O zaman iyi haftalar!
Aslında araya RadyoBeyin girmek istedi ama engel oldum. Öncelik benim. Öncelik her zaman Bayan Kene'nin!
Yoğun bir haftayı geride bıraktığıma inanırken önümdeki haftaların daha da yoğun geçeceğinden eminim. Küçük evin eşya siparişlerini verdim. Bu büyük bir işti. Eşyaları seç, uygun fiyata neresi tespit et, birbirleriyle uyumlu olup olmayacağını tasarla (bu konuda İstanbul'da mahsur kalan ortağımdan yarım aldım tabii ki!) ve siparişleri ver. Bütün bu süreç gerçekten bir hafta sürdü ve cuma günü sonuçlandı. Şimdi, gelecek eşyaların yerleşmesi, kurulması ve evin, kendi deyimim ile, "çekici bir havaya" kavuşması kaldı. Fayans ustası dışında, usta işlerini de geride bıraktım diyebiliriz. Tabii ki bu arada ustaların başında duran Bayan Mavi'ye de teşekkürlerimi iletmek isterim. Bu hepimizin eseri. Teşekkürler... (bu kısım bir siyasetçi havasında).
Ayrıca dün, ilk Feminist Film Toplaşması'nı gerçekleştirdik. 5 kişilik gruptan iki kişinin katılımı ile başarılı (!) bir şekilde gerçekleştirdiğimiz toplaşmadan son derece memnun kaldım. Feminist film tanımlama şeklimin çok da yanlış olmadığını gördüm, önerdiğim filmin diğer üye tarafından da beğenilmiş olması ile ufak bir gurur duydum. Yalnız şimdi geri dönüp toplantıya bakınca, çok fazla konuşmuş olabileceğimi düşünüyorum ve bundan bir utanç duyuyorum. Bir sonraki toplantıda kendimi tekrar etmekten kaçınacak ve karşı tarafın dedikleri üzerinden konuşmaya özen göstereceğim. Hayatının genelinde sessiz bir insan olarak spesifik konularda ve spesifik insanlara karşı çok fazla konuşuyor olmam garip değil ama hoş da değil... Her neyse... Konuyla ilgili gerekli notlarımı aldım!
Bu aralar memelerimin sütyen içinde duramaması gibi bir problem yaşıyorum. Bu problem birkaç şeyin sonucu olabilir. İlki, sütyenlerimin artık "Sal bizi, bak işe de yaramıyoruz. Lütfen!..." şeklindeki haykırışları olabilir. İkincisi ise kilo aldığım! Sanırım ikinci ihtimal üzerine oynamam lazım. Aslında canım şöyle ter su içinde kalacağım bir spor da yapmak istiyor. Belki yarın başlarım. Haftada iki kere yapsam şahane olur! Boş günlerimde kendimi eve kapatmam gerekiyor.
Bu da bir diğer konuya geçişimi sağladı... Biraz buralardan uzaklaşmam lazım. İlla fiziki olarak başka bir yere gitmek değil, ki zaten mümkün değil, fiziki olarak ortalarda gözükmemem bile sıkılmışlığıma son derece iyi gelebilir. Hatta geleceğinden eminim. Ama bahsettiğim tam bir yok oluş! Telefonumu dahi kapayacağım. Ama maalesef bu hayalimi bir süre daha ertelemem gerekiyor. Küçük ev işlerinden ötürü boş günlerimde eve kapanmam pek söz konusu değil. Telefonumu kapatmam ise imkansız. Adres sorup duracak kargocuların kargoyu teslim etmemek için fırsat kolladığından adım gibi eminim! Bugün teslim edilecek kargo mesajı geldi. Bakalım teslimat sorunsuz bir şekilde gerçekleşecek mi? Yarın da mesela tabak çanak olayını, çatal bıçak yerleşmesini, hali hazırdaki eşyaların düzenini halletmek için küçük eve gitmem lazım. Küçük eve gitmek demek Bayan Mavi ve Bay Hastalık Hastası ile diyaloğa girmem demek. Onlarla diyaloğa girmem demek ekstra yapılacak iş ya da düşünülecek problemler demek. İşte bu sebepler yüzünden, güvenli, sakin ve sessiz evimden çıkmak istemiyorum. Yoksa çok ciddi bir problemim yok. Ailesel problemlerim var.
En sonunda Tüketim Toplumu kitabını bitirdim! Ve anladım ki bu tip kitaplar hiç bana göre değil. Oturup Tüketim Toplumu'na dair konuşalım deseniz, yapamam. Okuduklarımın hepsi uçtu gitti. Sadece zamanı verimli geçirme takıntımız üzerine bir iki laf edebilirim. Ama onun haricinde kafamda kitaba, kitaptaki söylemlere dair hiçbir şey kalmadı. Kulvarımın dışında olduğunu fark etmek iyi oldu ama. Şimdi Mantar Terbiyecisi Hanım ile belki üzerine konuşuruz diye Carl Sagan'ın mesaj kitabına başlayacağım. Baş ucu kitabım olan Walden'da da çok bir ilerleme kaydedemedim ama ondan daha çok umutluyum. Tüketim Toplumu gibi olmayacak. Walden'ın üzerine konuşabileceğim kadar aklımda kalacağını hissediyorum.
The Handmaid's Tale'a kaldığım yerden başladım ve bu diziye neden ara verdiğimi anlayamadım. Bu kadar güzel bir diziye bilinçli olarak ara vermiş olamam. Evet, bazı sahneleri fazla dramatik ve bazı sahneleri fazla uzun ama genel olarak havası, suratına çarptıkları ve oyunculukları çok iyi. Her defasında kendimi "Bu da çok ütopik değil mi?" diye savunurken buluyorum ama aslında ortada savunacak bir şey yok. Ütopik ama zaten ütopyayı yaşayan insanları görmek onun gerçeklikten uzaklaşmasını sağlayacak. Ya da belki de bu kadar uç noktasını görmek bizi "abartı" kafasına daha çok sokuyor ve kendimizi daha fazla mı güvende zannediyoruz? İlginç... Bunun üstüne düşüneceğim.
Sanırım artık Bayan Kene'nin sırasını salması ve RadyoBeyin'e devretmesi lazım. Belki ardından tekrar gelir. Çünkü o filmi yazmak için can atıyor! Neyse, hoşgeldim ve iyi haftalar!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder