7 Ocak 2021 Perşembe

2021'i İlk Haftasından Değerlendiriyoruz

Yeni yıl şarkımızı bol bol dinledik, yeni yılın ilk saatlerini, ilk günlerini ve ilk haftasını geride bıraktık...

O zaman yeni yılın ilk değerlendirmesini yazmaya hazırız!

İlk haftadan koca bir yılın değerlendirmesini yapmak büyük bir öngörü. Ama bu Bayan Kene'yi bu iddialı kararından geri çevirecek kadar mühim değil. Zira O'nun çöplüğü, O'nun beyni, O'nun oyun parkı. Yaptığı kuleyi yıkmakta herhangi bir sorun görmüyor, o yüzden kararlı parmak hareketleri ile yılın yorumunu yazmak için hevesli!

Son derece tembel ve gevşek bir yılın ilk günü yaşadım. Belki biraz abartı olacak ama oranı en fazla %10'dur, sabahtan akşama kadar bilgisayar oyunu oynadım. Önceden vaktimi televizyon başında geçirmeme sebep olan Overwatch'u bilgisayar için de aldıktan sonra hayatımın büyük çoğunluğunu bilgisayar ekranına bakarak geçirmeye başladım. Evet, aynı oyuna iki kere para verdim ama konsol da FPS oynamanın çilesini anlayamazsın!.. O hedeflemenin sıkıntısınız, karşına Genji çıktığındaki korkuyu...Hoş şimdi de aynı korkulara sahibim ama en azından biraz daha kabiliyetimi sergilediğim bir platformda olduğumu düşünüyorum. Daha fazla detaya girmeye gerek yok. Koca bir cumayı, bütün gün Overwatch oynayarak geçirdim. Oyun saatlerim elimdeki iş yüzünden bu ara sadece akşama kaldı ama halen devam ediyor. Yıla nasıl girersen öyle geçermiş, lafına tik atabiliriz bence.

Hafta sonu, bu tembel gidişata bir dur diyerek iş başına oturdum. Verimli bir hafta sonu geçirdiğimi söyleyebiliriz, bence. Gün içinde, yoğun bir şekilde pek müstehcen ifadeler kullanarak ürün yazılarımı yazdım. Bitiş çizgime daha çok yol var ama düzenli ve sağlam adımlarla gidiyorum. Tutturduğum çalışma düzenimden memnunum. Öyle ki fizik tedavi sebebi ile bilgisayar başında bulunamayacağım günleri gönül rahatlığı ile hafta sonu telafi edeceğime ve haftalık ortalamamı tutturacağıma dair bir güvene sahibim. Ayırca, fark ettim ki, konu ne olursa olsun yazmayı seviyorum. Klavyemin çıkır çıkır sesini duymayı, kulağımda müzikle sallana sallana "Acaba bunu daha başka ne şekilde anlatabilirim?" diye düşünmeyi seviyorum. Bu kadar uzun ve çilekeş bir eğitim döneminin sonunca insanın severek yaptığı işin aldığı eğitime bu kadar uzak olması çok trajikomik sanırım. O yüzden genç okuyucular, sizlere sesleniyorum! 

Var mı ki?! Nerde?! Nerde?!

Olsun, biz gene de Z Kuşağının Boomer'ı olarak görevimizi yapalım. Öğrendiğin mesleği severek yapmıyorsan, it is okay! Boşu boşuna, hayatını onu sevmek için harcama. Yüz vermeyen sevgiliye anlamsız enerji harcamaktan farkı yok. 

Konu çok dağıldı! İş güç sebebi ile gün içinde yorulan kafamı gün sonunda gene bilgisayar oyunu oynayarak dağıtmak kadar doğal ve anlamlı başka bir yol düşünemediğimden hafta sonu gecelerimi de bu sefer, dönemin popüler grup oyunu Sea of Thieves ile geçirdim. 4 kişilik bir korsan grubu olarak ilk defa denizlere açıldık, bir iki hazine peşinde koşup kendimi gerçek bir korsan gibi hissetmek adına, iki saatte öğrendiğimiz gemi kullanma mekaniğinde ustalaştığımızı iddia eder gemi savaşlarına daldık. Sonu batan gemimiz, çalınan gemimiz, kaçan gemimiz ve gene batan gemimiz oldu. Ama bu tayfamızın güvenini sarsacak bir hadise değil!! Ne münasebet! Ben eminim ki benim gibi diğer gemi arkadaşlarım da dört gözle haftasonunu bekliyor, elleri koca topları ateşlemek için kaşınıyor. Ben gemide tamirci görevini üstlendim. O nedenle savaş sırasında alt katta, elimde tahta ve kova ile takılıp geminin batmasını engellemeye çabalıyorum. Ayrıca yukarıdaki gemi arkadaşlarımdan uzak kalmak iyi oluyor (Sanal ortamda bile içedönüklüğümüzden vazgeçmiyoruz!). Zira ilk boş buldukları anda ellerine çalgılarını alıp sinir bozucu şarkılar çalmaya başlayan bir avuç sarhoş korsan! Bazen neden aynı gemide olduğumu sorguluyorum ama korsanlık bunu gerektiriyor belli ki...

Fizyoterapistlerim beni yeni yılın ilk günlerinde taciz etmeyerek güzel bir hediye verdiler. Pazartesi ve salı randevusunu iptal ettiler. Yılbaşının üstünden bir hafta geçtikten sonra bu kadarlık molanın yeterli olduğunu düşünmüş olacaklar ki bugün seansım var. Ne kadar özledim anlatamam... Bu ikinci fizik tedavi dönemi geçmek bilmedi, arkadaş! Bir de dizim ilk döneme göre çok daha iyi ya, iyice gıcık olmaya başladım gittiğime. Bir yandan da verdikleri absürt hareketlerle hayatıma renk kattıklarını da itiraf etmem lazım. Sıkıldım, evet ama içinde bir yandan da "Acaba bugün nasıl bir şaklabanlık yaptıracaklar?" diye heyecanlanıyorum. Bence onlar da buna benzer bir düşünce içindeler. Beni kapıdan girerken gördüklerinde hemen dinlenme odasına kapanıp aralarında konuşmaya başladıklarını hayal ediyorum.

-Geçen seferki trambolini gık demeden yaptı, he!!

-Off, inanılmazdı!! Acaba bu sefer neyi kabul ettirebiliriz?

-Yürüme bandında tek ayağının üzerinde zıplayarak yürütelim!!

-Yok, önce geri geri yürüterek başlayalım sonra tek ayağı deneriz.

-Ben gizli gizli çekerim kameraya. 

-Ben çektim bile! Trambolini Doktor'a izlettim, saatlerce güldük!

Birebir böyle konuştuklarını iddia edemem tabii ama hayal etmem çok kolay. 

Fethiye yolculuğa saatler kala yeni yılın ilk blog yazısını yazmış olmanın tarifsiz mutluluğu içindeyim. Ama bir yandan da ilk yeni yıl sıkıntısını da yaşıyorum. 20'lik dişim yılın sonlarına doğru bulunduğu delikten çıkmaya karar verip şu anda da rahatsız verecek kadar kendini göstermiş durumda. Alt çeneme yaptığı baskı nedeni ile diş etim şişmiş, bütün ağzıma bir ağrı yayılmakta. Bunun tek çaresinin de dişçiye gitmek olması insanı hüzünlendiriyor. Dişçileri oldum olası sevmedim. Uzun ve acılı bir ortodonti tedavisinden sonra kendilerine karşı hep mesafemi korumaya çalıştım ama nafile... Vücudunun kendisi sana ihanet ediyorken senin böyle çabalaman çok anlamsız oluyor. 

Gün içinde yapılacak şey, dişçi randevusu almak.

Yeni yıl, ilk haftası ile bana yıl içerisinde pek çok farklı duyguyu yaşayacağımı gösterdi. Tembel bir yıl geçireceğim ortada. Bunu anlamak için yılın ilk haftasına bakmaya gerek yok tabii, benimle birlikte herhangi bir dönemde bir hafta geçirseniz bunu siz de rahatlıkla söyleyebilirsiniz. Elime iş geliyor olması da ne kadar tembel bir insan olsam da çalışacağımı gösteriyor. Çözümü ortada olan problemleri yaşamakta da bir sakınca görmüyorum. Çaresi olmayan dertlerimiz olmasın da! 

Sözün özü, Bayan Kene 2021'den memnun. Hatta içinde 21 olduğu için daha da memnun! 4 senelik lise hayatını, 21 sayısına anlam kazandıran platonik aşkı Tim Duncan'ı düşünerek geçirmiş bir insan olarak, bu sayıyla karşılaşınca içini çocuksu bir coşku dolduruyor. Maç izlemek için uykusuz kalınan geceler ve Dominantlar Kraliçesi'nin "Zenci çocukların mı olacak?" şeklindeki ırkçı şakaları aklına geliyor. Güzel bir sayı 21. 

O zaman düz mantıkla, 2021'inde güzel duygular tattıracağı kanısına varmakta bir sakınca görmüyorum!

Bir sonraki, yıla lanet okuduğum yazımda görüşmek üzere!

3 yorum:

  1. tuzlu suyla çalkala, dişteki enfeksiyonunu alır. çok şeyetme yav, absolute gereklilik olmadıkça gitme dişçiye :D

    YanıtlaSil
  2. bence git, ortaca'da çektirmek çok kolay ve ucuz. 5 dakikada çekiyolar daha önce neden gitmemişim diyosun :D

    YanıtlaSil
  3. Daha önce aynı problemi yaşayıp çektirdiğim ve sonrasında nasıl bir rahatlığa kavuştuğumu bildiğim için gideceğim dişçiye. Eğer ilk defa başıma geliyor olsaydı kesinlikle seni dinlerdim sevgili tutkal :)

    YanıtlaSil