Kimbilir kaç defa bu yolu yürürken aynı şeyleri düşündüm.
Hayal kurmak denemez buna çünkü insan neden bir yabancı tarafından gecenin bir vakti izlendiğini ve evine döndüğünde de o yabancının sinsice eve girip onu uykusunda gözetlediği hayalini kurar ki? Ya da buna hayal diyen insanın akıl sağlığı konusunda iyi şeyler söylenebilir mi?
O yüzden hayal kurmuyorum, sadece aklımdan geçiriyorum. Özellikle de böyle gecelerde... Bulutlar gökyüzüne dağılmış, en ufak ışık kırıntısının bile geçmesine izin vermez, zifiri karanlığın elle tutulacak kadar yoğun hissedildiği gecelerde...
Akıl sağlığımın yerinde olduğunun göstergesi olarak böyle bir gecede dışarıda olmamın çok makul bir sebebi olduğunu söyleyebilirim.
Yanımda, hızlı soluk alıp vererek kokladığı otlardaki işaretlere yoğunlaşan, sadık olup olmadığı konusunda şüpheler uyandıracak kadar kafasına buyruk köpeğim işemek için hararetli bir araştırma peşinde. Sesli nefes alış verişleri aniden kesiliyor ve önündeki ot yığınının en uygun yer olup olmadığını tartıyor.
Yok, bu yığın da olmaz, bir sonrakine geçelim lütfen...
3 yaşında bir dişi olan Sonya'yı ilk bulduğumda ismini hak eden kızılımsı tüyleri ve yavru köpek vücuduna göre iri patileri vardı. Barbar Conan hayranı biri olarak hayatına sokakta başlamış bu güçlü kız için daha iyi bir isim olamazdı! Şansıma şükrederek onu sahiplendim. Her başına buyruk davranışını isim tercihindeki başarım olarak algılarken büyümeyen patileri biraz tedirgin etmeye başlamıştı. Ayrıca bir zamanlar kızıl parlayan tüyleri şimdi sütlü kahveye dönmüştü. Kızıl Sonya ile başlayan maceradan geriye sadece karakterin hırçınlığına ve söz dinlemezliğine sahip orta boy bir Sonya kaldı.
Şikayetçi olduğum yok. Sonya ile güzel bir ilişkimiz var. Koltuğa yayılıp beraber televizyon izlemeyi seviyoruz. Bir süre sonra üçlü koltuğu fazla kapladığım iddiası ile beni koltuktan itmeye çalışıyor ama rahatına, keyfine düşkün bir kişiliğe sahip olması garip bir şekilde hoşuma gidiyor. Aramızda kesinlikle bir sahip-köpek ilişkisi yok. Bizimkisi daha çok ev arkadaşlığı kıvamında.
Kapıyı açık gördüğü anda "ipini koparan it" ifadesinin ne kadar yerinde olduğunu anlatır vaziyette kaçması beni telaşlandırmıyor mesela. Evin yerini biliyor, dönmek isterse döner ve bende her terkedilmiş ev arkadaşı gibi ona suratımı asar ve bir iki gün boyunca ne kadar nankör bir it olduğu konusunda beynini yerim. İkimizin de sahip olduğu haklar ilişkimizi çok daha seviyeli bir noktaya getiriyor.
Evet, Cesar Milan için yüz karası bir ekip olabiliriz ama mutlu bir ekip olduğumuz su götürmez.
"Burası güzel mi, kızım?"
Aniden ilgimi ona yönlendirmiş olmam Sonya'nın hayatında hiçbir şeyi değiştirmiyor. Onun yerine yolun karşı tarafına aniden geçmeye karar veriyor.
Sonya'nın iri bir köpek olmaması sanırım sahip olduğum en büyük şans. Zira, bu gibi ani kararların vücuduma ve dengeme çok bir etkisi olmuyor. Gergin tasmanın gevşemesini bekliyorum. Sonya bir süre daha diretiyor ama istediğine ulaşamayınca vazgeçiyor ve bekliyor. Tasmanın gevşemesiyle bende O'nun istediği tarafa yöneliyorum. Gerçek bir sahip gibi...
Geçenlerde karşılaştığım bir televizyon programında köpek eğitimine dair aklımda kalan nadir şeylerden birini uygulamanın verdiği tatminle Sonya'nın işeme yeri arayışına devam ediyoruz.
Yemekten sonra akşam gezintimizi yaptığımız yer, evimden ana caddeye kadar uzanan, vakti zamanında dikilen kavak ağaçlarının arasında kalan uzun toprak bir yol. Göğe uzanan ağaçların ve bodur çalıların arasında doğa ile ortaklaşa yaratılan bu koridor Sonya’nın yemek sonrası ihtiyaçlarını gidermek için yeterli mesafeye ve çimenli bölgelere sahipti. Sabahları yarım saate yaklaşan yürüyüşlerimiz onun da benim de günlük spor aktivitemiz yerine geçiyor, bu nedenle akşam yürüyüşlerinin 10 dakikayı bulmayan kısa bir ihtiyaç molası tadında olmasında bir sakınca görmüyorum. Sonya’nın adına konuşamam ama her eve dönüş yoluna girdiğimizde istekli ve kararlı adımlarla eve gittiğini söyleyebilirim.
Yolun sonuna doğru yaklaştıkça cadde üzerindeki sokak lambası önce önümüzü aydınlatmaya başlıyor. Yavaş yavaş yaydığı amber renk etrafımızı aydınlatırken gökyüzüne dağılmış bulutları ayırt edemez oluyorum. Etrafımızı görebilmenin karşılığı olarak uzaklardakileri kaybediyoruz.
Akşam rüzgarının, sakinliğin ve sokak lambasının verdiği gazla derin düşüncelere dalacağım sırada Sonya beni bir köpek gezdiriyor olmanın gerçekliğine döndürüyor. Son zamanlarda iki numara için en favori yeri olan kuru yaprak yığınına doğru acelesi varmışçasına gidiyor.
Her ne kadar bir kaç gündür favori noktasının altını üstüne getirip, bir olay yeri araştırma köpeği gibi her yaprağın her milimini koklamış olsa da bu gece de o kuru yaprak yığını detaylı bir şekilde incelenmeli, başka herhangi bir varlığın işaretine maruz kalmadığı kesinleştikten sonra vaziyet alınmalı ve iş büyük bir ciddiyetle görülmeli. Sonya’nın tuvaletini yaparken ki ciddiyetinin sadece ona ait olduğunu düşünmeyi tercih ediyorum. Kendisi şımarık bir Golden değil, her hareketinin sevimlilik abidesi olduğu gibi bir düşüncesi ya da öyle olması gerektiğine dair bir gayesi yok. Tuvalet yapmak, tıpkı yemek yemek gibi ciddi bir iş. Özel bir alan ve özel bir dikkat gerektiriyor. Ayrıca etrafta onu rahatsız eden kimsenin olmaması da önemli.
Yaklaşık üç senedir Sonya ile beraberim. Artık yediği haltlar, yaramazlıkları ya da rahatsızlıkları benim için mide bulandırıcı olmaktan çok uzak, basit doğal şeyler. Ama kesinlikle, tuvaletini yaparken yanında dikilmeye alışamadım. Buna alışmış bir köpek sahibi olduğunu da düşünmüyorum aslında. Evet, dışkılarına bakıyoruz, çünkü herşeyin yolunda olup olmadığını anlamak için çok mühim bilgiler içeriyorlar ama bu onlar işlerini görürken kendimizi rahatsız hissetmediğimiz anlamına gelmiyor. Tıpkı benim gibi birçok köpek sahibinin, köpekleri iki numarayı icra ederken sanki orada başka bir iş için bulunuyormuş da buna denk gelmiş ifadesine sahip olduğuna eminim.
Sonya, uygun pozisyonu alır ve işine yoğunlaşırken sokak lambasının üzerimize çevrilmiş bir spot ışığı halini aldığını hissediyorum. Herhangi bir seyirci olup olmadığını kontrol ederken bir yandan da Sonya’nın sağlık durumunu kontrol etmek adına ara ara kaçamak bakışlar atıyorum ortaya koyduğu esere. Ve sonunda bitiyor. Kızım, bütün hırçınlığı ve ciddiyeti ile gene beraber geçirdiğimiz zaman boyunca asla anlam veremediğim, kimilerinin pisliğini kapama dediği, benimse ayak temizliği olarak adlandırdığım ama özünde etrafa taş toprak fırlatmaktan daha öteye gitmeyen hareketini yapıyor. Arka ayakları ile benden, hayattan, belki de yediği kuru mamadan hırsını alırcasına kuru yaprakları oraya buraya savuruyor. Arkasında bir savaş alanı bırakarak,halinden memnun evin yolunu tutuyor.
Sokak lambasını arkamızda bırakıyoruz. Önümüzde toprak yol, önde gölgelerimiz arkamızda biz ağır ağır karanlık koridora doğru ilerliyoruz.
Yolun öyle bir bölümü var ki, ne sokak lambasının ışığı ne de evin ışıkları aydınlatıyor orayı. Her iki ışık kaynağının ulaşabileceği mesafelerin dışında kalan, zifiri karanlık, benim “boyut kapısı” diye adlandırdığım bir bölge. Sanki oradan her geçişimde farklı bir boyuta çıkıyormuş gibi hissediyorum. Karşı tarafa geçen ben miyim yoksa başka biri mi, Sonya kapıdan geçmeden önceki Sonya ile aynı mı, gibi türlü sorular dolduruyor kafamı. Biraz daha ileri giderek vardığım evin benim evim olup olmadığı ya da çıktığım caddenin, vardığım kasabanın aynı kasaba olup olmadığı düşünüyorum kimi zaman. Ama eve girdiğimizde Sonya’nın kendinden emin bir şekilde koltuğa çıkarak yastıkları aşağı atması veya vardığım kasabanın her zamanki akşam sakinliğine sahip bir yer olması, hiçbir şeyin ve hiçbirimizin değişmediğini gösteriyor bana. Yani, bunlar da, tıpkı her akşam köpeğimi gezdirmeye çıktığımda birinin beni izlediği fikri ile aynı yerden çıkan saçma düşünceler. Beynimde çok farklı bir şekilde çalışan bir Pandora Kutusu var, anlaşılan.
Boyut kapısından geçip adım adım çıkışa yaklaşırken ben “Acaba bu sefer farklı bir yere çıkacak mıyız?” düşüncesi ile gerçeklikten uzaklaşıyorum. Çıktıktan sonra zamanda atlama yaparak daha akşam gezintisine çıkmamış bir ben ve bir Sonya ile karşılaşacağım hikayesi ile eğlenirken elimdeki tasma aniden geriliyor.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder