huzursuz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
huzursuz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Ağustos 2022 Pazartesi

Bozuk Zihnimin Çıktıları

Başımı Bay Nerd'ün göğsüne gömüp saatlerce ağlamak istiyorum. 

Geçen haftadan beri içimde inanılmaz bir huzursuzluk var Bay Nerd ile alakalı. Bunların bazı çok açık sebepleri var:

Neredeyse 3 haftadır kendisinden mektup alamadım. Hem yazdığım mektuplara verdiği cevapları merak ediyorum hem de ona dair bir şeyler okuyarak ruh hali hakkında bir fikir edinmek için büyük bir açlık duyuyorum.

21 Mayıs 2020 Perşembe

Covid İyi Gelebilir Sanki

Çin'de uzun bir süre sokağa çıkma yasağının sonunda boşanma taleplerinde artış olduğu haberini ilk duyduğum zaman gene bir medya abartması olduğunu düşünmüştüm. Haber anlayışının, gerçeği çarpıtmak ve popüler olan düşünceyi yansıtacak şekilde tekrar yoğurmak olduğunu düşünüyorum. Bu nedenle gazete ve haber sitelerinde okuduğum şeylere mesafeli, tedbirli ve yüzde 80'i abartıdır, yaklaşımını benimsemiş haldeyim. Ama şimdi anlıyorum ki bu Çin'de boşanma talebinin artmış olduğu haberinde abartma yüzdesi daha küçük olabilir.

Kendi küçük çevremde bile beraber evde uzun süre geçirmek zorunda kalan insanların birbirlerini nasıl üzdüklerini, kırdıklarını görmeye başladım. 

Gerçekten zorla bir yerde kalma durumu, insan psikolojisinde bu kadar ciddi etkileri olabilir mi? Belki kendi evinde kalamayıp, ailesinin evine dönen insanlar için sarsıcı olabilir. Kendimi düşününce, 5 yıl aileden ayrı bir çatı altında yaşadıktan sonra bile ufak bir aile ziyaretinde ne kadar bunaldığımı hatırlıyorum. Şimdi insanlar, o bunalma ile neredeyse iki aydır yaşıyor. O yüzden evinden hariç bir yerde kalıyor olmanın insanın psikolojisini gerçekten etkileyeceği aşikar.

Ama ya zaten hayatını beraber geçirmeye karar verdiğin biri ile beraber kurulan bir evde yaşamak? Evden çıkamıyor olmak, zaten "Evet." diyerek kurduğun bu düzende nasıl bir etki yaratıyor da işler yolları ayırmaya gidiyor? Buna pek aklım yatmıyor. Aklıma yatan zaten baştan yanlış bir karar verildiği, salgın krizinin ileride kopacak olan bu bağı aniden ve daha sert bir biçimde kestiği düşüncesi. O zaman da aslında bu krizin, yollarını ayırmaya karar veren insanlar için iyi bir olay olduğunu düşünüyorum. Seni mutsuzluğa yavaş yavaş götüren bir beraberliği erkenden kesmeni sağlayarak mutlu bir hayat kurma şansını veriyor. 

Peki ya kardeşler? Bu işte, hiç anlayamadım ve anlam veremediğim şey... Küçük kardeşe sahip bir insan olarak ve kardeşi ile 4 yıla yakın ev arkadaşlığı yapmış biri olarak bu süreçte birbirini kıran kardeşlere anlam veremiyorum. Kardeş kıskanacağın biri değildir. Gerektiği zaman senin olan onundur ve onun olan da senindir. Kardeşi ile bir ay boyunca kavga edip işin ucu hiç konuşmamaya gidiyorsa bence bu kişinin hem kendinde hem de ilişkilerinde sıkıntıya sahip olduğunu gösteriyor. Beraber büyüdüğün, seni pek çok insandan daha iyi tanıyan birisi ile geçinmeyi beceremiyorsan karşındakinin ne kadar "uyumsuz" biri olduğunu söylemeden önce kendindeki uyumsuzluğu bulmaya çalışmak gerekiyor. 

Kendi küçük çevremdeki 4 insanın bu süreç zarfında yaşadıkları kafama çok takılıyor. Salgın döneminde içinde bulundukları bu huzursuz ortam sonucunda aslında kendileri için en değerli olan şeyi kaybetmelerini hiç istemiyorum. Onun yerinde kendilerini bulmaları en güzel şey olur. Aslında bu herkes için geçerli. Belki de bu salgın krizi ile kendi içimizdeki düğümleri çözebiliriz. Birey olarak salgının tek olumlu etkisi bu olabilir. 

27 Nisan 2010 Salı

Paha Biçilemez

Sesini duydum. Bana seslendiğini duydum. Döndüm. Karların içinde, bata çıka geliyordu. Buradayım, dedi. Gerçekten oradaydı.

Birini kaybettiğine inandıktan sonra bulmanın verdiği haz... Mastercard reklamındaki gibi, paha biçilemez.

Yürümeye başladım. Hızlandım. Karların içinde, bata çıka koşmaya başladım. Ona doğru koşmaya başladım. Bekledi beni. Ona ulaşmamı, kollarımı dolayıp sarılmamı bekledi. Gülümseyerek bekledi. Gülümseyerek koştum bende. Bulmanın verdiği paha biçilemez hazla.

Bir iki adım kala ayağım takıldı. Tökezledim. Elimi uzattım. Tutsun niyetiyle değildi, refleksti. Bu nedenle tutmamasını umursamadım. Toparladım kendimi. Karşısında dikildim. O kadar güzeldi ki... Islak saçları kıvır kıvır olmuş, alnına düşmüştü. Soğuktan yanakları kızarmış, dudakları çatlamıştı. Hissettim hepsini. Ona sarılmak yerine, ellerim dudaklarının üzerinde gezindi. Alnındaki saçları geriye attım, yüzünü orataya çıkardım. Parmaklarım sarı saçlarıyla oynadı bir süre. Ve ben soğuğu hiç hissetmediğimi farkettim.

Beni öpeceğini bilerek öptüm dudaklarını. Çatlamış, soğuk dudaklarını öptüm. Onun da beni öptüğünü düşündüm. Öyle olmadığını anladım. Ellerinin iki yanında, hareketsiz ve isteksiz durduğunu anladım. Gözlerinde sıcaklığın olmadığını gördüm. Ve o zaman üşüdüm.

Bulduğun birini kaybedeceğini anladığın zaman hissettiğin o acı var ya... Herhangi bir s.kik reklamda yoktur çünkü kesinlikle tarif edilemez.

Bulmamayı istemedim ama. Çünkü o bir anlık his bile... Çatlamış dudaklarının kıvrımlarını, saçlarının ıslaklığını, yüzünün soğukluğunu hissetmek... Kaybedeceğimi anladığım halde o an için bunlara sahip olmak, sonrasını umursamayacağım bir sarhoşluktu. O yüzden ellerim gezinmeye devam etti yüzünde. Onun gözleri soğuk ve donuk bakarken, ben benimkilerde yaşların oluştuğunu hissettim. İçime çektiğim nefesin canımı acıttığını hissettim. Hıçkıra hıçkıra ağlamaya çok yaklaştığımı hissettim. Ve beni bırakacağını bildiğim halde onu sevdiğimi hissettim. Ve sonra da uyandım.