güne başlamak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
güne başlamak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Temmuz 2022 Çarşamba

Ezeli Düşman

Bütün saçmalıkları yaşadığınız bir günü geride bıraktığınızı düşünürken ertesi günün sabahında daha fazla saçmalıkla karşılaştığınız oldu mu? 

Ben bu son iki gündür böyle bir durum içerisindeyim ve gerçekten yarının ne getireceğinden korkar oldum. Başıma gelen saçmalıkları anlatmaya başlıyorum...

17 Şubat 2021 Çarşamba

Sabah Rutini Güncellendi

Kendime güzel bir sabah rutini bulduğumu düşünüyordum.

Sekiz'de kalkıyorum (eğer çok fazla uykum varsa yarım saat öteliyorum kalkışımı), gece boyunca atık üreten vücudumu rahatlatmak adına banyoya gidiyor, dişlerimi fırçaladıktan sonra (benim için önemli, zira düzenli diş fırçalamak benim için zor bir şey ve yapıyor olmamdan ötürü gururluyum, özellikle belirtmek istedim), kahve makinesine güzel bir kahve yapmak için ihtiyaç duyduğu her malzemeyi sağladıktan sonra evdeki hayvanlar alemini besliyorum. 

Emekli astsubay havasına sahip kedimiz ve prenses yaradılışındaki köpeğimiz yemeklerini yerken ben de giyinme faslıma geçiyorum. Buraya kadar yavaş yavaş ayılmış oluyor, temiz giysileri seçecek ve insan içine çıkılır bir kombinasyon haline getirecek kadar zihnim açılıyor (moda anlayışım konusunda tartışırız, o ayrı). Yemeğini bitiren Çoko dışarı çıkacak olmanın heyecanı ile giyinme aktivitemi hızlandırmak adına odaya dalıyor, bacağıma geçirdiğim pantolonumu burnu ile itekleyerek bana gaz veriyor. İşlem tamamlanınca peşimde hoplayıp zıplayan köpeğim ile montumu (hava durumuna göre bere, atkı) alıyor, Çoko'ya tasmasını takıyor ve ufak yürüyüşümüze çıkıyoruz.

31 Ocak 2021 Pazar

İnternetsiz Biz Biz Miyiz?

Bugün tam sıcak, taze kahveyi yanına alıp, dışarıdaki portakal bahçesine karşı oturup yazı yazmalık bir gün. Hava öyle güzel, öyle tatlı ve canlandırıcı ki... Ama bunu yapmam mümkün değil. Çünkü dün geceki "Afete İki Kala 2" fırtınası sebebi ile balkondaki şezlonglar sırılsıklam. Ben de bu yazıyı salonumda, canlandırıcı havayı yanımdaki pencereden çekerek ve ara ara, mal sahibinin genişlettiği kümesinin tellerini izleyerek yazıyorum. 

Aslında dün yazmayı isterdim ama gidip gelen elektrik ve internetin de kesilmiş olması beni bütün teknolojik aletlerden uzaklaştırdı. Aletlere ve kendime sinir oldum. 

Ve bir şeyi fark ettim, elektriğin olması ama internetin olmamasının beni daha çok sinir ediyor!

21 Ocak 2021 Perşembe

Kendini de Unutsaydın

Bayan Kene bugün üstün bir performans sergiliyor!

Uzun bir aradan sonra işe dönüşü bocalamalarla geçen Bayan Kene ilk iş günü satmak için yaptığı tatlıları evde unutmuş, Bay Nerd imdadına yetişmişti. Kafeye aldığı temizlik malzemeleri arabanın bagajında günlerce gidip gelmişti. Bugün ise Bayan Kene tam her şeyi yanına alarak evden çıktığını düşünüyordu. 

Çay demlemek için mutfağa yöneldi ve suyun bitmiş olduğunu gördü. Damacananın dibinde kalan suyu su ısıtıcısının içine döktü ve su istemek için telefonu aranmaya başladı. Ve o zaman fark etti ki telefonu kendisinden çok uzaklarda, üzülerek ayrıldığı yatağının baş ucunda. 

3 Mayıs 2020 Pazar

RadyoBeyin ve 2000'ler

Dün gece dünya genelinde yayın yapan kanallarda gezinirken -evet, yaptığımız tam olarak buydu- UK MTV Club kanalında karşımıza çıkan Sonique ve "It Feels So Good" şarkısı o harika 2000'li yılları o kadar güzel hatırlattı ki RadyoBeyin sabah yayını yapamadan duramadı.

Ama şarkımız İngiliz sanatçının bir başka parçası, "Sky".

Bir pazar sabahına gökyüzüne dokunarak başlamak kadar güzel bir şey olamaz!


27 Nisan 2020 Pazartesi

Bir Garip Corona Etkisi

Sanırım yaklaşık bir aydır Corona virüsü salgını nedeni ile evdeyim. Cafe ve restaurantların geçici bir süreliğine kapatılması kararı ile ben de pek çok işletme sahibi insan gibi dükkanı kapattıp. Mayıs ayının sonunda açılacağına dair söylentiler duymaya yeni başladım. Ve farkettim ki bu söylentiler beni diğer dükkan sahiplerini mutlu ettiği kadar etmedi.

Aslında şaşırtıcı değil. Çünkü evde geçirdiğim bu bir ayın nasıl geçtiğini anlamadım diyebilirim. Resmen kendimi hobilerime verdim ve içlerinde kayboldum. İlk iki hafta amigurumiye verdim ve başarılı 3 Chibi bebeği tamamlayarak ve hatta tariflerini yazarak geçirdim. Çok verimliydi. Sonraki hafta kendimi dizi ve filme verdim. Yarım kalan dizilerim bitirilmesi gereken bir sorumluluk halini almıştı. Onları temizledim üstüne bir de Top of The Lake diye, Twin Peaks tadında bir dizinin ilk sezonunu patlattım (İkinci sezonu da bekliyor). Yoğun bir şekilde film izledim ve Fransız Yeni Akım sineması hakkında detaylı bilgiye sahip olup neden fransız filmlerinden hoşlanmadığımı bir kere daha anladım. Öğretici oldu. Bir sonraki hafta ise içimdeki gamer kontrolü resmen ele aldı ve aralıksız oyun oynadım. Fallout New Vegas'da hackleyemeyeceğim bilgisayar kalmamasına o kadar yakınım ki... Ayrıca iki yeni MMORG'a başladım (sanki biraz fazla) ve Overwatch'da idman yaparak eski performansını yakalamaya bir adım daha yaklaştım. Ahh keşke Overwatch'da bir takımım olsa! Benim kadar asosyal bir insanı takım olma açlığına iten başka bir oyun daha oynamadım diyebilirim. Yorucu ama çok eğlenceli bir hafta oldu.

Bu haftada blogumu adam etmek üzerine yoğunlaşmaya karar verdim. Ergenlik döneminde açılmış olan bu blog dönem gereği çok fazla depresif yazıya sahip ama garip bir şekilde bundan utanmıyorum (utanmalı mıyım?). Sonuçta o dönemler öyle bir insanım ve şimdi de böyle bir insanım. Blogdaki o yazıları silip atmak beni daha iyi, daha olgun ya da daha mükemmel bir insan yapmayacak. Yapamaz çünkü değilim. O yüzden bunun hıncını anılardan, o zamana ait düşüncelerden çıkarmak anlamsız. O yüzden sahip olduğu ergen dönemi ile kalmaya devam edecek ama bu değişmeyeceği anlamına gelmiyor. Çünkü ben değişiyorum. Değişimimden memnunum. Bunu da yazılarıma yansıtarak kendimi biraz pohpohlamak istiyorsam ne var? Şimdi de böyle şımarık bir dönemdeyim diyelim.

Kendimle ve The Nerd'le kaldığım zorunlu ev izolasyonu boyunca farkettim ki bu izolasyonu gereksiz ciddiye almışım ve çünkü bu tür bir soyutlanma hoşuma gidiyormuş. Hayatımda beni bu kadar mutlu eden düzenli bir dönemim olmamış. Sabah yürüyüşü, üstüne sabah sporu üstüne kahve üstüne ilgilenmek istediğim hobi ile geçireceğim koca bir gün.

Tek derdim, gerçekten tek derdim, yemek. Keşke yemek yemeği bu kadar sevmesem ya da keşke yemek yapmak bana daha çok zevk verse. Bu ikilem gün yavaş yavaş ilerleyip akşam yemeği saatine yaklaştığında beni geren tek şey oluyor. Basit çözümlerle üstesinden geldiğimizde harika ama işler karmaşıklaşıp, evde tüketilmesi gereken malzemeleri kullanmak adına sağlıklı bir yemek yapma işine dönüştüğünde... İşte o zaman hayattan soğuma geliyor.

Evet, şimdi hem halen çalışan hem de evde ev işleri ile uğraşan insanların bana sinir, öfke ve küçümser bakışlarını hayal edebiliyorum. "Tek problemin bu mu, ha? Bu mu? Akşam yemeği mi? Gün içinde 3 toplantıya girmiş, çocuğu eğlemiş bir insan olarak ortak bir promlemimiz olması ne kadar güzel! Akşam yemeği! Sana güzel bir tavsiyem var. Bu akşam ne yemek yapacağını ben söyleyeyim! Bu akşamın yemeği!.." sahneyi o kadar iyi görüyorum ki daha fazla tarif etmem gereksiz. Ama haklılar. Gelmiş, burada oturmuş kahvemi yudumlarken, dünyanın içinde bulunduğu bu sıkıntılı durumda, akşam yemeği hakkında şikayet ediyorum. Gene de şu bir gerçek, o insanlarla kulvarlarımız çok farklı. Onlar para kazanıyor. Ben para kazanamıyorum. O insanların sorumlu olduğu başka bireyler var. Benim sorumlu olduğum herhangi bir birey yok. O yüzden de tek derdim, üzgünüm ama akşam yemeği.

Hoş, mesela şimdi saatler öğle yemeğine yaklaşırken gene bir yemek telaşı moduna giriyorum ama neyseki öğle yemeğini kahvaltı şeklinde yaptığımız için ne yiyeceğimiz gayet basit. Gerilmeye gerek yok. Karantina günlerindeki huzurlu saatlerime devam edebilirim. Akşam üstüne kadar...

Evine Hoşgeldin

İlk defa, Dalyan'daki evimin verandasına kurulmuş, laptopumu kucağıma almış, yazıyorum. Bunun ilk defa yaşanmasının sebebi evde ilk defa yazacak ilhamı almış olmam değil. O çok daha dramatik bir hava verirdi belki ama bunun sebebi gerekli teknolojik şartlara ulaşmış olmam.

Konuya açıklık getirmek adına bir iki şeyden bahsetmek istiyorum. Öncelikle masaüstü bilgisayarda yazmayı sevmiyorum. Klavyem çok gürültülü (ve aslında bu hoşlandığım bir şey ama oyun oynarken). Kendimi tokmakla deliklerden çıkan kafalara vurduğun oyun makinelerinin başında hissediyorum. Ayrıca masaüstü bilgisayarda yazmayı ne kadar sevmiyorsam laptopumda yazı yazmayı da o kadar çok seviyorum. Sanki benim bir parçam gibi. Çok uzun süre boyunca bu laptopa sahibim ve benim için gerçekten değeri büyük ve özel. Bu nedenle yazı yazmak gibi benim için ayrı bir değeri ve önemi olan bir eylemi laptopta gerçekleştirmek beni daha çok mutlu ediyor.

Laptop yazma takıntımı açıkladıktan sonra neden bu zamana kadar laptopta evimden yazamadığım konusuna değineceğim. Bu zamana kadar sevgilimi laptopumun ölü bir pili olmasından dolayı kendisi dizüstü bilgisayar özelliğini kaybederek bir masaüstü bilgisayar durumuna geçmişti. Uzunca bir süre ilgilenmemem ve Cafe'de beni oylaması ayrıca müzik, hesap gibi işlerde kullanmam açısından elverişli olacağını düşündüğüm (aynı zamanda içten içe Cafe'de yazmak istersem laptopumu kullanmak için) kendisini Cafe'ye taşıdım. Oranın masaüstü bilgisayarı olarak uzunca bir süre iş gördü ama soğuk kış aylarında sırtıma soğuk soğuk bir duvarın önünde yazı yazmaya çalışmak beni hem durumdan hem de yazı yazmaktan soğuttu. (Ne kadar üşüten bir cümle ama!) Gittikçe laptopumdan ve yazmaktan uzaklaşmaya başladım. Bunun beni içten içe ne kadar üzdüğünü ve içimi sıkan bir hal aldığını zamanla artan depresyon hallerim ve agresifleşen hareketlerim sayesinde fark ettim. Hemen bir gerekenler yapılmalı ve ben laptopuma kavuşmalıydım!

Ve mutlu son! Yeni pil geldi, laptopumun sırtında yük haline gelmiş saçma dosyalar ve programlar silindi. Resmen silkinip kendine geldi. Ve işte şimdi, evimde, kucağımda, klavyesinin yumuşak tuşlarının çıkardığı sevimli çıtırtıların eşliğinde ilk yazımı yazdım.

Artık kutlama kısmını geçtiğimize göre, biraz biberleyelim ha!..