11 Kasım 2020 Çarşamba

Seanslar Başlasın

 Dizimle ilgili gelişmeler pek muallak.

"Bence ön çapraz bağ yırtık." ifadesini bir doktora yakıştıramadım ama dizimin halen şiş olması ve 3 aylık düz tutma sürecinden sonra çok az kıvrılması sebebi ile düzgün bir teşhis koyulamamasını da anlıyorum. Ben de ekstra işleri zorlaştırdım; Doktor Panzer'in en ufak bacağıma dokunuşunda viyakladım. Baya saçmalamış olacağım ki en son adam "Herhangi bir müdahalede bulunmadım." deme gereği duydu. Ben işi şakaya vurarak "Keh keh, biraz hassasım da, içim kötü oluyor." dedim. Buna karşılık Doktor Panzer doğal olarak "Bu şekilde yaparsan ne olduğunu anlayamam ve düzgün teşhis koyamam." dedi. 

Dediği de oldu. Benim yüzümden düzgün teşhis koyamadı.

Bana haddimi bildirmek amacıyla (buna gönülden inanıyorum) fizik tedaviye gitmemi söyledi. 15 seans alacakmışım. Haftada minimum 3 seans. Bu da demek oluyor ki önümde minimum 5 hafta daha dizime kafa yorarak geçireceğim bir dönem var. İyileşme sürecinin uzaması hiç derdim değil. Derdim, fizik tedavi konusunda duyduğum efsaneler!

Doktor Panzer'in beni içeri çağırmasını beklerken, sırada bekleyen başka bir hastaya, fizik tedavi alacağım sanırım, dediğimde hastanın yüzündeki bakış ve "Allah kolaylık versin arkadaşım." şeklindeki içler karartıcı karşılığı ile karşılaştım. Sonra aklıma babamın omuz ameliyatından sonra fizik tedavi aldığı dönem geldi. O anılarında acı içerikli olduğunu hatırlıyorum. Ayrıca dizimi ilk sakatladığımda ekşisözlük'deki ön çapraz bağ başlığına bakmıştım ve orada da fizik tedavinin ne kadar ağrılı bir süreç olduğunu anlatan yazılar okuduğumu hatırlıyorum. Bütün bu karmaşık bilgileri netleştirmek adına fizik tedavi randevusu alırken sekreter kızı darladım.

"Duyduğuma göre insanları çok bağırttırıyormuşsunuz." dedim. Dudaklarımda yarı gülmese gözlerimde "Noolur bunun gerçek olmadığını söyle!" bakışı ile. Ama o muhtemelen suratımdaki maske olması sebebi ile sadece gözlerimdeki bakışı okudu. "Yalan söylemeyeyim ama evet, biraz sıkıntılı geçiyor süreç." dedi. Gözlerime bu sefer hayal kırıklığı bakışı yerleşti. "Ama tabii bu kişiden kişiye göre değişiyor." diye ekledi. "Eheheh..." şeklindeki gülüşüm yavaş yavaş azalarak yerini tedirgin bir bekleyişe bıraktı. 

Geceyi doğru düzgün uyuyamadan geçirdim. Halbuki 3 ay tabut pozisyonunda yattıktan sonra vücudumu döndürebileceğimi farkettiğimde büyük bir heyecan uyanmıştı içimde. Yan dönerek yatmanın özlemi bitecekti. Bitti ama tam istediğim gibi de olmadı. Tedirgin bir pozisyonda yattım. Ayrıca ertesi günü ilk seansıma gideceğim için de çok rahat değildi kafam. Onun da etkisi ile hayallerimdeki gibi bir uyku uyuyamadım. 

Randevuya gittiğimde egzersizleri yaptırdıkları yerden türlü türlü çığlık ve itirazların duyulacağını hayal ettiğimi fark ettim. Bağırış çağırışlar, "Yeter, yeter!" diye isyan eden hastalar... Ama randevu saatimin gelmesini beklerken bunların hiçbirini duymadım. Herhalde çok iyi bir ses yalıtımı var, diye geçirdim içimden. 

"Bayan Kene'yi alabiliriz." çağrısı ile yerimden kalktım ve beni karşılayan asistanı takip etmeye başladım. Kulaklarım, dikkat kesilmiş halde çığlıkları bekliyordu hala. Panellerden yapılan ufak odalardan birine buyur edildim. Yatağa uzanın, dedi Asistan. Uzandığım yerde beklerken panallerin hiç de ses yalıtımına uygun olmadığını gördüm. Zaten tavana kadar da uzamıyorlardı. Yanda yaşlı bir teyze oğlundan bahsediyor, başka bir yerde iki hastane çalışanı muhabbet ediyordu. Ne bir çığlık ne bir isyan sesi duyuluyordu. 

Asistan kız geri döndü, sakat bacağıma 4 adet yumuşak bant yapıştırdı. O bantları da televizyonda satılan, vücuda akım veren dandik aletlerin tıbbi versiyonuna bağladı. 25 dakika boyunca derimin altındaki her dokunun titreştiğini hissettim. Acı veren bir işlem değildi. Sadece her titreşim bittiğinde derimin altındaki kasların yerlerinin değiştiğini hissediyordum. Sanki o bantlar her titreşimle, boya yerine kaslarımı kullanarak bir sürreal tablo çizip duruyordu. 

O işlemden sonra dizimin etrafına ultrason uygulandı. İşlemin sonuna doğru dizimin içine bir sıcaklık yayılmaya başladı. İçerideki ödemi parçaladığını iddia etti Asistan. 25 dakikalık süren akım işlemi alet ile baş başa kalınan bir işlemdi. Bu ise asistanla baş başa idi. Böylece tıpkı sekreteri darladığım gibi asistanı da darladım. "Kime fizik tedaviye başladım desem, kolay gelsin, diyor. Çok mu fena?" dedim. Güldü, "Yani zorlanan hastalar var tabii ki." dedi, "Ama siz ameliyat geçirmemişsiniz, kırık gibi bir probleminiz de yok. O nedenle çok sıkıntı yaşamayacağınızı umuyorum." Sekreterden biraz daha politik yaklaşan asistan da beni rahatlatmayınca anladım ki egzersizlere başlamadan, kendim tecrübe etmeden hiçbir yorum beni tatmin etmeyecekti. "Bu gün egzersiz olacak mı?" dedim. "Hayır, bir sonraki seansta egzersizlere başlayacakmışsınız." dedi. 

Hastaneden çıkarken, muhtemelen en güzel fizik tedavi seansını yaşadığımı ve bundan sonra böyle bir seans daha yaşamayacağımı düşünmeye başladım. 

Eve geldiğimden beri türlü diz bükme hareketleri yaparak fizik tedavi işini biraz kolaylaştırmaya çalışıyorum ama işe yarayacağından şüpheliyim. Şu an dizim kilometrelerce koşmuşum da içerisinde yüksek miktarda laktik asit birikmiş gibi. Belki de beni kendime halime bıraksalar ve ben her gün yürüsem yürüsem ve yürüsem, dizim açılır. Bir sonraki seansım ayın 12'sinde. Gittiğimde bu yürüyüş işini mutlaka soracağım.

Dün gece güzel uyudum. Bu gece de Seans Gerginliği sebebi ile uyuyamayacağım herhalde. Neyse, uzun zamandır oturuyorum, biraz kalkıp yürüyeyim ve azıcık esneme-bükme hareketleri yapayım. Belki de işe yarar, kim bilir...  

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder