Korku maratonumda üçüncü filmi geride bıraktım ve hayal kırıklığına uğradım.
Öncelikle filmi neden listeye aldığımı gözden geçirelim.
Listede, favori korku filminin Suspiria (2018) olduğunu söyleyen Josephine Decker ismi ile karşılaştım. Suspiria'nın yeni uyarlamasını beğenmiştim. Güzel bir atmosfer yaratılmıştı, oyunculuklar iyiydi ve müzikler şahaneydi. Üstüne bir de, bu filmi beğenen yönetmenin gene bir kadın olması yönetmene olan ilgimi arttırdı. Hemen açıp çektiği filmlere baktım ve Shirley ile karşılaştım. Film konusunda fikir alışverişi yaptığım Türk İşi Jarlaxe'ın önerdiği, benim de nicedir izlemek istediğim bir filmdi, Shirley. Kaldı ki başrolündeki kadını da baya beğeniyorum. Elisabeth Moss ile The Handmaid's Tale'de tanıştım. Sonra Us'da ansızın karşıma çıktı. Feminist yönetmen araştırmamın sonunda karşılaştığım ve pek mükemmel bir dizi olan Top of The Lake'de ise kendisine hayran oldum. Invisible Man filminde de performansını beğendikten sonra Elisabeth Moss'un oynadığı her film ve diziyi bir kenara not etmeye karar verdim. Shirley'de bu notlar arasındaydı.
Anlayacağınız beklentilerim biraz büyüktü. Kendimi biraz gaza getirmiş olabilirim.
2020 yapımı filmin konusu, başarılı bir korku yazarının yanına "bir süreliğine" taşınan, yeni evli bir çift etrafında dönüyor. Yazarın eşi üniversitede öğretim görevlisi. Derslerinde yardımcı olması için genç elemanı yanına çağırıyor. Genç kadın da, üniversitedeki başka derslere girmeyi planlarken, profesorün özel isteği üzerine, kendini, yeni bir kitap üzerinde çalışan yazara bakıcı pozisyonunda buluyor. Profesör'e göre, evden çıkamayan, yemek yemek, banyo yapmak gibi yaşamsal aktivetelerden yazmak adına uzaklaşan (aslında bunun en büyük sebebinin depresyon olduğunu görüyor, anlıyor ve kemiklerimizde hissediyoruz) eşinin bir yardımcıya ihtiyacı var. Ve ünlü bir yazara, bir sonraki mükemmel eserini ortaya çıkarmak için yardım etme görevi kadar kutsal bir şey olamaz. Ayrıca bu gibi yardımlar ile eşinin üniversitede bir kürsüye sahip olmasına etkisi de olabileği eşi tarafından da vurgulandıktan sonra aslında ortada yapılacak bir seçim kalmıyor. Böylece genç kadın, biraz zoraki biraz da istekli bir şekilde, evde yardımcı rolünü üstlenmeye razı oluyor. Biz de, evde yalnız kalan kadınların birbirleri ile ilişkisi, yazarın kitabı ile ilişkisi ve eşleri ile ilişkisi üçgeninde ortaya güzel bir eser çıkarmak için verilen sıra dışı çabayı izliyoruz.
Konu çok güzel. Ama maalesef film konuyla kurtarılamamış. Mesela neden yazar ve genç kadının arasında bir cinsel çekim vardı, buna hiç anlam veremedim. Bir kadının bir kadın ile duygusal anlamda yakınlaşması için böyle bir olaya mı ihtiyaç var? Genç kadın için böyle bir fikir tabu mu? Yazar onu mu deşmeye çalıştı? Eğer öyleyse onu da yeteri kadar yansıtamadığını düşünüyorum. Ayrıca kayıp kız olayı nereye bağlanıyor? Bağlanmıyor mu? Kayıp kız sadece genç kadının oynaması için verilen bir oyuncak mıydı? Aslında genel sıkıntım, yazar ile genç kadın arasındaki zıtlaşmayı, yakınlaşmayı ve uzaklaşmayı çok iyi veremiyor film. Havada kalıyor. Bu yüzden de etkilenmiyorsunuz.
Açıkçası ben filmi daha gizemli bekliyordum. Kayıp kız hikayesinin ortaya çıkması ve araştırılması, olayların o yönde gelişeceği izlenimi vermişti. Evet biliyorum, çok basit bir düşünce ama ben de basit bir insanım. Sonra işin daha psikolojik olduğunu gördüm ve aslında o zaman da memnundum. Beni biraz daha derine bakmaya zorlayacaktı. Fakat çok da derine inemedi. Derine inmeye çalışırken başka noktalar havada kaldı ve film bittiğinde ben memnuniyetsizdim.
İşin kötü tarafı, Elisabeth Moss'un oyunculuğunu da çok beğenmedim. Gene burnu büyük laflarımdan birini atayım ortaya; çok abartılı buldum.
Shirley, Rotten Tomatoes'dan %87 almış. Açıkçası bu değerlendirmeye karşı daha çok şey bekliyordum.
Sanırım benim favori korku filmleri ve yönetmenlerine bakışımda bir sıkıntı var. Yönetmenin kendi çektiği film ile sevdiği film arasında bir bağlantı arayıp duruyorum ve bu aslında çok saçma. Evet, Sam Raimi'nin sevdiği korku filminin Night of the Living Dead olması çok doğal ama bu her yönetmen için geçerli olamaz. Listede Tarantino'da sevdiği film ile hiç şaşırtmadı; Audition.
Kendi listemde yavaş yavaş ilerlerken halen en sevdiğim film Relic. Bakalım, maraton bitsin ben de kendi sıralamamı yapacağım ve artistliğime son sürat devam edeceğim!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder