9 Nisan 2021 Cuma

Dünyadan Nefret Ettiğim Bir Gün

Farkında mısınız, bilmiyorum ama koca bir senenin 3'te birini bitirmek üzereyiz! Şikayet ede ede geçirdiğimiz koca bir 2020'den sonra şimdi de şikayet ede ede 2021'i yarılamaya doğru gidiyoruz. Ve ben bu yolculukta dün, bütün dünyadan nefret ediyordum.

Sabah terleyerek uyandım. Bu yazın habercisi değil. Bu ya hasta olacak olmamın habercisi, ya kabus görmüş olmamın ya da odanın havasızlığının. Özellikle de uyandığınız zaman pencerenin dışında gri bir hava varsa bu kesinlikle yazın habercisi değil! Doğal olarak, her normal insan gibi, ben de yataktan nefret ederek kalktım. Üstüne kalktığım saatin kalkmam gereken saatten çok ileride olduğunu fark edince ve gözlerim hâlâ kapanmak için benimle amansız bir savaş verdiğinde hayata olan nefretim adım adım artmaya başladı. Aslında çalıştığım gün değildi. Vücuduma karşı bu yorucu savaşı vermek zorunda değildim. Yatağın çağrısına ve havanın kasvetine uyarak yatağa geri yatıp yorganı kafama çekebilirdim. Ama birincisi terlemiştim ve ikincisi yapmam gereken işler vardı.

Kalktığım sırada Bay Nerd çoktan yatağı terk etmiş, bilgisayar başındaki mesaisine başlamaya hazırlanıyordu. Yani her bilgisayar başı insanının yaptığı gibi dünya haberlerini almak adına sitelerde geziniyordu. Kahvenin hazırlanmamış olduğu konusunda homurtularımı dile getirdikten sonra hayvanlar alemi ile ilgilenmeye başladım. Büyük Terör Gizmo'nun sabah şikayetleri, ben yemek kaplarını alıncaya, mutfağa gidinceye, mama dolduruncaya ve kaplarını yerine geri koyuncaya kadar devam etti. Kendimi küçük çocuğunun ağlamalarına karşı tepkisiz kalan bir anne gibi hissediyorum Gizmo sayesinde. Heyecan içerisindeki Çoko ise Gizmo'nun tam tersi son derece sessiz ama bir o kadar da hareketli. Bu nedenle mutlaka o haşmetli kuyruğu ile devirdiği şeyler oluyor. Ama tüm bunlara rağmen o gün, hayvanlar alemi ile ilgileniyor olmak dünyaya olan nefretimi arttırmadı. Fakat azaltmadı da... Onlara karşı tamamen tepkisizdim. Tıpkı çocuklarına karşı tepkisiz bir anne gibi.

Çoko'nun yürüyüş görevi de başarı ile gerçekleştirildikten sonra eve döndüm. Saate baktım ve yatakta geçirdiğim ekstra 2 saatin cezasını yarım saat içerisinde sandviç hazırlamaya çalışarak çektim. Bu sırada Bayan Mavi aradı ve evden çıkan Bayan Kene'ye iki ekstra görev daha pasladı. Böylece nefret barım artmaya devam etti. Aslında bu görevleri söylemeye utanıyorum, zira nefret barını arttırmaya değer görevler değil. Gazete almak, tamam mı?! Evet, basit ama beni oyalayacak bir görev, arkasından başka görevlerin de gelme ihtimali çok yüksek ve ben dünyadan nefret ediyorum. Yani bana dün, gidip hayvanlar alemi için mama alalım ya da gidip akşam partilemek için içki alalım da deseniz nefret barım gene artacak! Çünkü öyle bir gün!

Öhöm, her neyse... Sandviçler hazırlandı, arabaya binildi ve görevler bir bir gerçekleştirilmeye başlandı. Kafe'de ekstra hayattan tiksinmemi sağlayan memnun edilememiş müşteri haberini de aldıktan sonra sabah yatağımın çağrısına uymadığım için pişman olmaya başladım. 12'de çıktığım evime basit ama oyalayan görevler sebebi ile 14'te döndüm. Koca iki saat nereye gitti hiçbir fikrim yok! Günden haz aldığım tek saat 14-15.30 arası diyebilirim. Bu aralıkta yemek yerken Star Trek izlemeye tekabül ediyor. Hem sevdiğim bir aksiyon yapıyorum (yemek yemek) hem de dünyadan çok uzak bir şey izliyorum (Star Trek).

Nefret barımı azaltan bir moladan sonra bilgisayar başına oturdum. Müstehcen yazı yazmaya kendimi hazır hissetmiyordum, bu nedenle beni hazırlayacağını düşündüğüm bir mail attım. Hayır, Mantar Terbiyecisi Hanım'a müstehcen bir mail atmadım. Gayet depresif, nefret barımdan bahsettiğim, araya ekmek yaptığımı sıkıştırdığım bir maildı. Ama parmaklarımın klavyede gezinmesini tetiklemeye yaradı. Ben de müstehcen işimi açtım ve bir adet seks oyuncağını güzelleyen bir yazı yazmaya oturdum. 

Telefonum çaldı. Bilinmeyen bir numaraydı. İyiye işaret değildi. Açtım. Muski. Evin önünde olduklarını söyledi. Taciz çalışmalarımın sona ermiş olması güzeldi ama evde sadece Bay Hastalık Hastası vardı ve Bay Hastalık Hastası bu işlerin adamı değildi. Düşününce, Bay Hastalık Hastası hiçbir işin adamı değil ama konumuz bu değil. 

Adamlara oyalanmaları için Bayan Mavi'yi arayacağımı söyledim ama telefonu kapattıktan sonra üzerime bir hırka, ağzıma bir maske takıp dışarı fırladım. Aldığım ani haber ve bu konuda bana yardımcı olacak hiçbir insanın olmayışı sayesinde nefret barım bir anda fırladı! Doğal olarak. Eve vardım, Muski ile muhatap olup, bu zamana kadar yapılan işin yetersiz olduğunu öğrendim. Bundan sonra yapılacak işlerin ise bu zamana kadar yapılandan daha meşakkatli olacağını ve ancak o işler bittikten sonra Muski'nin gelmesi gerektiğini Muski'den öğrenip üstüne bir de "Geldiğimiz her sefer için aslında keşif parası alıyoruz." gibi üstü kapalı bir tehditte aldım. Yapılacak işi azaltmak için pazarlık yapma cesaretini bile gösterdim ama Muski'nin süvarileri kararlı çıktılar. Duvar kırılması konusunda bir fetişleri olduğunu düşünerek pazarlığı bıraktım. Hiçbir şey yapmamış olsalar da terbiyemden süvarilere teşekkür ettim ve edeceğim küfürlerin duyulmaması için arabaya bindim, radyoyu açtım, sesini yükselttim. 

İçine düşünülen çukurda çıkmak için atılan her adımın üstünüze daha çok yığmaktan başka bir işe yaramadığını tecrübe etmiş olabilirim. Bu tecrübenin bende yarattığı etkileri telefonda (ki eve varmama 5 dakika gibi saçma kısalıkta bir süre varken) Bay Nerd'e bağıra bağıra anlattım. Eve vardığımda sinirim yerini sonsuz bir karamsarlığa ve nefrete bırakmıştı. Bu nedenle evde şikayetlerime daha sakin devam ettim. Bay Nerd sakin bir şekilde dinledi, süvarilerin haklı olduğu noktaları gösterip, beni sağduyulu olmaya davet etti. Sonra da canımı sıkmamı, bir şekilde halledeceğimizi söyleyerek hissettiğim yalnızlığı üzerimden bir nebze olsa da silkeledi. 

Tabii ki bu nefret barımı azaltmadı. O bar artık dönülmez bir seviyeye fırlamıştı. Ne yediğim tatlı ile ne izlediğim film ile ne de sevişme ile geçecek değildi. Bütün bu aktiviteler günün bitmesini hızlandırmaya yaradı sadece. Doğal olarak. Gece uykuya dalarken hâlâ dünyadan nefret ediyordum.

Bugün nefret barımın sıfırlandığını söylemek isterdim ama tam olarak öyle değil.Sadece bu sefer çevrenin azaltıcı etkilerini görebiliyorum. Bunda bu günün cuma olmasının büyük sebebi var. Daha önemli sebep ise yarın sokağa çıkma yasağının başlıyor olması! Evet, itiraf ediyorum, sokağa çıkma yasağının bir fanı olmaya başladım. İşler normale döndüğünde "normal" ile nasıl baş edeceğim, bilemiyorum.

Gün iyi başladı ama gün yeni başladı, uzun ve Bayan Kene yorgun. Evine döndüğü zamanı daha çıkmadan iple çekmeye başladı. 

Derin bir nefes al, Bayan Kene. Unutma, sen bir süper kahramansın!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder