öncü kuruluşları tarafından yapılmış olduğunu görmek çok ilginçti. 

Gezi olayları ile başlayan ve özellikle seçim zamanlarında medyanın ne kadar manipüle edici bir yapı olduğunu anladım. Önceden üzerine çok düşünmemiştim (sanırım önceden çok düşünen bir insan değilmişim). Ama şimdi 2000'lerin başında geçen bu Amanda Knox olayı ile medyanın satış uğruna attığı başlıkları, yazıları görünce medyanın elindeki gücü çok daha net bir şekilde anladım. 

Bir insanı, bir olayı nasıl bambaşka bir hale sokabileceğini ve bunu yaparken işini ne kadar iyi yaptığını düşünüyor olması... Ve yarattığı etkinin o insanın hayatını nasıl etkilediği... Amanda Knox'un şüpheli bulunmasının ardından patlayan haberler ile kadının ne kadar sosyopat bir insan olduğunu, erkek arkadaşı ile nasıl korku saçan bir çift olduklarını herkes "öğrenmiş". Yargı sürecinde iken yattığı hapishanede tuttuğu günlüğün medyaya sızması ile beraber olduğu erkekler, hayalleri ve korkuları artık herkesin malı olmuş. 

Düşünsenize, sadece sizin olduğunu zannettiğiniz düşünceleriniz, hayatınız tanımadığınız insanlar tarafından eleştirilmesi için "haber" yapılmış. O saatten sonra yargının sizin için verdiği kararın ne önemi kalır? Önemli olan sizin işinizi ne kadar iyi yapmış olmanız...

Belgeselde Trump'la karşılaşmak da garip oldu. İtalya'nın yargı sistemini eleştiren Trump'ın çözümü net; "Boycott Italy". Adam boykot etmeyi ezelden beri seviyormuş...