savaş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
savaş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Haziran 2011 Pazartesi

Rüya (Savaş)

((İki gündür bekliyorum yazmak için!! ))

Bildiğin insanlardan değiliz biz. Özeliz ama tanrı da değiliz. Onlara karşı savaşan özel insanlarız biz.

Küçük bir odadayız. Kaç kişiyiz bilmiyorum, onları tanıyıp tanımadığımı hatırlamıyorum. Ama neden benimle birlikte olduklarını biliyorum. Ya da benim neden onlarla birlikte olduğumu. Savaşacağız çünkü.Sadece biz öldürebiliriz Tanrıları. Hepsini... Bunun için toplanmışız. Ya da toplandıktan sonra karar vermişiz. Nasıl geldiğimi bilmiyorum ama neden orada olduğumu biliyorum. Birazdan gelecekler ve bizim hazır olmamız lazım.

Örgü şişi gibi bir demir buluyorum. Hafif, pek iş göreceğe benzemiyor ama odanın içinde başka kullanabileceğim bir şey göremiyorum. Sonra bir topaz buluyorum. Ucu yuvarlak değil ama. Şu eşkenar dörtgen olanlardan. Ama kırılmış bazı yerleri. Körelmiş. Genede alıyorum, tartıyorum şöyle bir. Ağır, iş görür, diyorum. Onu da şişle beraber alıyorum yanıma. Kalkana ihtiyacım olup olmadığını merak ediyorum ama aramak için zaman kaybedemem. Geliyorlar çünkü. Hissediyorum. Hissediyoruz.

Odanın kapısı açılıyor aniden. Önce uzun sarı saçları olan, gümüşi bir zırh giymiş iri yarı bir erkek giriyor. Ares olduğunu biliyorum. Onun ölümü benim elimden olmuyor ama. Arkamdan bir başkası çıkıyor önüme. Elinde bir kılıçla. S.kiyim! Ben neden öyle bir şey bulamadım ki! Kılıçla Ares'in gövdesini yarıyor. Savaş tanrısı gözümün önünde yarasından kanlar akarak yere devriliyor.

Sahne değişiyor. Odada tek başımayım. Odanın içinde bir yatak var. Yatağı siper olarak kullanıyor ve açık kapıdan içeri girecek tanrıyı bekliyorum. Ve o giriyor. Sarı omuzlarına düşen saçları var. Gözleri mavi ve o kadar güzel ki... Yüzünde bir gülümseme var. Üstünde en az onun kadar zarif gözüken ince bir zırh var. Ama detaylarına dikkat edemiyorum. Çünkü O o kadar güzel ki...

Kapıdan içeri giriyor. Bana doğru geliyor. O'nun kötü olduğunu, ben onu öldürmezsem beni öldüreceğini biliyorum. Elim topazıma gidiyor ama bıraktığım yerde değil. Tek işe yarayan silahımı da kaybettim, s.kiyim! Şişi buluyor ellerim. Alıyorum ve ayağa kalkıyorum. Yatağın üzerine çıkıp kendimi ona karşı avantajlı duruma getiriyorum.

Mavi gözleri elimdeki şişe takılıyor. Gülümsüyor. Sence işe yarayacak mı, diye soruyor. İşe yarayacak, diyorum. Ama korkuyorum. Çünkü yarayacağına bende inanmıyorum. S.kindirik bir demir .mına koyayım. O ise Afrodit! Tanrıça! Gene de hamlemi yapıyorum. Şişi boynuna saplıyorum. Köprücük kemiklerinin arasına. Demir elimde bükülüyor. Etine girmiyor ve ben kırılacağını hissediyorum. Geri çekiliyorum.

Bak, işe yaramadı, diyor. Yaramalı ama. Başka şansım yok. Yarayacak, diyorum. Bekliyor. Sapla haydi, diyor. Karnıma sapla. O zaman işe yarar.

Bu bir tuzak mı, bilmiyorum. Ama gözleri öyle olmadığını söylüyor. Sanki O'da bunu istiyor. Ve ben de şansımı deniyorum. Zırhının altından, karnının bembeyaz teni gözüküyor ve hamlemi yapıyorum. Pürüzsüz etinin direnmesi uzun sürmüyor. Şiş etten içeri giriyor. Şişi geri çekeceğime aşağı doğru kaydırıyorum. Ben kaydırdırça şiş eti yararak ilerliyor.

Acıyla geriliyor yüzü. Elleri karnına doğru gidiyor ama dokunmuyor. Yüzüme bakıyor sadece. İşe yaradı mı, diye soruyor. Yaradı, diyorum.

Yatağa çöküyor. Bana sırtı dönük bir şekilde oturuyor. Sonra da uzanıyor yatağa. Sadece O'nu izliyorum. Bukle bukle saçlarının yatağa dağılışını izliyorum. Elleri karnının üzerinde. Açtığım yarık gittikçe daha da büyüyor sanki. Gözlerim doluyor. O kadar güzel ki... Ve ben O'nu öldürüyorum.

Boğazımı yarman gerekiyor, diyor uzandığı yerden. Yutkunuyorum. Boğazını yarmam gerektiğini biliyorum. Doğruluyor ve bana doğru dönüyor. Şişi boğazına saplıyorum. Bu seferde yatay bir yarık açıyorum boğazında ama devam edemiyorum. Çünkü o kadar güzel ki... Ölürken bile...

Şişi boğazından çıkarıyorum. Çok üzgünüm, diyorum. Çük üzgünüm, çok üzgünüm, çok üzgünüm...

Gülümsüyor. İnce elleriyle yüzümü kavrıyor. Boğazı yarılmış olmasına rağmen sesi bozulmamış, kelimleleri çok net, sesi çok saf.

Ben yaşamam gerekeni yaşadım, diyor. Artık sıra sende. Tek verebildiğim karşılık "üzgünüm" oluyor. Yüzümü yüzüne yaklaştırıyor. Üzgün olma, diyor. Bende bunu istiyorum. İnce dudakları dudaklarıma değiyor. O kadar tatlı ki... Beni öperken, ben O'nu öperken ağlamaya başlıyorum. Ellerim ince boynundan saçlarına dalıyor. Özür dilerim, diyorum O'nu öperken. O ise sadece gülümsüyor. Doğru olanı yapıyorsun, diyor. Yavaş yavaş boynu ellerimin arasından kayıp düşüyor. Hayatımı yaşamak istemiyorum. Onun dudaklarını hissetmek istiyorum. Ellerini, bukle bukle saçlarını...

Ben O'nu öperken ağlıyorum, O ölürken gülümsüyor ve ben uyanıyorum.