Dizim ve ben son düzlüğe girdik! Eğer dünkü randevuyu kaçırmış olmasaydım bu hafta bu iş bitiyor olacaktı. Ama olmadı, denkleme aniden dahil olan çeşitli değişkenler sebebi ile dün çok değerli randevuma gidemedim. Yapamadığım fizik tedavi hareketlerini, Bir Zamanlar Sıkıntılı Bey ve Eşi'nin taşınma işine yardım ederek, kendi çapımda yapmaya çalıştım. Evet, bir trambolin tepesinde top atıp tutmak gibi olmadı ama çekmece bulmacasını çözerken pek çok kereler çömüp kalktım. Hiç değilse hareket oldu, diye avundum. Ama sanırım gün içinde devamlı hareketli olmam çok da iyi olmadı. Zira dizimi fazla çalıştırmış olacağım ki uzun zamandan sonra ilk defa diz kapağımda ağrı hissettim. Biraz tedirgin edici bir ağrıydı ama evde üstüne sıcak su torbası koyunca ağrı sızı kalmadı.
Tabii bunda yemek öncesi içtiğim biranın da etkisi olabilir ama zannetmiyorum... Hiç zannetmiyorum...
Yavaş yavaş sona yaklaşırken, egzersizlerime yeni saçma hareketler katmamaları beni üzdü. Sanki benimle ilgilenilmiyormuş gibi hissetmeye başladım. Aslında trambolinden sonra Lalettan, olabildiğinde yaratıcı bir şekilde, önce sakat dizime ekstra bir ağırlık takıp sonra da beni yürüme bandında geri geri yürütme fikrini ortaya attı. İlk defa yürümeyi öğrenen bir bebek gibi yalpalaya yalpalaya, bu yapılan hareketin ne gibi bir yararı olduğunu dair derin düşüncelere dalarak egzersizi tamamladım. Bu arada bir yandan da Lalettan'ı kesiyor, en ufak saçma gülüşünde "Sen benimle dalga mı geçiyorsun?!" şeklinde çıkışmak için fırsat kolluyordum. Ama öyle olmadı, hatta yürümeyi yeni öğrendiğime dair yorumu sesli olarak dile getirdiğimde "Evet, öyle gözüküyorsun." demekle yetindi. Anlatacak saçma bir hareketim daha oldu, diye içten içe sevinirken (zira malzeme çıkmıştı!) bir daha bu egzersizi yaptırmadı. Sanırım bu Lalettan'ın kendi standartları için bile fazla anlamsız bir hareketti.
Germe, bükme işlemlerim aynı hızıyla devam ediyor ama geçen gün resmen olaya el koydum!
Suç Ortağı Fizyoterapist memleketine döndüğü için hastalarla sadece Lalettan ilgilenmeye başladı. Sıra sıra dizili olan 3 yatağa gerilip bükülmesi gereken insanlar olarak yerleşmiş, işkencecimizin gelmesini bekliyorduk. Lalettan benim işimin daha kısa süreceğini düşünerek bana doğru ilerledi. Ben de elindeki fazla hasta sayısını ve yorgun gözlerini bir fırsat bilip araya girdim;
"Ben yapayım mı?" dedim. "Dizimi kendim bükebiliyorum."
Lalettan'ın gözlerine şaşkınlık ifadesini yerleştirmiş olmak hoşuma gitti.
"Tamam, yapın, bir bakalım." dedi. Meydan okumamı görmek istiyordu.
Adeta bir balerin edası ile demek isterdim ama dışarıdan daha ziyade bir fok balığını andırdığımın farkındayım. O yüzden gereksiz güzellemeler yapmadan, yüz üstü yatıp bacağımı ayak bileğimden tutarak kalçama doğru büktüm, demekle yetineceğim. Becerdim ama! İnlemeden, ahlamadan ve oflamadan büktüm.
"Gayet güzel." diye onayladı Lalettan. Bu sefer benim gözlerime bir şaşkınlık yerleşti.
Beni daha da şaşırtarak, yandaki yatağa geçti ve beni kendi halime bıraktı. Yandaki amcanın koluna türlü baskılar uygulayıp, amcanın şikayetlerine rağmen kolunu kaldırıp indirirken ara ara bana bakıyor, yeteri kadar yüklenip yüklenmediğimi kontrol ediyordu.
Ve tabii ki en sonunda dayanamadı, yanından geçen asistan kıza seslendi.
"Bayan Kene'nin bükmesine yardım etsene. Kendi yapıyor ama sen biraz daha ağırlığını ver." dedi. Resmen durunamadı!
Anladım ki adam bağırtmadan rahat etmiyor. Ne kendisinin iş yaptığına ne de kasların iş yaptığına o şikayet seslerini duymadan ikna olmuyor.
Teknikerin ağırlığı da eklenince tabii ki kaslarım yanmaya ve ağzımdan burnumdan solumaya başladım. Halbuki o kadar yaklaşmıştım ki...
Geçmiş olsun dileklerini ileterek yeteri kadar büküldüğümü ima eden Lalettan'a sormadan kendimi alamadım.
"Ayağım baya kalçama değiyor. Daha ne kadar devam edeceğiz?" dedim.
"Siz bağırmadan yapana kadar." dedi.
"Sağlam bacağıma da aynı muameleyi gösterseniz ben gene bağırırım." dedim.
Güldü, kendinden emin tıp insanı tavrıyla "Yok, yok, öyle olmuyor." dedi. Sanki benim bacağımı benden daha iyi bilirmiş gibi!..
O'nu ve uyuz tıp insanı tavrını geride bırakarak salondan çıkarken son bir defa dönüp, tedavi süreci bittiğinde kendisini kıyıda köşede kıstırma hayallerimi kurmak adına, göz ucuyla baktım.
İki yanımdaki yatakta yatan teyzeyi oturur bir pozisyona getirmiş, ayağına çoraplarını geçiriyordu. Kadının kendi kendine zar zor duran bedeninin yanında, kalçasının yanından sarkan yarı dolu sondası da, eğilmiş çorap geçirmeye çalışan Lalettan'ın işlerini hiç kolaylaştırmıyordu.
"Şimdi biraz yürümeye çalışacağız Teyze." dedi. "Tamam, hadi dik dur biraz."
O'nu, uyuz tıp insanı tavrını ve insanlığını geride bırakarak çıktım.
Kafamda hala kendisinin kolunu bacağını büktüğüm çeşitli sahneler dönüyor. Çalışma şekli ve tavrından ötürü Lalettan ismini de gayet hak ediyor. Ama sahip olduğu insanlığa diyecek lafım yok. Ben de öyle bir insanlık yok. Yabancı ve hasta bir bedene dokunmak benim için kolay değilken Lalatten'ı böyle görmek, O'nun hakkında kurduğum intikam içerikli düşüncelerime pişmanlık tozu serpti.
Dediğim gibi düşüncelerim yok değil. Ama eskisi kadar da keyif vermiyor...
Damn you Lalettan, you win!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder