27 Temmuz 2022 Çarşamba

Ezeli Düşman

Bütün saçmalıkları yaşadığınız bir günü geride bıraktığınızı düşünürken ertesi günün sabahında daha fazla saçmalıkla karşılaştığınız oldu mu? 

Ben bu son iki gündür böyle bir durum içerisindeyim ve gerçekten yarının ne getireceğinden korkar oldum. Başıma gelen saçmalıkları anlatmaya başlıyorum...

Dün kafenin alkol ruhsatı işlerini halletmek adına evden çıktım. Önce kafenin evraklarını almak için Dalyan'a geldim, oradan Ortaca'ya geçtim. Sabahın 9 bucuk suları olduğu için nispeten trafik ve park yeri bulmak konusunda daha az sıkıntı yaşayacağımı düşünmüştüm ama pek öyle olmadı. Ortaca'da yine trafik vardı ve hiç park yeri yoktu. Esnaf Odası'nın bürosu da ara bir sokakta olduğundan ben de başka bir ara sokağa park ettim. 

Alkol ruhsatı alma işinin kolay olmayacağını daha ilk başvurduğumuz zaman anlamıştık ama bu kadar da zor olacağını ve vakit alacağını tahmin etmemiştik. Başvurumuzun üzerinden neredeyse bir sene geçti. İnatla ipin ucunu da bırakmadık. Ve mutlu sona ulaşmaya çok yaklaştık. Bütün bunları Esnaf Odası'ndaki kadına anlattıktan ve artık alkol ruhsatının bizim kafemiz adına açıldığını söyledikten sonra "Sistem"in onay vermesini beklediğimizi söyledim. Kadın hemen karşısındaki bilgisayardan "Sistem"e bunun olup olamayacağını sordu ve olumlu cevap aldı. "Dükkan sahibinin imzası gerekiyor sadece." dedi. Kadının "sadece" ifadesi ile basitleştirdiği bu gereklilik bizim için büyük bir engel teşkil ediyordu. Onun imzası olmadan oluru olup olmadığını sordum, olamayacağını söylediler. "Vekalet almanız lazım." dediler. Zaten işi halledeceğime dair büyük umutlarım olmadığımdan yaşadığım hayal kırıklığı ufaktı ve sürpriz olmadı. O nedenle sakin bir şekilde Esnaf Odası'ndan çıktım. Vekalet işini halletmek için gerekli telefon görüşmelerini yaptıktan sonra İtfaiye'ye gidip alkol ruhsatı konusunda ilerlememi sağlayacak başka bir adımı daha atmaya karar verdim. Ve işte ilk saçma şey o zaman başıma geldi...

Ortaca meydanında polis tarafından çevrildim. Ehliyetimi istediler. Her şeyin normal olacağını düşündüğüm bir sırada Polis 1 "Arabanızı şöyle park eder misiniz?" diyerek o kadar kolay kurtulamayacağımın ilk sinyalini verdi. Arabayı park ettim ve dertlerinin ne olduğunu anlamak adına arbadan indim. 

Efenim, Polis 2'nin yaptığı açıklamaya göre, arabanın sigortası geçmiş ve yeni poliçe yapılıncaya kadar yola çıkmama izin veremezlermiş. Sigortacımı aramam gerekiyormuş. Evet, haklı sebepleri vardı, kendileri açısından hiç saçma bir durum değildi ama bana bunu dedikten sadece 2 dakika sonra bir kaza ihbarı aldılar. Polis 1, aynı ifadesizlikle "Kaza yerine gidiyoruz, ehliyetiniz bende. Siz poliçe işini halledin. Biz hemen geleceğiz." dedi. Böylece Ortaca İlçe Tarım'ın önünde, Ortaca güneşinin altında, tatilde olan sigortacının denizden çıkıp poliçe işini halletmesini beklemeye başladım. Peki bütün bu süreç ne kadar sürdü dersiniz? Tam 45 dakika. Bu arada polisler kaza yerinden döndüler ve iki üç kere yanıma gelip, sigorta işinin hallolup olmadığını sordular. Tabii ki, ben de beklediğim 45 dakika içinde boş durmadım ve pek çok şey düşündüm. 

Bunlardan ilki hayatın gerçekten dakikalık rastlantılarla akıp gittiği idi. Evden muhtemelen 10 dakika daha geç çıksam, polis arkadaşlar kaza yerine gittikleri için orada beklemiyor olacaklardı ve ben evime 45 dakikalık bir gecikme yaşamadan dönecektim. Ama bunun karşılığında da arabanın sigorta durumdan bihaber olacaktık.

Diğer dikkatimi çeken bir şey de, ben hariç herkesin benim 45 dakika beklememe inanılmaz sinirlenmesi oldu. Babam küplere bindi. Evet, orada bir nevi rehin olarak tutuluyordum ama yapılabilecek başka bir şey yoktu. Polis arkadaşları "bir hata yaptıklarına" ikna etmenin de bir yolu yoktu çünkü hepimiz biliyoruz, "Sistem" hata yapmaz. Benim onlara sinirlenmemin de bir anlamı olmazdı hatta belki işleri daha da zorlaştırabilirdi.

Bir diğer fark ettiğim şey ise beklemeye ne kadar alıştığım oldu. Bütün hayatım bekleyerek geçiyor zaten, beni ekstra bekleten şeylerin karşıma çıkmasına da bu sebeple çok takılmıyorum. Bekleriz ya... "Sistem"in cevap vermesini bekleriz, insanların denizden dönmesini bekleriz, müşteri bekleriz, sevdiceğimizi bekleriz... Bekleriz yani, dert değil. 

En sonunda sigortacıdan işin halledildiği, polislerin "Sistem"den görebileceği bilgisi geldi. Ben de bunu Polis arkadaşlara haber verdim. 45 dakikanın sonunda "polis arkadaşlar" diyebilecek kıvama gelmiştik. Kafemden, kitaplardan, kitap alış verişinden bahsedip kendilerini kafeye davet etmiştim. Ama belli ki samimiyetimiz buraya kadarmış zira "Sistem"den poliçeyi kontrol ettikten sonra ehliyetimi hemen bana geri verip arabalarına binip yanımdan uzaklaştılar. Anladım ki onların oraya çakılı kalmasının bir sebebi de benmişim. Benden başka sigortasız araç olup olmaması polis arkadaşlar için önemli değilmiş.

Ehliyetime tekrar kavuştuktan sonra İtfaiye'ye gittim. Alkol ruhsatı için kontrol yapmaları gerektiğini kendilerine söyledim ve onlar da bana, bütün bu sürecin uzun sürmesinden dolayı dosyanın zaman aşımına uğradığını ve "Sistem"in başvuruyu kapattığını söyledi. Tekrar açmam için istedikleri evrakları tekrardan toparlamam, tekrardan bir ücret yatırmam ve tekrardan kontrole gelmelerini beklemem gerekiyormuş. Keşke "Sistem"de benim kadar sabırlı ve beklemeye alışık olsa, diye düşündüm. Karşımdaki yetkili adama, bütün bunları yapacağımı söyleyerek İtfaiye'den de ayrıldım.

Sabah saçmalıklarını geride bıraktığımı düşündüğüm bir gün geçiriyordum ki arada ufak saçmalıklar oldu. Bay Nerd'ün babası ve sevgilisi kavga ettiği için sevgilisi evi terk ederek İstanbul'a gittiğini söyledi. Bay Nerd'ün annesi bu hafta Bay Nerd ile başbaşa konuşmak istediğini, kimsenin gelmemesini söyledi. Bayan Mavi, Bay Nerd'ün covid olduğunu söyledi. Bütün bu aldığım gıcık bilgiler toplanınca, akşam eve geldiğimde gerçekten çok saçma bir gün geçirdiğime karar verdim. Ama eve gelmiştim, pijamalarımı giymiştim, günü bitirmiştim. Ertesi günü Bay Nerd ile konuşacak, Bay Nerd'ün babasına İstanbul'a gidiş planımızın iptal olduğunu söyleyecek, hemen arkasından Ortaca'ya gidip aldığım vekalet ile "Sistem"e imza yetkim olduğunu kanıtlayacak ve alkol ruhsatı için bir adım daha atmış olacaktım.

Güzel bir uyku uyudum. Güzel uyandım, giyindim ve arabaya gittiğimde bu günün de saçmalıkla başladığını gördüm. 

Arabanın sol arka lastiği inmiş, neredeyse jantın üstüne oturmuştu. En azından ben durumu bu şekilde değerlendirdim. Belki benim yerimde bir başkası olsa "Bu tekerle benzinciye kadar gidilir." derdi ama ben demedim. Bunu diyebilecek kadar inik tekerlek tecrübem yoktu ve janta zarar verme riskini almanın da bir anlamını göremiyordum.

Bay Nerd'ün aramasına 10-15 dakika vardı. Bisiklete baktım. Bay Nerd'ü babası ile konuşturmak için bisiklete atlayıp hızlı bir şekilde pedal çevirirsem bir ihtimal yetişebilirdim ama bir ihtimal de, yolda telefonumun çalıp Bay Nerd ile çok kalitesiz bir ortamda, dal güneşin altında, yanımdan arbaların geçtiği bir anayolda konuşmak durumunda kalabilirdim. Çabuk bir değerlendirme yapıp evde kalmaya karar verdim. Gereksiz yere enerji harcamayacak, gereksiz yere bir macereya atılmayacak ve Bay Nerd ile 10 dakika sadece ben konuşabilecektim. Ayrıca inen lastik konusunda bana önemli bilgiler de verebilirdi. Böylece veranda da yerimi aldım ve sakin bir şekilde telefonun çalmasını bekledim.

Güzel bir sohbet ettik Bay Nerd ile. Covid'i nasıl geçirdiğinden, kitapların kendisine ulaştığından bahsetti. Annesinin onunla yalnız görüşmek istediğini söyledim. "Alaa alaa?" diyerek karşılık verdi. Babasına gidemediğimden, lastiğin durumundan bahsettim. "Önemli değil, sadece lastiği değiştirirken bijonları dengeli sıkmaya dikkat et." dedi. Bana bu konuda mühim bir bilgi vereceğini tahmin etmiştim. Haftaya açık görüşe tek başıma geleceğimi ve çok heyecanlı olduğumu söyledim. "Son saniyeler." dedi. "Bijonları dengeli..." derken telefon kapandı. İkinci kere tekrar ettiği için bu konunun gerçekten önemli olduğuna karar verdim.

Görüşme işi bittikten sonra araba ile göz göze geldik. "Pekala..." diyerek Youtube'a "Lastik nasıl değiştirilir?" yazdım. Çıkan ilk videonun işime yarayacağına karar verdim ve kolları sıvadım. Saçlarımı topladım, telefonu arka cebime attım, arabanın anahtarını aldım. Gözümün önüne Aliens filminde Ripley'in Queen'in yuvasına gitmeden önce asansörde hazırlanışı geldi. Paralel evrende Ripley ile ortak bir an yaşamış olmak acayip hoşuma gitti.

Bagajı açtım, stepneyi, bijon anahtarını, krikoyu çıkardım ve ilk adımı bir daha görmek için videoyu tekrar açtım. Lastik değiştirme olayı 3-4 adımlık bir işlem olduğu için her adımdan sonra o adımı uyguladım ve bir sonraki adımı izledim. Böylece 40 dakika sonunda lastiği değiştirdim. Savaşı kazanmıştım. Ve ayrıca gerçekten bijonları dengeli sıkmak büyük bir önem teşkil ediyormuş zira videoda da özellikle bu konuya değinildi.

Aletleri yerlerine geri kaldırıp, inik lastiği de arabanın arkasına attıktan sonra güne devam etmeye hazırdım. Aslında tam da hazır değildim, çünkü ter su içinde kalmıştım ve bu vaziyette kafede çalışamazdım. Hızlı bir şekilde üstümü başımı değiştirdim ve yola çıktım.

Tabii sabah sabah gösterdiğim bu güç isteyen performans beni baya yormuştu. O bijonları sökmek ve sıkmak gerçekten efor sarf ettiren bir şeymiş! Annemlere gittiğimde tek yapabildiğim koltuğa uzanıp biraz nefeslenmek oldu. Babam tabii ki "Benzinciye kadar giderdin o lastikle." dedi. "Ben gidemezdim." dedim. Babam daha fazla üstelemedi.

Şu anda kafedeyim, sabah kahvemi anca içtim, kendime geldim. Doğal olarak Ortaca'ya gidecek ve alkol ruhsatı işini ilerletecek zamanı ve enerjiyi kendimde bulamadım. Zaten önce babamın arabanın lastiğini değiştirmesi gerekiyor. Yarın sabah da Beyaz Fonlu Uzman ile görüşmem olduğundan yarın da halledecek zaman bulamayacağım. Cuma sabahı koşturmalı bir gün olacağını tahmin ediyorum.

Sacma bir şekilde güne başlamış olmak bana başka saçma şeylerin olacağı tedirginliğini yaşatıyor. Ve başta da dediğim gibi, yarından korkmama sebep oluyor. 

Bu haftanın sakin geçeceğini, tek derdimin Bay Nerd'ün babasını İstanbul seyahatine hazırlamak olduğunu düşünüyordum. Ama onun yerine bu seyahat tamamen iptal oldu ve yerini bir sürü yorucu ve saçma şey doldurdu. Neyse, şikayet etmiyorum artık. Tıpkı beklemeye alıştığım gibi şikayet edilecek durumlara kayıtsız kalmaya da alıştım. Daha basit düşünüyorum artık. Daha doğrusu dünyevi işler konusunda daha basit düşünüyorum. "Sistem" ile baş etmenin en ideal yönteminin bu olduğuna karar verdim. 

Bayan Kene'nin bir çizgi romanını yapsam ezeli düşmanı tabii ki "Sistem" olurdu. Kocaman çarkların hayat verdiği, kontrol manyağı bir düşman. Hepimizi hissiz varlıklara çevirmek isteyen, hayatta "Sistem"e itaat etmekten, onun dediklerini yerine getirmekten daha önemli bir şeyin olmadığını empoze etmeye çalışan bir düşman. Batman ve Joker'deki gibi, Bayan Kene de "Sistem"i asla yok edemeyecek. Ama ona rağmen var olmaya çalışabilir. Sonuçta "Sistem" beynimin içinde hoplayıp zıplayan ponylerime, Charlize Theron ile yaptığım kahve sohbetlerine, Bay Nerd ile yatıp gökyüzünü izlediğimiz gecelerime dokunamaz. 

O yüzden çaban boşuna "Sistem"! Sen iki insanı bir pantolona sokmak istiyor olabilirsin ama Bayan Kene buna izin vermeyecek!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder