artistlik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
artistlik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Eylül 2010 Çarşamba

Soom

Biraz önce izledim. Kim Ki-duk'un izlediğim beşinci filmi (evet, bunu artistlik olsun diye belirtiyim dedim. Ama aynı zamanda önemli bir ayrıntı).

Açıkçası, adamın filmlerini beğeniyorum. Kullandığı müziklerden tut, görüntülerine kadar. Tamam, az diyalog olması bazen insanı sıkabiliyor ama bence, anlamsız diyaloglar olmasından daha iyi. Aptal salak, her duygunun gereksiz yere sözlerle anlatılmasında herhangi bir mana göremiyorum. Daha rahat izlenmesi için bir yol bence. Bir yandan yemek hazırlarken ya da ne biliyim, internette gezinirken izleyebileceğiniz bir film değil. İzlerken her noktasına dikkat ettiğinizde tatmin olacağınız türden bir film. Yani şimdiye kadar izlediklerim öyleydi (Şimdi de, buraya kadar yaptığım artistliklerin üstünü kapatıyorum ama bu da önemli bir ayrıntı... bence...).

Soom'da, hatunun söylediği her şarkıyı sevdim. Özellikle yaz mevsimini anlatan favorim. Hatunun söyleyişini, söyledikten sonraki utanışını ve her şarkıdan sonra hayatına dair bazı şeyleri paylaşmasını sevdim. Ne kadar saçma gözükse de bazen, bazen neyi neden istediğini bilemesen de sadece istersin. Bir şekilde çeker seni. Filmde olan buydu. Onları ayıran gardiyana rağmen, öpüşmek için birbirlerini çekiyorlardı.

Odun olabilirim ama sanırım bu tip ilişkileri seviyorum. Saçma kaprisler, iltifatlar, yalanlar ya da aptal dokunuşları sevmiyorum.

Hatunun kocasını sevdim. Belki filmdeki tek sevilmeyecek karakter odur. Ama ben sevdim. İlk başta merakını, cesaretini sonra kızgınlığını ve sonunda kabullenişini sevdim. Son olduğu için mi kabul etti, yoksa artık kaybettiğini anladığını için mi, bilmiyorum. Ama elindekine tutunup, gerisini umursamadığı için sevdim. Sonunda karısıyla şarkı söylediği için sevdim.

Uzak doğu filmlerinin bende tuhaf bir etkisi oluyor. Ağlamaklı oluyorum. Tam olarak bunu hissediyorum. Biraz yalnız, biraz da uzak hissediyorum. Belki müzikleridir, belki o müziklerle beraber gördüğün manzaralardır. Ya da sadece, yan yana yatan, dokunmayan, konuşmayan vücutlardır. Neden bilmiyorum, ama bittiklerinde ağlamaklı oluyorum.

Son olarak, son artistliğimi de alenen yapıyıyım diyorum. Bence, kesinlikle uzak doğu filmlerinde şu şiirsellik denilen şeyden var. Hakkaten var. En azından benim şiirsellik tanımımı karşıladığını düşünüyorum.

16 Mayıs 2010 Pazar

2046

2046 ile 2006'da tanışmışım. Kayıtlara geçmiş. Bu gün o filmi bi kere daha izledim ki yaklaşık bir aydır hem bunu yapmayı planlamakta hem de kayıtlara nelerin geçtiğine bakmaya niyetliydim. Bu gün önce filmi izledim sonra da yazdıklarımı okudum.

Öncelikle o anki ruh halimi düşünürsek filme biraz fazla anlam kattığımı söyleyebilirim. Ama hemen ardından şunu da belirtirim ki bence doğru anlamlar katmışım. En azından bi yere kadar. Direk alıntı yapıyorum:

"2046'nın aslında çaresizlik abidesi olduğunu ve belkide oradan asla dönememenin, gerçeklikten uzak kalma isteğinden kaynaklandığını düşünüyorum. Yaşamak istenen anın sahte olaylarını gerçeklere tercih edecek kadar zavallıların gittiği bir yer bence. Ve oradan geri dönenlerde bu nedenle bu kadar yaralı..."

Kesinlikle katılıyorum. Ama gözümden kaçan şu noktalar var; birincisi yaptığım inceleme film hakkında değilde daha çok filmde bahsedilen bir kitabın konusu hakkında olmuş. Genel olarak pek filme değinmemişim. Şimdi bunun hakkında bir kaç şey söylemek istiyorum.

Filmin müzikleri çok başarılı. Görselliğe pek fazla dikkat edilmemiş bence. Ama gerek de yokmuş. Daha çok anlatıkları ile ilerleyen bir film, görüntülerden ziyade. Filmdeki geçişler gayet hoşuma gitti. Aynı ortamdaki farklı insanların hikayeleri güzel iç içe geçmiş. Ve tabii ki konusu. 2006'da yazdığım yazının girişi aslında konudan biraz bahsetmiş:

"Kaç tane yaşanan aşk hikayesini anlatırsa anlatsın yalnızlığı konu edinmiş."

Buna da kesinlikle katılıyorum. One night stand lerle iyi bir gidişata sahip olduğunu düşünen insanların ne kadar kolay tutunabileceklerini ve ne kadar kolay üzülebileceklerini anlatıyor. 2046'da temel olan aşık olmak. Aşık olmanın sadece bir zamanlama meselesi olduğundan bahsediyor. Doğru insan yok, tamamen zamana bağlı. Zaten doğru ya da yanlış tanımlamasını yapan da zaman oluyor. Buradan da filmin içinde bahsi geçen kitabın konusu olan 2046'a geçiliyor. Bir anıyı tekrar yaşamak için binilen bir tren. İşe yarayıp yaramadığı da bilinmiyor. Çünkü kimse geri dönmüyor. Bu işe yaradığını mı gösterir? İşe yaraması iyi bir şey mi ki?

Saplanıp kalmak. Sanırım bu da filmin değinmek istediklerinden biri. Bütün karakterler saplanıp kalmışlar çünkü. Biri evli bir kadınla yaşadığı bir ilişkiye, biri konuşmak istemediği bir geçmişe, biri evlenme planları kurduğu adama, bir diğeri babasının görüşmesini istemediği bir japona... Üstünden ne kadar zaman geçerse geçsin, saçma sahteliklerle, ilişkilerle örtmeye çalışsalar da aslında hep o ana odaklanmış halde hareket ediyorlar.

Bilmiyorum ama film hoşuma gidiyor. İçinde farklı insanların öykülerini barındıran şeyleri seviyorum. 2046, imdb den 7.5 almış. Muhtemelen benim yukarıda yaptığım binimum artistlikle alakası olmayan noktaları, artıları ve eksileri vardır. Genede benim filmden aldığım ve anladıklarım bunlar. Çok da saçma olduğunu düşünmüyorum aslında. Dediklerimin arkasındayım :) Güzel noktalara değinmişim. Aferim...