Bugün tam sıcak, taze kahveyi yanına alıp, dışarıdaki portakal bahçesine karşı oturup yazı yazmalık bir gün. Hava öyle güzel, öyle tatlı ve canlandırıcı ki... Ama bunu yapmam mümkün değil. Çünkü dün geceki "Afete İki Kala 2" fırtınası sebebi ile balkondaki şezlonglar sırılsıklam. Ben de bu yazıyı salonumda, canlandırıcı havayı yanımdaki pencereden çekerek ve ara ara, mal sahibinin genişlettiği kümesinin tellerini izleyerek yazıyorum.
Aslında dün yazmayı isterdim ama gidip gelen elektrik ve internetin de kesilmiş olması beni bütün teknolojik aletlerden uzaklaştırdı. Aletlere ve kendime sinir oldum.
Ve bir şeyi fark ettim, elektriğin olması ama internetin olmamasının beni daha çok sinir ediyor!
İnternetsiz bir hiç miyim ben?!
Aslında değilim, kitap okumak sevdiğim bir aktivitedir, keza amigurumi zaten, oyun oynamaktan sonra gelen en sevdiğim ikinci hobim (kitap okumak ve film izlemeyi hobiden saymıyorum). Hal böyleyken ben ne diye dün, internetin kesildiğini ve 5 saat gelmeyeceğini öğrenince büyük bir moral bozukluğu yaşadım?
Şimdi görüyorum ki kendimi oyalamak için yaptığım her şey internet üzerinden. Film izlemek, amigurumi tariflerine bakmak, oyun oynamak, haber almak, haber vermek, yazı yazmak, müzik dinlemek... Kendimi öyle alıştırmışım ki internetin varlığına, onsuz yapılabilecek pek çok şeyi de ona bağlamışım. Yazı yazmak ya da amigurumi gibi...
Ha, diyeceksiniz ki, telefonunun interneti var, aç müziğini oradan dinle, aç haberine oradan bak, aç video izle... Ama elektriğin ne zaman geleceğini bilemezsin ve uzun bir gece için telefonunun şarjını idareli kullanman gerekir. Şimdi ortam müziği olsun diye Nick Cave dinlemek için bu riske girmek çok da anlamlı değil. O yüzden telefonumu elime almamak için çok çaba gösterdim.
Çaba harcamış olduğuma da gıcık oldum! Hatta o kadar gıcık oldum ki internet geldiğinde bile gidip bilgisayar başına oturmadım. Elimdeki kitabı, kendime gıcık ola ola okumaya devam ettim.
Saatler ilerledi, hava karardı ve elektrikler kesildi (ya, açıp Nick Cave dinlemiş olsaydım, şarj sıkıntı çekiyor olacaktım!). Mum ışığında kitap okumaya çalışmak da artık yapabileceğim bir şey değildi! 21yy'a gelmişiz mum ışığında kitap okumaya mı çalışacağım?!
Ben de tek mantıklı ve güzel şeyi yaptım. Pencerenin önüne oturdum ve birbiri ardına çakan şimşekleri seyre daldım. İlkel insanlarda böyle mi yapıyordu, diye düşünmeden alamadım kendimi. Ya da tarım toplumu zamanında, ufak bir evin içerisinde, mum ışığında oturup dışarıyı seyrediyorlar mıydı? Ben o zamanlarda yaşasaydım muhtemelen tembelliğimden ötürü çok da sevilen bir aile üyesi olmazdım herhalde. "Bu yüzyıla gelmişiz anne, inek mi sağacağım ya?!" gibi şikayetler etme ihtimalim çok yüksek. Ama şu andaki ben, o zamana gitmiş olsaydı. 14 yaşındaki Bayan Kene, o zamana gitmiş olsaydı, gider, paşa paşa o ineği sağardı.
İnsan neyse ki gelişiyor, akıllanıyor ve kendi kişiliğini buluyor.
Önemli olan o kişiliğin dış etmenlere bağlı olmaması. Sevgili, arkadaş, aile, elektrik ya da internet!!
Hiçbir şeyin bizi var etmesine ihtiyacımız olmadan var olabiliyorsak, bence hayatımızda çok yüksek bir noktaya gelmişiz demektir. O noktaya geldiğimi iddia etmiyorum, zaten dün yaşadığım şaşkınlık ve "E internet de yok, ne yapacağım ben?" sorusu daha çok yolumun olduğunu gösteriyor. Ama artık o farkındalığa sahibim, diye düşünebilirim. Bir sonraki kesinti de (bu ne olursa olsun!) evimde, bulunduğum yerde, var olmaya devam edeceğim!
Müzik dinlemek için internete ihtiyacım yok, kendi müziğimi kendim yaparım! Hazır ol Bay Nerd, bir sonraki elektrik kesintisinde çok eğleneceğiz!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder