yakışıklım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yakışıklım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Kasım 2010 Cumartesi

Rüya (gore)

Sanırım bu aralar en uzun ve en feci rüyamı gördüm. O kadar ki uyanmama sebep olan şey kendi hıçkırıklarım ve nefesimin tıkanması oldu. O zaman hemen rüyamıza geçelim:

Dayımların evindeyim. Ama sanki eve yeni taşınmışlar. Böyle bir koşturmaca hakim eve. Dayımı görüyorum, Gülay Abla ortalıklarda değil. Bir de evin içinde tanımadığım bir iki kişi var. Dayımın arkadaşlarıymış. Evi toparlıyoruz beraber. Ha, bu arada evleri şimdiki evleri gibi değil. Başka bir ev. Herneyse...

Ben bulduğum eşyaları arka odaya götürürken evde bir kedi olduğunu görüyorum. Garipsemiyorum ama sanırım evde bir kedi olduğunun bilincindeyim. Kedi beyazlı sarılı biraz da grili. Zayıf. İnce bir kuyruğu vücuduna göre de büyük bir kafası var. Gözleri yeşil sanırım. Aklımda öyle kalmış. Pis pis bakıyor bana ama sallamıyorum. Kedileri bilirim. İşlerine gelirse yüz verirler işlerine gelmezse s.klemezler.

Arka odaya girdiğimde içeride bir kedi yavrusu olduğunu farkediyorum. Minicik böyle. Kırpık kırpık beyaz tüyleri var. Yumak gibi. Deliriyorum. Hemen alıp saklıyorum. Bir çekmecede yer yapıyorum ona. Çünkü öteki kedi görürse onu öldürür. Tam onu çekmeceye koyup kapatıyorum ki pis bakışlı kedinin beni kapıdan izlediğini görüyorum. Yavşak yavşak hareket ediyor. Yavşak yavşak miyavlıyor. İçeri girmek için .rospuluk yapıyor resmen. Ayağımla itekleyerek odadan çıkarıyorum kapıyı kapıyorum. Eşya taşımaya geri dönüyorum.

Salonda eşyaları toplarken bir diğer kedi yavrusu görüyorum. Ona da çok küçük. Tekir bu seferki. Ama böyle daha küçük ya koyu renkleri o yüzden. Düşük kulakları var. Hemen onu da alıyorum. Odaya götürüyorum. Bu sefer odanın kapısını kapatıyorum arkamdan yere koyuyorum onu. Debeleniyor falan. Diğerini de çıkarıyorum çekmeceden. Çok sıkılmış hemen koşmaya çalışıyor ama çok küçük daha. Biraz onlarla takılıyorum sonra da çıkıyorum odadan. Kapıyı açınca karşımda görüyorum pis bakışlıyı. Bu sefer .rospuluk yapmıyor. Bakışları daha daha pis. İçeri girmeye çalışıyor. Yakalıyorum ensesinden. İtiraz ediyor, tırmalamaya falan çalışıyor. Uzak bir yere götürüp koyuyorum onu. Sonra gidip dayıma söylüyorum. Bulduğum yavruları, onları sakladığımı anlatıyorum. Dikkatli ol, diyor. Bizimkisi kıskanır biliyorsun, girmesin odaya, diyor.

Böyle böyle ben iki üç yavru daha buluyorum evin içinde. Hepsini odaya götürüp koyuyorum. Birbirleriyle oynuyorlar. Bir tane de büyük bir kedi buluyorum. (O da bu bizim apartmandaki kedi. çok güzel bir kedi sarılı siyahlı beyazlı bol tüylü bir şey. Ben ona yakışıklım, diyorum. Akşamları eve geldiğimde beni merdivende bekliyor oluyor. Kısa bir sevişme yaşayıp öyle eve giriyorum.) Neyse, onu da bulmuşum odaya kapatmışım. Hepsi gayet mutlu. Bu arada da pis bakışlıyı pek görmüyorum. Uyuyor bir yerlerde, diye düşünüyorum.

Sonra sahne değişiyor. Ben dışarıdaymışım ve koşarak dayımın evine doğru gidiyorum. Dayımın arkadaşları oradan oraya koşturuyor. Dayım ise bir koltuğa çökmüş ağlıyor. Ne oldu, diyorum. Arkadaşlarından biri hepsini öldürdü, diyor. Kanım çekiliyor sanki. Odaya dalıyorum hemen. Kapıyı açıyorum. Oda kan revan içinde. Bütün yavrular parçalanmış. Benim bulduklarımın yanında başka yavrularda var. Dağılmışlar bir tarafa kimisinin gözleri kapalı, kimisinin açık. Boydan boya yırtılmış göğüsleri. Dilleri sarkmış. Etraf kan. Odanın içinde başka bir kapı var. Oraya doğru giderken benim yakışıklıyı da görüyorum. Duvara sırtını dayamış iki ayağının üzerinde kalmış. Sanki duvara asılmış gibi. Bağırsakları dökülmüş. Çok net görüyorum. Onun gözleri kapalı. Organları etrafa yayılmış, bütün kanı akmış. Titrememe engel olamıyorum artık. Benim suçum, diyorum. Onları buraya koymamam gerekirdi, diyorum. Odanın içindeki kapı bir banyoya açılıyormuş. Oraya giderken yerde başka yavrular görüyorum ölü, parçalanmış. Dayımın arkadaşı delirdi o, diyor. Öldürülmesi lazım.

Ben banyonun kapısına geliyorum. O içeride. Etrafı da ölü kedilerle dolu. Aralarda fareler falan da var. Kendisi hiç kana bulanmamış ama. Beni görünce tıslıyor. Bana saldıracağını anlıyorum. Ama korkmuyorum. Sadece olanlarla o kadar dehşete düşmüşüm ki onun üstüme gelip bana saldırmasından korkuyorum. Ama delirmiş gerçekten. Ve o da bana aynı şeyi söylüyor. Hepsi senin suçun, diyor. Konuşmuyor ama bunu dediğini biliyorum. Onlar senin yüzünden öldü, diyor. Ağlamaya başlıyorum. Kedi bacaklarıma saldırırken ben hıçkıra hıçkıra ağlıyorum. Gözümün önünden yakışıklımın görüntüsü gitmiyor. Orada göğsüm sıkışmaya başlıyor işte. Dayıma bakıyorum. Ben öldüremem onu, diyor. Arkadaşı uyutalım, diyor. Dayım çok güçsüz, hayır anlamında kafasını sallıyor sadece. Yapamam , diyor. Onu öyle görünce daha kötü oluyorum. Kriz gibi bir şeye giriyorum. Çıkardığım sesler normal değil. Ağlamakla çığlık atmak arasında. Dayımın öyle olmasının da suçlusu benim, onu anlıyorum.

Birden annem odaya giriyor. Kediyi ayaklarımdan alıyor ensesinden tutup. Ben deli gibi ağlarken o çok sakin. Ben öldürürüm, diyor. Nasıl yaparsın, diyorum. Kanlı banyoya giriyor. O an elinde gümüş renkli bir silah olduğunu görüyorum. Şu altıpatlarlar gibi. Gümüş rengi parlıyor. Annem önce kediyi banyoya koyuyor. Dayım daha fazlasına bakamıyor, arkasını dönüyor. Ben ise sadece dayıma bakabiliyorum. Patlama hepimizi zıplatıyor. Dayım ağlayarak bir şeyler mırıldanıyor, ara ara bağırıyor. Ben ise olduğum yere çöküyorum, nefes alamıyorum. O kadar üzgünüm ki. Hem o yavrular hem yakışıklım hem de dayımın kedisi için. Tek yapabildiğim o garip sesleri çıkarmak. Çıkardığım seslerden korkuyorum. Kendimi toparlayamadığımı görünce daha çok korkuyorum.

O sesi gerçekten duyduğumda uyandım. İlk yaptığım yanaklarıma dokunmak oldu. Gerçekten ağladım mı diye. Ağlamamışım. Ama nefesim normal değildi.

Hala gözümün önünde geliyor o yakışıklımın hali vardı. Yarılmış karnı. Korkunçtu. Rüyalara böyle bir dönüş yapmak hoş olmadı. Bunun çıktısını alıp yarınki randevuya götürücem. Bakalım ne diyecek...