19 Temmuz 2022 Salı

Bayan Kene ve Dinazorlu Tişörtü

Hayatımın genel gidişatının boktanlığına rağmen bu gün kendimi iyi hissediyorum. 

Bugün kendimi iyi hissetmek için aslında çok da bir sebebim yok. Neticede bugünkü ben ile dünkü ben arasında değişen hiçbir şey yok. Ama garip bir şekilde dünyaya karşı daha verimli hissediyorum kendimi.

Öyle ki açıp blog yazısı bile yazmaya karar verdim! 

Aslında sabahım pek de istediğim gibi başlamadı. 7'ye kurduğum alarma uyanmama rağmen regl olmamdan kaynaklı karın ağrısı sebebi ile yatmaya devam ettim. Böylece sabah sporumu yapamadım. Yarım yamalak, dönenip durduğum bir uykunun sonunda saatin 10'a gelmiş olduğunu görünce kalktım, giyindim. Üzerime olabildiğince bol bir tişört geçirip evden çıkmaya niyetim vardı ama elimdeki tek bol tişört Dalyan sıcağına göre fazla kalındı. O sırada gözüme dinazorlu tişörtüm ilişti. Aslında boyunun biraz kısa olması nedeni ile her şeyin üzerine giymek mümkün değildi ama son zamanlarda favori şortum haline gelen etek şortun beli yüksekti. Böylece hiç beklemediğim bir anda pek hoşuma giden bir kombinasyon ortaya çıktı.

Sabah keyfimi yerine getiren ilk şey bu olmuş olabilir. Ama hemen akabinde, sağlık ocağından aldığım haber ile hemen keyfim kaçtı. Sağlık ocağından aşı randevusu almama rağmen hemşire sağlık ocağında aşı yapılmadığını söyledi. "Sistem neden böyle bir hata yapıyor, anlamıyorum." diye de ekledi. 

Şu "Sistem" yok mu... Her yerde tekerime çomak sokuyor! 

Böylece aşı olamadan gelip dükkanı açtım. 

Keyfim tekrar yerine gelir gibi olurken bir başka sürpriz ile sarsıldım. Telefonumu evde unutmuştum! Ama bu aralar üzerimdeki umursamazlık seviyesinin yüksekliği sayesinde bu talihsizliğin üzerinde çok durmadım. Üzerinde durduğum başka pek çok talihsizliğim vardı. Ve telefonsuz kalmak diğerlerinin yanında devede kulak kalıyordu. Öyle ki babama "Öğleden sonra Ortaca'dan dönerken evime uğrayıp alırsınız telefonu." dedim. Zaten kim arayacaktı ki? Ya da ne kadar mühim olabilirdi ki? Şu dünyada benim için gerçekten önemli olan tek bir haber vardı ve o da bana telefonum olmasa da bir şekilde ulaşırdı!

Ben de bütün bu talihsizliklere inat, kendime bir kahve yaptım, annemin geçen hafta yaptığı ve tazeliğini kaybettiği için satamadığım ıslak kekinden kendime bir dilim aldım ve gerçek bir patron edası ile dışarıdaki sandalyelerimden birine oturup Dalyan sıcağının, kahvemin ve kekimin tadını çıkardım. Ayrıca bunun kafem için güzel bir reklam olduğunu da düşünüyordum. Hoş, yediğim keki satamayacaktım ama yeni yaptığım elmalı cevizli bir kekim vardı. Gelen müşterilere tavsiye etmeye karar verdim. Kekime güveniyordum! 

Tam bunları düşündüğüm sırada bir müşteri geldi. Daimi müşterilerimdendi. Kendisi sevimli, yardımsever ve sosyal olan dış personamla karşılanmayı hakediyordu. Ayrıca az önceki düşüncelerimin gazı ile elmalı kekimi tavsiye etmeye de hazırdım! Ama dayatıcı olmak da istemiyordum. Bu nedenle istediği kahveyi getirdiğim sırada kekimden bahsettim. Araya kendim yaptığımı da sıkıştırdım. Karşılığında "That makes it more delicious! I'll have it." cevabını aldım! Cevabın coşkusu bana da bulaştı ve zıplayan minik adımlarla kek dilimini hazırlamaya koyuldum. 

Keki servis ettiğim sırada 3 kişilik turist bir aile kafeye giriş yaptı. Dış personam ortaya çıkmışken onlara da sevimli gülücükler attım. İçecek siparişlerini aldıktan sonra kek olup olmadığını sordular. Zannımca, az önce minik zıplamalarımla sunduğum keki merak etmişlerdi. Aynı şekilde onlara da elmalı ve cevizli kekimden bahsedip, kendim yaptığımı söyledim. "Uu, we have to try then!" dediler ve iki dilim istediler. 

Dün gece uğraşıp yaptığım kekimden ertesi sabah 3 dilim satmak beni inanılmaz mutlu etti. Spor yapmamanın, yüzümü buruşturmama sebep veren bir karın ağrısına sahip olmamın ve aşı olamamış olmamın bütün keyifsizliği 3 dilim kek ile uçup gitmişti sanki!

Ve işte şimdi, bu keyiflilik halimi blogumla paylaşmak için bilgisayar başına geçmiş haldeyim. 

Müşterilerim kekime iltifatlar ede ede hesaplarını ödeyip ayrıldılar. Öğle sıcağı ve yemek saatinin gelmesi ile kafe an itibari ile sakin ve ben de böylece yazı yazabiliyorum.

Uzun zamandan sonra ilk defa böyle keyifli bir yazı yazıyor ve kendimi böyle keyifli hissediyorum. Kafeye gelmenin tam sırası diyebilirim! Neticede sosyal, aktif ve keyifli bir Bayan Kene'ye son zamanlarda pek sık rastlanmıyor.

Telefonumun olmaması da garip bir şekilde hoşuma gitti. Hatta sabah çantama attığım kitabın bana oynadığı ufak bir oyun gibi bile düşünmeye başladım. Gerçekçi olmak lazım, telefonum yanımda olsa kitaba elim gitmezdi,çünkü hem yeni bir oyuna başlamıştım hem de uzun zamandır Reddit'e bakmamıştım! Yani kafadan 2-3 saatlik bir zamanım vardı telefonda harcanacak. Ama şimdi bunu kitap okuyarak harcayacağım ve kendim için daha faydalı bir şey yapmış olacağım!

Okuduğum kitap da merak üzerine. Bu hafta Bay Nerd'e vereceğim kitaplardan biri ama konusu beni o kadar cezbetti ki, bitirip elimden çıkarmaya karar verdim. Hem böylece ilk defa Bay Nerd'den önce bir araştırma kitabı okumuş olacak ve onunla kitap üzerine daha anlamlı bir diyalog kurabileceğim. Tabii Bay Nerd diyalog kurmak isterse...

Bu haftasonu ona pek güzel bir mektup yazdım. Son açık görüşümüzün benim için ne kadar tatsız geçtiğinden ve hatta o koca salonda en tatsız görüşün bizimkisi olduğunu fark ettiğimden bahsettim. Yanımda sadece şikayet eden bir Bay Nerd'ün, açık görüşün hiçbir imkanından yararlanmadan, sarılmadan, dokunmadan, öpmeden durmasından ne kadar rahatsız olduğumdan bahsettim. Ve bence bunu yaralamayacak şekilde anlattım. İyi anlattığımı düşünüyorum ama cezaevinde ayaları bozulmuş olan Bay Nerd'ün bunu nasıl algılayacağını bilemiyorum. İki hafta sonra mektubuma verdiği cevaptan anlayacağız.

Ayrıca bu dünyada tek haksızlığa uğrayan, okumuş insanın kendisi olmadığını ve çıktıktan sonra da hayatına çok daha güzel bir şekilde devam edeceğini de söyledim. Herkes bunu yapıyor, biz mi yapamayacağız?! 

Ayrıca mutsuz olan ve hayattan tat almayanın sadece kendisi olmadığını da belirttim. İşler benim için de hiç kolay değil. Özellikle de gerçekten moralimi yükselten tek insanın Bay Nerd olması ve Bay Nerd'ün de bu konuda yardımcı olmaması işleri hiç mi hiç kolaylaştırmıyor. Buna benzer bir şey de söyledim. "İşleri olduğundan daha fazla zorlaştırma, beraber olduğumuz zamanın tadını çıkarmaya bakalım." dedim. 

Düşündüm de, gayet iyi bir mektup yazmışım. Umarım Bay Nerd vermek istediğim mesajları doğru bir şekilde alır.

Eylül'den umudum yok. Sadece gelecek yazımızın bu yaz gibi olmayacağını düşünüyorum. Umuyorum, diyelim.

Belki bu akşam güzel bir film izleyerek günü gerçekten keyifli bir şekilde kapatabilirim. Ya da belki oyun oynarayak! Oyun oynamayalı da çok uzun zaman oldu. Ne de olsa kafe için yapacağım bir şey kalmadı. Akşamım boş! Bir de eğer bir şekilde annemlerde yemek işini es geçersem ve direk kafeden çıkıp eve geçersem... Ne keyif yaparım ama!

Hoş, şimdi aklıma geldi de, en son böyle keyifli bir yazı yazdıktan sonra Bayan Mavi önce kalp krizi geçirdi, sonra felç geçirdi. Yazmadan önceki hayatım, yazdıktan sonra tamamen değişti. 

Bakalım bu yazıyı yayınladıktan sonra ne gibi değişikler olacak?

Pekala, önümde bitirmem gereken bir kitap var! Daha fazla uzatmanın da alemi yok. Yazımızı yazdık, mutluyuz, tadında bırakalım. Telefonum gelmeden ne kadar okursam o kadar kardır!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder