1 Kasım 2020 Pazar

Kasım Kasveti

Kasım hep bana kasvetli gelmiştir. Kelime olarak çağrıştırıyor olsa gerek zira kasım aylarına dair hatırımda kalan iç karartıcı ya da hüzünlendirici anılara sahip değilim. Ama kasımın kasvetli bir ay olduğu konusunda da hiç şüphem yok.

Maalesef Ekim ayı hiç hayal ettiğim gibi geçmedi. Bu içimi çok burkuyor. Daha kötü geçme ihtimali  koltukta film izleyip kitap okuyarak geçirdiğim zamanları tabii ki benim için daha değerli kılıyor, şikayet edemem. Ama bir yandan da Ekim ayı hayallerimi gerçekleştirememiş olmanın inanılmaz mutsuzluğu içerisindeyim. 

Sevgili bacağım ile aramızdaki ilişki çok temkinli ve dolayısıyla da çok yavaş gelişiyor. Artık kapı eşiğine tutunup azar azar üstüne yük vermekten koltuk değnekleri ile evin içinde dolaşarak yük verme aşamasına geçtik. Ufak ufak ağrı ve sızılarla bana durumdan ne kadar şikayetçi olduğunu iletiyor ama umursamıyorum. Ben de ondan şikayetçiyim. Dizimi bükememekten, tabutta uyuyan vampir modunda yatıyor olmaktan, tedirgin olmadan yürüyüş yapamamaktan dolayı ben de ondan şikayetçiyim. Gene de bence ilişkimizi adım adım telafi ediyor olmamız iyi. Sadece bu ilerleme hızının yeterli yavaşlıkta olup olmadığı konusunda sıkıntılarım var. 

İşte bu noktada ütopik bilim kurgu hayallerine dalmaktan kendimi alamıyorum. 

Düşünsenize, vücudumuzda bir sağlık çipi olsa ve o anki sağlık problemimiz konusunda istediğimiz zaman bize bilgi verse... Harika olmaz mıydı? Mesela dizime ağırlık vermeye başlayacağım ve o çip bana "Ağırlığı arttırabilirsin, eşik seviyesine daha ulaşılmadı." diye haber verse. Her yük arttırışımda bu bilgiyi güncellese ve yavaş yavaş o noktaya yaklaştığımda "Tamam, artık bu ağırlık seviyesinde kal, bekle." dese. Böylece belirli bir yük altında olan dizimi fazla zorlamadan çalıştırma şansına sahip olacağım.

Bunu yapan ağrı mekanizması var, diye düşünebilirsiniz ama aynı şey değil. Zira o ağrı mekanizması insanı yanıltabiliyor. Bahsettiğim tedirginlik tam olarak bu. Bu hissettiğim ağrı normal mi yoksa zorladığım için mi, diye kendinizi yiyip bitiriyorsunuz. İçeride ne olup bittiğini, ne kadar sağlam ya da ne kadar zarar gördüğünü "kıkırdakta ezilme var" ya da "yan bağlar esnemiş" gibi yorumlarla algılamanız imkansız. Bunu anlamak için deneme yanılma yöntemini kullanıyor olmamız bana çok ilkel geliyor. 

Tıp alanında daha fazla ilerlemiş olmayı çok isterdim. Net Beyefendi bir gün şöyle demişti; "Salgın bilime olan güvenimi olumsuz etkiledi." Katılıyorum. Covid konusu tıpta eksik olduğumuz tarafları bize çok açık bir şekilde gösterdi. Gribin farklı bir kolundaki bir virüs nedeniyle bütün dünya değişti. Covid-19 neredeyse bir yıldır hayatımızın içinde ve bizim daha korona pozitif insanlara karşı önerebileceğimiz bir X ilacı yok. Bazı hastalıklarda, teşhislerde ve uzuvsal problemlerimizin çözümünde tıbbın geldiği nokta mutluluk ve ümit verici ama salgın ve diz sakatlanması konusunda çok yetersiz olduğunu söylemek isterim. 

Geçenlerde Leviathan Uyanıyor diye bir bilim kurgu romanı okudum. Oradaki bir uzay taşıtının içinde yer alan medikal oda o kadar hoşuma gitti ki... Yoğun radyasyona maruz kalıp, bir de bir iki kemiğiniz kırıldıktan sonra o medikal odaya götürülüyorsunuz. Özel olarak yapılmış yatağa yatıyor ve günlerce süren medikal robot bakımından sonra kırılan kemikleriniz kaynamış, kanser hücreleriniz kontrol altına alınmış bir halde uyanıyorsunuz. Geriye tek yapmanız gereken kanser hücrelerinizin coşmasını engelleyecek hapı zamanında almak. Bu arada gelişmiş tıbbi imkanlara sahipken bile kanserden tamamen kurtulamıyor olmanız da kitapta ilgimi çeken ayrı bir nokta. 

Ama bir bilim kurgu senaryosunda değiliz ve bacağımı ne kadar zorladığım konusunda bana net bilgi verebilecek herhangi bir cihaza da sahip değilim. O nedenle deneme yanıma yöntemine devam ede ede dizimle olan ilişkim üzerinde çalışacağım. 

Doktor randevum haftaya pazartesi günü. Kasım ayının ne kadar kasvetli olacağı o gün biraz daha netleşecek.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder