25 Ocak 2021 Pazartesi

Yersiz Espiri

İki gece önce garip bir rüya gördüm. Aslında garip rüyaları sık sık görürüm ama bu seferkinin garipliği biraz farklı.

Rüyalarım genellikle koşturmacalı, korkulu, kaçırmalı olur. Özellikle bu son zamanlarda gerilim konusu içine ruh kaçan evler ya da insanlar. Devamlı, grup halinde bir evde bulunuyoruz, sonra evin kapıları pencereleri çarpmaya başlıyor. Sonra bir oda da aniden kalın bir sesle çığlık atan birinin yanından kaçıyoruz, kendimi bir odaya kapatıyorum, içine ruh kaçmış insan kapıya dayanıyor ve yumruklamaya başlıyor vs vs vs...

Bunlar çok klasik Bayan Kene rüyaları. Blog'da biraz rüya kategorisinde takılırsanız, bunu siz de görürsünüz. Ama iki gece önceki rüya hiç böyle değildi.

Park gibi bir yerdeyiz. Ben ve Mantar Terbiyecisi Hanım var. Ben salıncağa oturmuş yavaş yavaş ileri geri sallanıyorum ama ayaklarım yerden kesilmiyor. Parmak ucumla hafif hafif hareket ediyorum. Mantar Terbiyecisi Hanım bankta oturmuş beni izliyor. Bir sıkkınlık var içimizde. 

"İnsan her an ölebilir ki." diyor Mantar Terbiyecisi Hanım. "Bizim yarın ya da birazdan ölüp ölmeyeceğimizin garantisi yok ki."

"Haklısın." diyorum. "Ama iki ay sonra ölecek olmanın bilinci bambaşkadır herhalde." O zaman anlıyorum, ortak bir arkadaşımız var ve iki ay sonra ölecek. "Baksana," diye devam ediyorum, "Biz öleceğimizi ne kadar sık düşünüyoruz? Aklımıza gelmiyor. Ama iki ay sonra ölecek olacağımızı bilsek muhtemelen bu gerçek aklımızdan hiç çıkmayacak."

Mantar Terbiyecisi Hanım uzaklara bakıyor. "Haklı olabilirsin." diyor. İkna olmuş sayılmaz ama ufak bir haklılık payı da veriyor. 

"O yüzden gitsek iyi olur." diyorum. "Yalnız olmak istemiyordur." 

Ben salıncaktan, Mantar Terbiyecisi Hanım banktan kalkıyor ve sahne değişiyor.

Kalabalık bir sokaktayız. İnsanlar aramızdan geçiyor. İlerde görüyorum arkadaşımızı. Şık giyinmiş, beyaz pantolon, beyaz ceket. Babamın üniversite zamanı çekilen fotoğraflarını andırıyor. Mantar Terbiyecisi Hanım başka bir arkadaşımızla arkada kalıyor. Ben Beyazlı Çocuk'a yaklaşıyorum. 

"Ne kadar yakışıklı olmuşsun." diyorum. Düz kumral saçları alnına düşüyor, dişlerinde teller var. 17, 18 yaşlarında gözüküyor. Mahcup bir şekilde gülümsüyor. 

"Evet, biraz 70'ler havası takılayım, dedim." diyor.

"Olmuş." diyorum. "Güzel de olmuş." Beyazlı Çocuk'la biraz muhabbet ettikçe aslında çok da iyi arkadaş olmadığımızı, hatta zaman zaman çok iğneleyici, şımarık olduğunu düşündüğümüzü hatırlıyorum. Hala o şımarıklık üstünde ama sanırım iki ay sonra ölecek olmanın zoraki olgunluğuna sahip artık. 

Sohbet ederken gülüşüyoruz. Arkadamızda Mantar Terbiyecisi Hanım'la yanındakinin fısıldaşdığını duyuyorum. 

"Ne güzel gülüyorlar." dediklerini duyuyorum. Hepimiz için garip, özel ve hüzünlü bir an.

"Neyse," diyorum Beyazlı Çocuk'a, "Seni buradan götürelim, bu yakışıklılıkla daha fazla sokakta dolanma bence. Ölürsün ölür." diyorum. Ölürsün, diye espiri yapıyorum. Ölürsün espirisini 2 ay sonra ölecek olan 17 yaşında bir çocuğa yapıyorum!

Ağzımdan çıktığı anda başımdan aşağı kaynar sular dökülüyor, göz ucuyla Beyazlı Çocuk'a bakıyorum. O da bana bakıyor. İkimizinde suratına aynı anda bir gülümseme yerleşiyor.

Rahatlıyorum ve sahne değişiyor. 

Bir evdeyiz. Çok kalabalığız. Muhtemelen üniversitedeki arkadaşımlarım var. Yüzleri hatırlayamıyorum. Mantar Terbiyecisi Hanım mutfakla yemek masası arasında gidip geliyor. Beyazlı Çocuk'u sofraya oturtmuşuz. Etrafı kalabalık. Ben de mutfak ve masa arasında gidip gelirken karşımdaki manzaraya bakıyorum. Herkes gülüyor, mutlu ama bir yandan da herkesin içinde tuttuğu bir şey var sanki. Geçirilen zamanın ne kadar değerli olduğunun bilincini tutuyorlar. Bir taş taşıyor herkes midesinde. 

Muhtemelen, diye düşünüyorum, en ağır taş da Beyazlı Çocuk'un midesinde. Ve uyanıyorum.

Önceden de rüyamda ölmek üzere olan insanları görmüştüm. Son gecesini bir bankta beraber geçirdiğimiz bir arkadaşım ve son anını yatağının baş ucunda geçirdiğim kardeşim. Bu sefer bir başkasını yanımda görüyordum. Öncekilerde hep bu taşı tek başıma taşıyor ve hatta çoğunlukla taşıyamıyor, rüyalarımın sonunda ağlama krizlerine girerek uyanıyordum. Bu yüzden farklıydı bu rüya. O taşı başkalarının taşıdığını görüyordum. Beraber taşıdığımızı görüyordum. Sonunda elimden bir şey gelemiyor olmasının yaşattığı sinir krizi yerine elimizden geleni yaptığımız hissi ile uyanıyordum.

Bence Bayan Kene artık eskisi kadar yalnız ve çaresiz hissetmiyor kendini. Etrafındaki insanların farkında. Onun yanında olan insanların farkında. Ve bu rüya da bunu ona gösteriyor.

Tabii ölen Beyazlı Çocuk'un gerçek hayatımda yakın olduğum birine benzemiyor oluşu da rüyayı biraz yumuşatıyor ama olsun. Öyle bir rüya gördüğümde de kendime yalnız olmadığımı hatırlatabilirim artık.

Üzgünüm Beyazlı Çocuk ve teşekkürler Mantar Terbiyecisi Hanım.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder