24 Mart 2021 Çarşamba

Kaufman Bizi Metafora Boğdun!

Evet, yoğun çokbilmişlik, artistlik ve boyundan büyük lafların edileceği bir yazıya daha hazır mısınız? 

Bayan Kene, I'm Thinking of Ending Things'i izledi ve ona laflar hazırladı.

Öncelikle biraz Kaufman olayına nasıl girdiğimden bahsedeyim. Her şey, FluTv'deki son derece heyecanlı edebiyat profesörünün "İleride pek çok farklı okuma yapılacak yönetmen Charlie Kaufman'dır." cümlesini duymamla başladı. Yüksek heyecanı ve bazı film yorumları ile (Yüzüklerin Efendisi'nin büyük bir ayrımcılık tablosu olduğuna dair düşünceleri gibi) profesörden pek hoşlandım ve bölümlerini izlemeye başladım. Alfred Hitchcock filmlerindeki okumaları tartışırken konu bir şekilde Kaufman'a geldi ve sevgili profesör tarafından, zamanından sonra da konuşulacağı iddiası ortaya atıldı. Bu duruma Bayan Kene uzak ve ilgisiz kalamazdı! İleride kendisinden bahsettirilecek kadar başarılı olduğu iddia edilen bir yönetmen/senaristi yakından takibe alması şarttı.

Being John Malkovich bu zamana kadar, Kaufman'a dair izlediği tek şeydi. Hemen Adaptation'ı patlattı. Beğendi, üstüne bir yazı yazmayı düşünüyordu ki araya başka şeyler girdi (Depresyon ve korku filmi maratonu). Dün gece korku filmi havasında değildi, zira listenin üçüncü filmi de ağzında kekremsi bir tat bırakmıştı. Aklına Kaufman'ın yönettiği son film olan I'm Thinking of Ending Things geldi. Bay Nerd'ün de "İyi, hadi aç bakalım." demesiyle başlat tuşuna basıldı.

I'm Thinking of Ending Things, gerçekten adı üstünde, ilişkisini bitirmeye dair karar aldığını belirten genç bir kadınla başlıyor. Neden bu kararı aldığına dair kesin bir sebebi olmamasına rağmen, bitirme isteğinin uzun zamandır varolduğunu; aslında sevgilisi Jack'ten memnun olduğunu, bilgili, ilgili, romantik, onu dinleyen, onun sevdiği şeyleri paylaşan biri olduğunu ama tüm bunlara rağmen ilişkiyi bitirmeyi düşündüğünü görüyoruz. Genç kadın bu yoğun düşüncelerini Jack'in ailesi ile tanışmaya giderken aklından geçiriyor. Biz kadını dinlerken ve izlerken, araya yaşlı bir adamın pencereden bakışı, aynı yaşlı adamın okul hademesi olarak çalıştığı, okul koridorlarını temizlediği sahneler görüyoruz. Klasik bir Hollywood filmi olmadığı için hemen kafamızda kadın ve yaşlı adamla bir ilişki kuruyor, birbirlerine bağlamak için başka pek çok işaret yakalamaya odaklanıyoruz. Ama aslında işler hiç de öyle değil. 

Yazının buradan sonraki kısmı "spoiler" olarak değerlendirilebilir çünkü çiftin aile evine varması ile aslında izlediğimizin Jack'in beyninin içi olduğunu anlıyoruz. Ama bence bu kısmı bilerek izlerseniz daha çok zevk alabilirsiniz. Zira Kaufman, 2 saatlik filmin sonunda asıl kurduğu metaforu ortaya çıkarıyor ve siz geçirdiğiniz iki saat boyunca gördüğünüz sahneleri hatırlamaya çalışarak enerji sarf ediyorsunuz. 

Evet, genç kadının bir isminin olmaması, sadece Jack'in, anne ve babasının isimlerinin olması, sadece Jack'e dair anıları hatırlıyor olmamız ve arada yaşlı bir okul hademesini görüyor olmamız bize, bir lisede hademe olarak çalışan Jack'in yaşamına dair şeyleri izlediğimizi gösteriyor. Ama bunların ne kadarının gerçek anılar olduğu, ne kadarının hayal olduğu tamamen sizin yorumlamanıza kalmış.

Hayalini kurduğu genç kadın için biçilmiş bir kaftan olduğunu, kadının düşüncelerine yerleştiren Jack, o kadının bile kendisini terk edeceği sondan kendini kurtaramıyor. Yaşlanmanın sebebi olan bölük pörçük anı kırıntıları ile Jack, köpeği Jimmy'i sadece tek bir şekilde hayaline yerleştirebiliyor. Hayalinde kurduğu ilişkide bile Jack, hademe olduğu gerçeğini bodrum katına atıyor. Annesine ve babasına karşı ne kadar ilgili olduğu ise bir muamma. Annesinin dokunuşlarına katlanamaması gerçek mi yoksa aslında takınmak istediği tavır mı, emin değilim. Ama iyi bir evlat olduğunun hayalindeki kadın tarafından onanması ve bu yönüne değer verilmesinin onun kurduğu hayal için büyük önemi var. 

Hayalindeki genç kadın, Jack'in ilgi duyduğu her şeye hakim. Filmden, şiirden, resimden, fizikten anlıyor. Ve üstüne yaşlanmanın üzerine bir çalışması var! Çünkü Jack yaşlı ve onu anlayan birine ihtiyacı var. Jack bir okul hademesi ama yeteneği var ve bu yüzden de alkışlanmaya ihtiyacı var. Jack ölümden korkuyor ve bu yüzden de ölümü yaşamış bir rehbere ihtiyacı var.

Ben filmlerdeki metaforları çok rahat görebilen bir insan değilim. Çok yüzeysel algılıyorum. Film bittiğinde izlediğimiz iki saatin yaşlı Jack'in beyninin içi olduğunu gördüm ve aklıma gelen diğer bütün sahneleri buna yorumladım. Bay Nerd filmi kadın-erkek ilişkilerinin olabileceği her formu olarak gördü. Dondurma aldıkları yeri ve o sırada olan olay ve diyalogları seks metaforu olarak okuduğunu söyledi. Çok mantıklı! Ama ben hala filmi Jack'in beyninin içi olarak yorumladığım için oturmuyordu. Böylece o dondurma sahnesinin bir mastürbasyon metaforu olduğunu gördüm (kendi naçizane okumam ile, öyle olduğunu iddia etmiyorum!). Yapmak istediği, arzuladığı bir dondurmaya, ulaştıktan, elde ettikten, tadına baktıktan sonra pişman olması, bir daha ona bakmaması, onun atılması gereken bir sorun haline gelmesi tamamen mastürbasyon öncesi ve sonrasını anlatıyor bence. Bir sürü bitmemiş dondurma kasesi ile dolu olan çöp konteyneri başka ne anlama gelebilir ki? 

Bay Nerd ile üstüne konuştukça Jack üzerine bir film izlediğimiz konusunda hemfikir olmaya başladık. Ve konuştukça yorulduk ve yoruldukça fark ettik ki, Kaufman filmi metaforlara boğmuş. Ve evet, artistlik laflarım burada başlıyor!

Her sahneye, her diyaloğa bir şey sıkıştırmış sanki Kaufman. Daha başlangıçta pencereden bakan yaşlı adam, adamın kendi kendine mırıldanması, genç kadının onu duymasından tutun, genç kadının elinde sigara ile (o ana kadar kadını hiç sigara içerken görmüyoruz) bir film hakkında farklı bir tavır ve vurgularla konuşması, sofra sahnesi, evde tatlı yeme sahnesi, dondurma alma sahnesi ve bütün bu sahnelerdeki her diyalog... Hepsi bir şeye işaret, hepsi bir duyguya, bir ana, bir kavrama işaret ve bunu takip etmek çok yorucu. Özellikle de ana konunun Jack ile ilgili olduğuna filmin son yarım saati içinde ikna olduysanız... Zaten 2 saat de böyle bir film için çok uzun. Eğer Kaufman bu kadar çok kavramı içine sıkıştırmak istemeseydi, bu film 1 saat 30 dakikada biter ve keyif alınmış, üzerine düşünmenin yormadığı harika bir film olurdu. 

Peki neden bu kadar tıkış tıkış? Bence bu Kaufman'ın yönetmenlik konusunda çok da başarılı olmadığını gösteriyor. Senaryo konusunda diyecek tek bir kelimem yok! Çok sevdim, insan beyninin içine girip bu kadar kurcalamak harika ve çok da zor bir şey. Ama yönetmen koltuğuna oturup her sahneyi imgeler ile doldurmak, hem senaryoya hem de yönetmen koltuğuna hakim olmanın büyük bir eksisi bence. Başka bir yönetmenin eline verilseydi bu film o kadar temiz, o kadar güzel olurdu ki açıp açıp tekrar izlemek isterdiniz. Kendiniz oraya imgeler yerleştirebilirdiniz. Yolları siz açar, ulaşmanın zevkine varabilirdiniz. 

Kaufman'ın gerçekten kendinden bahsettireceğine eminim. Kesinlikle ilham veren biri. Şimdiye kadar izlediğim her filmi üstüne konuşma dürtümü tetikledi ve büyük zevk aldım. O yüzden onu tanıma yolculuğuma devam edeceğim. Sırada, Synecdoche, New York filmi var. Kendisinin ilk yönetmenlik denemesi. Eğer bu filmde de aynı yorgunluğu hissedersem, yönetmenlik işini bir başkasına bırakmasını tavsiye edeceğim. 

-Bayan Kene, senin ağzın ne konuşuyor? Kendine gel!

-Ama mastürbasyon metofurunu çok güzel yakaladım bence! Artist konuşmaya hakkım olduğunu düşünüyorum.

-Şimdi sakin ol ve o iddialı cümlelerini yavaşça yere bırak. Ayrıca film eleştiri yazına kendi içsel çatışmalarını ekleyerek Kaufman taklidi yapmaktan da vazgeç!

-Sanki patentini aldı... Neyse...

1 yorum:

  1. tebrik ediyorum, ben 20 dkdan sonra dayanamayıp kapatmıştım filmi...

    YanıtlaSil