Vay be!! En sonunda film izleyebildim!
Ben bu kendimi zorla işini kotarıyorum sanki! Dün resmen felekten bir gece geçirdim. Hemen anlatayım!
Akşam yemeği konusunda annemlere rest çektim (evet, 34 yaşında bir insan olarak aileye rest çekmeyi hâlâ artist bir olaymış gibi anlatıyorum, ne var?) ve evde yemek yiyeceğimi söyledim. Böylece Çoko'yu da alıp eve geçerken akşam fast food tarzı yemek yapan tek yer olan Jiks'den hamburger aldım ve evime geldim. Erkenden evde olmanın verdiği heyecan ile hemen üstümü değiştirerek 19.30'da pijamalarımı giymiş oldum! Ne büyük mutluluk! Hemen hamburger tabağımı hazırladım, bu özel günü daha da özel kılmak için hamburgerin yanında gelen patateslerin üzerine mayonez sıktım. İnanabiliyor musun? Neyse, bilgisayar başına geçtim ve filmimi açtım.
Şimdi diyeceksiniz ki neden bilgisayar başı? Evinde eşek kadar televizyon yok mu? Var ama bu özel gecede özel olarak izlemek istediğim film Mubi'de vardı. Ve Mubi gibi, televizyonda uygulaması olmayan platformlardan bir şey izlemem şu ara sadece bilgisayarım ile mümkün. Canım bilgisayar! Her neyse, hamburger tabağımla bilgisayarımın başına oturdum ve sevgili Türk İşi Jarlaxe arkadaşımın kullanıcı adı ve şifresi ile Mubi'ye girdim. Beats adlı filmi buldum ve "play"e bastım!
Sizin hikayenin geri kalanının da bu özel geceyi harika bir film izleyerek daha da özel kıldığını söylemek isterdim ama film o kadar iyi çıkmadı. Bu konuda baya üzgünüm.
Beats bir İskoç filmi. İskoçya'da 90'larda başlayan Rave akımını, bu akıma karşı İngiliz hükümetinin takındığı tavrı ve bu tavra karşı gençlerin takındığı tavrı anlatıyor. Şimdi böyle bakınca film benim için mükemmel bir konuya sahip! Zaten o nedenle bu kadar yükselip, sırf bu film için özel bir gece düzenlemek istedim. Ama gel gör ki film beklenileni çok yüzeysel verdi. Evet, Rave akımı ve İngiliz hükümetinin "tamamen ya da kısmen aynı ritimlerden oluşan müzikli partileri yasakladığı" tavrını öğrendim. Hatta gençlerin isyankarlığı ve illegal bir rave partisi düzenleme hareketini de çok sevdim. Ama bütün bunlardan o kadar yüzeysel bahsetmişti ki insanda "Hemen bu dönemi anlatan bir belgesel izlemeliyim!" hissi uyandırıyor. Belki de amacı budur filmin. Ama başka bir filmi izlemek gibi bir amaca hitap eden bir film gözümde pek de başarılı sayılmaz. Evet, bu kadar da artist konuşurum. Tamam, film özel olarak o partiye katılan iki yakın arkadaşı anlatıyor ve ben aslında yakın arkadaş ilişkilerini izlemekten hoşlanan biriyim. Ama sanırım film bu konuda da çok başarılı değil. Filmin akışına, gösterilen arkadaş ilişkisinin akışına çok uymayan sahneler vardı. İnsana "İyi de şimdi niye ki?" sorusunu sorduyordu. Anlayacağınız onu da çok samimi bulmadım. Biraz Trainspotting havası yakalanmak istenmiş ama olmamış. Halbuki filmin girişi öyle bir hava vaad ediyordur. Üzdü.
Gelelim müziklerine... Jungle ve drum&bass seven bir insan olarak ve kendimi yakın hissettiğim akımlardan birinin rave olmasına rağmen müzik açısından da filmi eksik buldum. Kulaklarımızdan rave fışkıracağını düşünürken ve illegal bir rave partisinin filmin konusu olduğu gerçeği ortada iken, yine bir hayal kırıklığı yaşadım. Öyle ki ben film bittikten sonra hemen internete dalıp filmin müziklerini dinleyeceğimi hayal ediyordum ama öyle bir şey olmadı. Yine sadece açılış sahnesindeki müzikle beni bir heyecanlandırdı ama arkası gelmedi. Bu da üzücü oldu.
Gördüğünüz gibi Beats, pek de yaptığım hazırlığa değmeyecek bir film çıktı. Ha, izlediğime pişman değilim. Zaten ben çok az filmi izlediğime pişmanım çünkü izlerken geçirdiğim zamanın "harcanan" bir zaman olarak görülmesinden hoşlanmam. Yani illaki izlediğim film hakkında düşünecek bir iki şey bulur, üstüne bir iki söz söylerim! Gördüğünüz gibi...
Beats bende yarım kalmışlık hissi uyandırınca başka bir film arayışına geçtim.
"İnanılmazsın Bayan Kene!"
Ve Sound of Metal'i izleme kararı aldım. Filmin süresinin 2 saat olması beni biraz korkuttu ama en kötü yarın devam ederim, dedim.
Tahmin ettiğim gibi filmin tam yarısında aldığım alkolden, içtiğim ilaçtan ve saatin 11'i geçmesinden dolayı uykum geldi. Ve film o kadar iyi çıktı ki yarını sabırsızlıkla bekledim! İşte bunu tahmin etmiyordum. Yani filmin iyi olduğunu duymuştum zaten bu nedenle aklıma kalmıştı ama bu kadar farklı bir konu beklemiyordum. O nedenle ertesi günü, (yani bugün) sabah kahvaltımı ederken filme kaldığım yerden devam ettim ve büyük tatmin duygusu ile sonuna ulaştım.
Sound of Metal, kesinlikle kendine ait bir yazıyı hak ettiği için burada anlatmayacağım. Çünkü bu yazıda asıl anlatmak istediğim; Bayan Kene yavaş yavaş geri mi dönüyor?!
Sabah resmen ayaklarımı sürüye sürüye kendimi dışarı attım. Bu sabahki yürüyüşü yapmak zorundaydım çünkü dün sabah yürüyüş yapmamıştım ve eğer kendimi zorlamazsam tamamen kontrolü karamsar Bayan Kene'ye bırakacağımı görebiliyordum. Zaten kendisi sekiz buçuğa kadar uyumama neden olmuştu. Hoş, bunda daha aydınlanmamış havanın ve soğuğun da etkisi var ama karamsar Bayan Kene'de hiçbir fırsatı kaçırmıyor. Neyse, bir şekilde, O'na rağmen kendimi dışarı atacak gücü buldum. Kulaklığımı taktım bu sefer TooL açtım! Madem Katatonia dinlerken TooL sayıklıyordum o zaman sabahın 9'unda Tool dinlenecekti.
Bütün yolu tek bir şarkı dinleyerek yürüdüm. "Jambi" . Gerek sözleri, gerek davulu, gerek gitarı gerekse vokali ile bence baştan sona harika bir şarkı! Hiç sıkılmadan, her bittiğinde başa alarak bir saatlik bir yürüyüş yaptım. Eve geldiğimde beynimde yankılanan "I would... I would..." sözleri inanılmaz bir tatmin duygusu veriyordu. Hâlâ da onun etkisi altındayım. Daha ben bu Jambi'yi çok dinlerim. Nasıl ki bir ara İron&Wine'nın The Trapeze Swinger'ına takmıştım şimdi de TooL'un Jambi'si.
E o zaman bir kere daha açalım. Hatta evden çıkıncaya kadar loopa alalım. Sözlerini iyice beynimize kazıyalım ve kendimize bir rave belgeseli bulalım!
Dostum, bu aralar RadyoBeyin'de frekanslar çok karışık!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder