Alkolle garip bir ilişkim oldu. Şu anda çok stabil ve hatta biraz mesafeli bir haldeyiz. Ve bunun nedenlerini anlamak için çokça bulanık, çokça sefil hatırlara bakmak gerekir.
Peki, şimdi bu nereden esti, Bayan Kene?
Geçen gün Bay Nerd'le Another Round filmini izledik. Vaktizamanında minik sinema kulübümüzde, üzerine tartıştığımız The Hunt filminin yönetmeninin son filmi. Tıpkı The Hunt gibi, bir Danimarka kasabasında geçen film, gün içerisinde belirli bir miktar alkol almanın sosyal aktivitelerdeki performansı nasıl etkilediğini araştırmaya karar veren bir grup öğretmeni anlatıyor. Film içerisinde pek çok kere alkol tüketiliyor (doğal olarak) ve alkolün iyi kötü bütün etkilerini görüyorsunuz. Filmi tavsiye eden Bayan Goth'a izlediğimi söylediğimde "Evde alkol var mıydı bari, insanın canı çekiyor." dedi. Canımın çekmediğini hatta tam zıttı duygular hissettiğimi söyledim. Ertesi günü Düşünür Veggie Hanım'la buluştum ve O'na da filmi izlediğimden bahsetti. Onlar da filmi izlemiş ve Bayan Goth'un dediğini aynısını dedi, "Evde alkolünüz vardı umarım, insanın canı çekiyor." İki ayrı kişiden de aynı soruyu ve aynı duyguları alınca, acaba benim görüşümde mi bir tuhaflık var, diye düşünmeye başladım. Alkol geçmişimi irdeleme fikri bu şekilde ortaya çıktı.
Öncelikle belirtmek isterim, kimsenin alkolü neden, niçin aldığını, neden, neyi yaptığına takık değilim. Bu yazı sadece Bayan Kene'nin kendi tecrübeleri ve tecrübeler sonucunda ulaştığı belli neticeleri içermektedir. Genel bir ders verme ya da çıkarım amacı gütmemektedir. Bayan Kene, ders verecek ya da çıkarım yapmanız için yeterli donanıma ve bilgiye sahip bir varlık değildir. Okuyucunun dikkatine!
Lisede "Bir bira içelim"le başlayan muhabbetler kısa sürede evde iki kişi bir büyük votka bitirmeye doğru gitti. Önceden uygun zaman, doğru kişiler, belirli bir ruh hali gerekirken, birden işler her duygu halinin içki içilecek öneme sahip olduğu, her zamanın uygun zaman olduğu bir noktaya vardı. Doğru kişiler değişmedi, sadece sayıları arttı. Böylece doğal olarak içki için ayrılan para, süre ve enerji de hızlanarak artmış oldu.
İçine kapanık biri olarak alkol ve alkolün getirdiği sarhoşluğun beni kalabalık ortamlarda rahatlattığı izlenimine üniversitede vardım. Lisede bunu anlayamazdım, çünkü içki içmeye başladığım dönemde lise zaten kendi çöplüğüm olmuştu. Ama üniversite öyle değildi, kalabalıktı, çok insan vardı ve her girdiğin yeni ortamda başkaları ile ilişki kurman gerekiyordu.
Üniversite kulüplerinin içki ortamlarında muhabbet eden bir insan olmaya başlamam, Erasmus'la tavan yaptı. İtalya maceramda iyice içime kapandım ve iletişim kurabilmenin tek çaresinin hareketlerimi, dilimi ve tavırlarımı genişleten alkol olduğunu gördüm.
Bir Erasmus partisinde aldığım yorum aklımdan çıkmaz; "İçki içince ne kadar eğlenceli bir insan oluyorsun." O dönemin kısa özetini bu ifade ile anlatabilir ve o dönem ki Bayan Kene'nin, alkolü, tıpkı Another Round'daki gibi, sosyal ilişkileri düzenlemek için bir araç olarak kullanmanın ne kadar doğru olduğu sonucuna vardığını söyleyebiliriz.
Tabii ki olaylar aynen Another Round'daki gibi gelişti. Ortamın ne kadar kalabalık olduğu, ne kadar tanıdık insan ya da tanımadık insan olduğu gittikçe önemsizleşti. Alkolün verdiği rahatlık daha büyük bir önem kazanmaya başladı. Bunun sonucunda, eğer kolay kolayda sızmayan biriyseniz, otobüs içinde arkadaşlarla alt alta üst üste eşek şakalarından, duygusal dengesizlik nedeniyle yurt odasını ateşe verme fikrinin cazipliğine, yanlış insanlarla yanlış ilişkiler kurmaya, normal şartlarda hiç ilişki kurmayacağın kişilerle ilişki kurmaya, çok yanlış kararlar alıp, çok yanlış şeyler söylemeye ve ertesi güne kendini kelimenin her anlamı ile iğrenç hissederek uyanmaya varan bir sona ulaştı. O yüzden Another Round'da umarsızca içip eğlenmeye başladıkları sahne bana çok tanıdık ve çok üzücü geldi. Çünkü o eğlencenin sonunda beden ve zihinde yaşanılan tatsızlığı çok net hatırlıyorum. Özlemini çekmeyecek kadar net...
Bütün bu süreç boyunca aklımdan bir kere bile alkolik olduğum düşüncesi geçmedi. Hala da geçmiyor. Ama alkolün beni eğlendirdiği kadar da süründürdüğünü söyleyebilirim. Hal böyle olunca, şu anda ikinci biradan sonra bedenim alkol arasa bile zihnimin onu durduruyor olmasından son derece memnunum.
İçimde bir yerlerde bir Mr. Hyde olduğunu biliyorum. Doğru anı, doğru masayı ve doğru insanları bulsa o masada başlayan içkiyi bir bara, sonra başka bir bara sonra da eve taşıyıp geceyi serin banyo zemininde sızarak bitireceğini biliyorum. Çünkü hatıram bana bütün o sürecin çok eğlenceli olduğunu söylüyor. Ama neyse ki Dr. Jekyll var. Yazılı hatıraları ile beynimin beni bulandırmaya çalışmasına engel oluyor. Dr. Jekyll olmasaydı, muhtemelen siz bu blogda Bayan Kene'nin sarhoş yazdığı, karamsarlığın, depresyonun, ilgi arayan çığlıklarının yarattığı kaosu okuyor olurdunuz.
Ha, diyeceksiniz ki, şimdi de ilgi arayan çığlıklar değil belki ama fısıldamalar okuyoruz. Sizi temin ederim, çığlık ile fısıltı arasında önemli bir fark var. Birine ilgi göstermeniz daha yüksek ihtimal iken birinden kaçmak istemeniz daha olası.
Another Round, benim içkiyi yanlış kullandığımı gösterdi. "İçki yanlış!" demiyorum (bknz. 4.paragraf). Ne münasebet! Sadece filmi izlerken elemanların içkiyi yanlış kullandığını düşündüm. Doğal olarak, ben de, o zamanlar içkiyi yanlış kullandığım sonucuna vardım. Naçizane fikrim, sosyal ilişki kurmak için içkiye yönelmek güzel bir başlangıç olabilir ama alkol tadında bırakılmayacak kadar baştan çıkarıcı. Özellikle de bunu kullanan benim gibi içine kapanık insanlarsa. Bir kere o rahatlığın tadını aldığım zaman rahat olmayı öğretmeme gerek kalmadı. Alkol benim için bunu yaptı ve anında tembelliğe alıştım.
Eğlenmek için alkol almak çok başka bir kafa ve ben bu kafayı son 10 senedir yaşıyorum. Bay Nerd için hep böyle olmuş, o yüzden belki filmi izlerken onun canı içki içmek istemiş olabilir. Bunu kendisine soracağım.
Bu arada, filmi izledikten sonraki gün bir akşam birası içtim. Bence, dolaptan çıkmış soğuk bir biranın tadı kadar güzel olan az şey vardır. Yani, canım içkiyi izledikten hemen sonra değil de bir gün sonra çekti. Biramı içtim, yanında kuruyemişimi yedim ve oyunumu daha rahat bir şekilde oynamaya başladım.
Rahatlık güzel şey. Bütün gün pijamanız ile oturmak güzeldir, keyiflidir. Ama ben bütün gün pijamayla oturduğum zaman kendimi bok gibi hissediyorsam, o rahatlığın bana iyi gelmediğini söyleyebiliriz sanırım. Hem o rahatlığa ulaşıp hem de huzur veren başka bir çözüm bulmam daha yerinde olur.
Bulduğumu da düşünüyorum! Şu anda tek bir birada rahatlığı, ikinci birada yeterli sarhoşluğu buluyor ve Nijerya hip-hopunda dans etmek için daha fazlasına ihtiyaç duymuyorum. Hatta düşündüm de, artık dans etmek için tek bir biraya bile ihtiyaç duymuyorum! Tebrikler Bayan Kene, artık saçmalıklarınızın bir bahanesi yok!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder